Amerikalı ablaların özrü

Abone Ol

Kasım 2016. Levent Kutay ile birlikte Londra’da bir turizm fuarındaydık. Bakan, her zamanki gibi Fikri Ataoğlu’ydu. Ataoğlu, fuarın ilk gününün ardından Kıbrıs’ta patlak veren (şimdi hatırlamadığım) bir kriz nedeniyle erken dönme kararı aldı. Biz de Levent’le birbirimize baktık: Üç gün daha kalmayı gerektiren orijinal Londra planına sadık mı kalalım, yoksa kendimizi başka bir maceranın içine mi atalım?

Tam o sırada federalizm gurusu Ulaş Barış’ın, Ahmet Kasımoğlu ile birlikte Cenevre’nin Vevey kasabasına yeni vardığını öğrendik. Mont Pelerin Zirvesi’nin ilki başlamak üzereydi. İkili, zirveyi beklerken bir çiftçi festivalinden sosis ve bira fotoğrafları paylaşıyordu. Karar o anda verildi: Cenevre’ye gidilecekti. Mont Pelerin ekibine dahil olunacaktı.

Londra–Ercan biletimizi Zürih–Ercan olarak değiştirdik, Londra–Cenevre uçuşlarını ayarladık. Sabahın ilk ışıklarında, bizi havalimanına götürecek olan ve belli ki köriyi biraz fazla kaçırmış Hintli taksiciyi beklerken, daha güneş doğmadan otelden çıkmaya çalışan iki Amerikalı kadına bir soru sordum:

“Gerçek mi?”
“Maalesef gerçek” dediler.
Ve peşinen, bizden ve bütün dünyadan özür dilediklerini söylediler.
Donald Trump’ın ilk kez ABD Başkanı seçildiği gecenin sabahıydı.
Tesadüfen karşılaştığımız iki Amerikalı kadın, o günden sonra yaşayacaklarımız için önceden özür diliyordu.
Ne yalan söyleyeyim, abartıyorlar sandım. “Bunlar Hillary’ci, Demokrat” diye düşündüm; tepkileri o yüzdendir dedim.

Şimdi olanlara bakıyorum da…

Trump’ın ilk dört yılı, ardından gelen Biden’lı ara dönem ve şimdi yeniden seçilmesinden sonraki ilk yıl… Oval Ofis’te geçirdiği her an, uluslararası hukukun ya açıkça ihlal edildiği ya da bilinçli biçimde aşındırıldığı anlar olarak tarihe kaydediliyor.

Hatırlayın:

İlk imzalar Kudüs’ün İsrail’in başkenti olarak tanınması ve ABD Büyükelçiliği’nin buraya taşınmasıydı. Ardından Golan Tepeleri üzerindeki İsrail ilhakının tanınması geldi. BM Güvenlik Konseyi tarafından onaylanmış İran Nükleer Anlaşması’ndan tek taraflı çekilme, Irak topraklarında İranlı General Kasım Süleymani’nin öldürülmesi, Uluslararası Ceza Mahkemesi savcılarına yaptırımlar, Paris İklim Anlaşması’ndan ve Dünya Sağlık Örgütü’nden çekilme kararları… Daha neler neler…

İkinci dönemine ise Venezuela Devlet Başkanı Nicolás Maduro’yu “paketleyip” Amerika’ya götürme söylemiyle başladı. Ardından “oraları biz yöneteceğiz” dedi. Yetmedi, Grönland için, “Bize lazım, ya satın alırız ya da zorla alırız” noktasına geldi.

Şimdi de Birleşmiş Milletler’in bazı önemli işlevlerini ikame etmeyi hedeflediği her hâlinden belli olan, Gazze bahaneli bir “Barış Konseyi” oluşturma çabalarını izliyoruz. Sanırım bu yapıya biraz daha yakından bakmakta fayda var.

Neyse… Başka günün konusu.

Aradan geçen neredeyse on yılın ardından, o sabah otel lobisinde özür dileyen Amerikalı ablaların ne kadar haklı olduğunu, biz de o gün özürlerini ciddiye almayarak ne kadar ayıp ettiğimizi bugün çok daha iyi anlıyorum. Değil mi Levent?

{ "vars": { "account": "G-4YY0F4F3S9" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } } { "vars": { "account": "G-1E4JSD5JXZ" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }