Ektam Kıbrıs Ltd.’de yaşananlar sıradan bir iş yeri anlaşmazlığı değil; anayasal düzene, sendikal haklara ve hukuk devleti ilkesine ne kadar bağlı olunduğunun açık bir göstergesidir. Bu süreç, çalışma yaşamında hukukun mu işleyeceğini yoksa isteyenin istediği gibi davranıp keyfiliğin mi belirleyici olacağını ortaya koyan ciddi bir sınamaya dönüşmüştür.

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Sayın Hasipoğlu’nun kamuoyuna yaptığı açıklamalar son derece nettir. “Sendikalaşma hakkı Anayasa ile güvence altına alınmıştır. Özel sektörde sendika olmaz diye bir şey yoktur. İşçilerin imzasıyla yetki verilmiştir ve bu yetki devam ettiği sürece bizim de muhatabımız sendikadır” sözleri açık bir hukuki tespittir. Yine, “Anayasa altında güvence altına alınan sendikalaşma ve çalışma hakkının kullanılmaması yönünde ne izin veririz ne de tavsiyede bulunuruz” demiştir. Ayrıca grev sürerken toplu işten çıkarma girişimlerinin doğru olmadığını da ifade etmiştir.

Peki soruyoruz: Bu sözlerin gereği neden yerine getirilmiyor?

Uzlaşı Kurulu toplantısına işveren katılmıyor. Toplu iş sözleşmesi masasına oturulmuyor. İşçiler işten durduruluyor. Ve hükümet tüm bunlar karşısında yalnızca temenni içeren güzellemelerle yetiniyor. Eğer Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti bir hukuk devletiyse, anayasal güvence altındaki sendikalaşma hakkının fiilen korunması gerekir. Hukuk devleti, iyi niyet çağrılarıyla değil, yaptırım iradesiyle ayakta durur.

Çalışanların sendikal örgütlenme ve toplu pazarlık hakkı tartışmaya açık değildir. İşçilerin imzasıyla verilmiş bir yetki varsa, muhatap sendikadır. Bu gerçeği fiilen ortadan kaldırmaya dönük her girişim hukuk dışıdır. Hükümetin görevi, bu hukuk dışılığa karşı seyirci kalmak değil, müdahale etmektir.

İşten durdurulan emekçilerin ve ailelerinin yaşadığı mağduriyet büyürken, “uzlaşı istiyoruz” demek yeterli değildir. Uzlaşı, taraflardan birinin masadan kaçmasına göz yumarak sağlanmaz. Masaya oturmayan işverene karşı hükümet devreye girmiyorsa, burada ciddi bir siyasi sorumluluk vardır.

Ne işveren üretimden kopmalı ne de işçiler emeğinin karşılığını alamama tehdidiyle karşı karşıya kalmalıdır. Ancak bunun yolu, sendikal iradeyi zayıflatmak değil; toplu iş sözleşmesi sürecini derhal ve kararlılıkla başlatmaktır. Hükümet ya kendi bakanının sözlerinin arkasında duracak ya da bu çelişkinin siyasi bedelini üstlenecektir.

Ektam emekçilerinin anayasal haklarının yanındayız. Hükümeti açıkça uyarıyorum: Anayasa’yı hatırlatıp gereğini yapmamak, hukuku savunmak değil, hukuku zayıflatmaktır. Çalışma barışını gerçekten istiyorsanız, derhal somut adım atın, masayı kurdurun ve işçilerin haklarını koruyun.

Aksi halde yaşanan her hak ihlalinin ve her mağduriyetin sorumluluğu doğrudan hükümete ait olacaktır.