Aynı Adanın İki Yakası Aynı Liyakat Krizi

Abone Ol

Kıbrıs’ın ortasından bir sınır geçiyor ama liyakat krizinin ne pasaportu var ne de gümrükte durmaya niyeti!

Kuzey başka bayrağa, güney başka bayrağa bakıyor da kamu kurumlarının koridorlarında neden aynı rutubet kokusu dolaşıyor?

Bu kokunun adı siyasallaşma, liyakatsiz atama, şeffaflık noksanlığı ve hesap vermekten kaçan yönetim değil midir?

Adanın iki yakası siyasette ayrı kıyılar gibi görünse de liyakatsizlik aynı feribota biletsiz biniyor!

Avrupa Birliği, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’ne kamu iktisadi teşebbüslerinin yönetimi konusunda neden açıkça sarı kart gösterdi?

Çünkü yönetim kurulu üyelerinin liyakatle seçilmesi, devletin mülkiyet politikasının netleşmesi ve performansa dayalı bir sistem kurulması gerekiyor.

Avrupa Komisyonu’nun parmak bastığı yaralar yabancı mı: şeffaf olmayan atamalar, belirsiz yetkiler, zayıf hesap verebilirlik ve uluslararası standartların gerisinde kalan kurumsal yönetim?

IMF de daha önce aynı yaraya basmadı mı?

Güney, AB üyeliğini kurumsal kalitenin otomatik tapusu sanıyorsa tapu dairesinde yanlış sıraya girmiş demektir!

Brüksel’den gelen yıldızlar, yönetim kurullarındaki gölgeleri tek başına dağıtmaya yetiyor mu?

Mevzuat binanın projesiyse kurumsal kültür o binanın demiridir.

Demir çürükse kapıya asılan AB levhası binayı sağlamlaştırır mı, yoksa yalnızca çatlağın üzerine şık bir tabela mı olur?

Kuzeyin de güneye bakıp ‘Onlarda da var’ diyerek avunması, kendi çatısını komşunun damındaki delikle onarmaya çalışmak değil midir?

KKTC’de yönetim kurulu koltukları neden uzmanlık, deneyim ve kurumsal ihtiyaçtan önce siyasal yakınlık, partisel aidiyet ve kişisel sadakati tanıyor?

Liyakat kapıda sıra numarası beklerken sadakat kırmızı halıda neden VIP misafir gibi karşılanıyor?

Sonra ne oluyor: verimsizlik büyüyor, maliyet şişiyor, hizmet kalitesi eriyor ve fatura yine halka kesiliyor!

Siyaset pastayı kesip en kremalı dilimleri dağıtırken bulaşıkları neden vatandaşa yıkatıyor?

Güneyin hastalığı, güçlü hukuk düzenine ve AB denetimine rağmen eski siyasal alışkanlıklarını dolaptan çıkarıp yeniden giymesidir.

Kuzeyin hastalığı ise denetim zayıflığını idari bir hamak sanıp içinde keyifle sallanmaktır.

Biri kuralların arkasına saklanıyor, diğeri kuralsızlığın sisine karışıyor ama ikisi de aynı bataklığa yürümüyor mu?

Kamu kurumları ne zamandan beri halka hizmet eden yapılar değil de seçim kazananların ganimet ambarı oldu?

Bu tabloya ‘kader’ demek, siyasetin beceriksizliğine görünmezlik pelerini giydirmekten başka nedir?

Sorun insan eksikliği olsaydı adanın iki yakasındaki bilgili, deneyimli ve dürüst insanlar nereye kaybolmuş olurdu?

Eksik olan insan değil, ehil insanlara kapıyı açacak siyasal iradedir.

Çözüm belli değil mi: açık ve rekabetçi atamalar, bağımsız yönetim kurulları, ölçülebilir performans hedefleri, etkin denetim ve gerçek hesap verebilirlik?

Yönetim kurulu koltukları parti rozetlerinin dinlenme salonu olmaktan çıkarılmadıkça hangi reform ayakta kalabilir?

Kâğıttan gemiye benzeyen reformlar ilk siyasi dalgada su almayacak da ne yapacak?

Kıbrıs’ın iki yakası birbirine ayna tutuyor ama aynada ortak bir başarıdan çok aynı liyakat krizinin iki ayrı yüzü görünüyor.

Aynayı suçlamak kolay da yüzümüzdeki siyasal makyajı silmek neden bu kadar zor?

Kuzey de güney de kamu yönetimini sadakatin kamburundan indirip liyakatin omuzlarına ne zaman bırakacak?