Alışmak Zor Olsa Da…

Abone Ol

Lefkoşa’da pazartesi günü kan donduran bir olay yaşandı. Genç bir kadın herkesin gözü önünde hunharca katledilmek istendi. Aklı başında olmayan bir erkek şahıs onlarca kişinin önünde onu defalarca bıçakladı. Cinayet teşebbüsünde bulunan kişi için aklı başında olmayan diye bilerek yazdım. Çünkü aklı başında biri bir diğerinin canına sebebi ne olursa olsun nasıl kasteder ve dahası kendi kendini nasıl bıçaklar, hem de vahşice…
Bu olay bana çocukluğumu hatırlattı. Anımsadığım kadarı ile belki on yılda bir böylesi bir olay kulaktan kulağa yayılırdı. Yarım asır öncesinden söz ediyorum. Sonra yıllar geçti. Her yıl biraz daha fazlalaştık ve polisiye olaylar da artmaya başladı. 1974’ün ikinci yarısı idi. Lefkoşa’da ünlü bir mağazanın sahibi el bombası ile öldürüldü. Hem de herkesin gözü önünde gündüz. Mesela bir taksici vardı. Lefkoşa’da onu herkes çok severdi. Galiba adı Ali idi. Kocaman gemi gibi dediğimiz türden siyah bir aracı vardı. Sonra bir sabah Gönyeli ovalarında aracı içinde ölü olarak bulunduğunu okuduk gazetelerden. Tel ile boğulmuştu. Galiba yıl 1974’in sonlarıydı. Savaştan çıkmıştık yaralılar, ölüler görmüştük ama bu başka bir şeydi. Herkes tedirgin olmuştu. İlerleyen yıllarda bu tür olaylar arttı. Örneğin herkesin konuştuğu bir başka olay yaşanmıştı. Bir anne ve kızı Kumsalda kaldıkları dairede yine vahşice öldürülmüştü. Dehşet dolu günlere uyanmaya başlamıştık bu küçücük ülkede. Mümkün olduğunca geceleri yalnız dolaşmamaya özen göstermeye başlamıştık korkudan. Kendi ülkenizde geceleri yalnız sokağa çıkmaktan korkmak ne kadar vahim bir durum değil mi? Ne var ki zamanla insan her şeye alışıyor. İnsanların dövülmesine, soyulmasına ve öldürülmesine de alıştık galiba…
Kuyumcuların, dövizcilerin öldürülmesi, alacak verecek yüzünden cinayet derken, mafya işi cinayetler hayatımızın bir parçası oldu. İnternette şöyle bir araştırma yaptım da biraz daha ürperdim. Net veri olmamasına rağmen son beş yılda neredeyse 25 cinayet işlenmiş bu küçük ülkede.

Yani her yıl beş cinayet. Ne kadar kötü değil mi?

Özellikle hırsızlık olayları doksanlı yılların sonuna kadar sanırım polisiye olayların en başında geliyordu. Hatta 80’li yıllarda ülkeye Girne’den giriş yapan birinin şüpheli davranışları gümrükte görevli polisin dikkatini çekince onu sorguya çekmişlerdi. Üzerinden ne çıkmıştı biliyor musunuz? Beline doladığı ip bir merdiven ve iki tornavida. ‘Bunlarla ne yapacaksın?’ diye soran polise hırsızlık yapıp geri gideceğini söylemişti. Biz de haberini yapmıştık.

Şimdilerde ülkenin durumunu düşünüyorum da keşke o hırsızların cirit attığı KKTC kalsaydı da katillerin cinayetlerini konuşuyor olmasaydık! Şimdi bir kadın cinayeti daha diye bir dünya yazı yazılacak. İster kadın, isterse erkek olsun ne fark eder ki, sonuçta katledilen bir can oluyor. Ülkemizin içinde bulunduğu bu vahim durumdan kurtulmak mümkün mü? Evet, her ülkede bu tür olaylar olur ama bizim ülkemizde olmamasını istemek çok mu saflık olur? Aileden başlayan eğitim… Okullara yayılan katıksız eğitim… Ülkede asayişi sağlamak için kararlılık… Temiz toplum, temiz siyaset… Ülkeye her isteyenin gelip, yıllarca kaçak kalmayacağı bir düzen… Ve halkının geleceğini düşünen yöneticiler… Hepsi bir bütün olsaydı ben de bu yazıyı yazmayacaktım…

Okuyucuya Not: Köşe yazısını yazmama neden olan olaydaki iki kişi yazıyı yayınladığımda hala yaşıyorlardı.