Bayramlar, simgeledikleri günlerin anlamına uygun olarak, coşku ile kutlama yanında, oturup düşünmek için de iyi bir vesile olabilir.
Örneğin, geçtiğimiz 20 Temmuz günü coşkuyla kutlanan Barış ve Özgürlük Bayramı da böyle bir zihinsel faaliyet için iyi bir vesile olarak değerlendirilebilir.
1963-1974 yılları arasında kurucu ortak oldukları devletten dışlanıp statüsüz bırakılan, öncelikle canlarını korumak için güvenlik temelinde örgütlenen Kıbrıslı Türkler, 20 Temmuz 1974 ile birlikte yalnızca güvenlik ihtiyacını gidermek fırsatı yakalamadı.
Aynı zamanda, hem eşitlik temelinde Rum toplumu ile yeni bir barış tesis etmek için dengeleri değiştirme olanağına kavuştu.
Hem de yeni koşullarda ekonomik refah ve demokrasi içinde yaşayabilecek çok ciddi kaynaklara erişim sağladı.
Elbette, Rum toplumuyla eşitlik temelinde yeni bir barışı tesis etmek sadece Kıbrıslı Türklerle onların hamisi Türkiye'nin elinde değildi.
Federal devletin Türk kanadını 1975 yılının başında Kıbrıs Türk Federe Devleti'ni ilan ederek duyuran Kıbrıslı Türkler, 50 yılı aşkın sürede, Kıbrıslı Rumlardan benzer adım gelmediğinden bunu gerçekleştiremedi.
Sonuçta toplumlararası barış karşılıklı adımlar atılmadan, tek taraflı çabalarla ulaşılabilecek bir ideal değildi ve bu olmadıysa fail Kıbrıslı Türkler değildir.
Ne var ki, Kıbrıslı Türkler 1974'ten sonra vizyoner bir siyasal liderliğe sahip olsaydı, ekonomisi güçlü bir refah toplumu, demokrasisi sağlam bir demokrasi toplumu inşa edebilirdi.
Öyle, çoğu zaman bu ülkeyi yönetenlerin sığındığı bahane olan, ambargo ya da izolasyonların varlığı ya da dünyanın Rum toplumuna yaptığı yardıma karşı Kıbrıslı Türklere aynı yardımın yapılmamasıyla açıklanabilecek bir durum değildir bunun nedeni.
Çünkü çok yıllar önce Türkiye Başbakanı Turgut Özal'ın, Milli Prodüktivite Merkezi'ne yaptırdığı hesaplamanın da ortaya çıkardığı gibi, 1974 sonrasında Rum toplumuna dünyanın yaptığı kişi başına düşen yardım miktarının tam üç katını tek başına Türkiye Kıbrıs Türk toplumuna hibe olarak yapmıştır.
Benzer yardım miktarının Ecevit'in son Başbakanlığı döneminde ve AK Parti döneminde katlanarak yapıldığı da bir realitedir.
Özetle, coşku içinde kutlanan bir bayram vesilesiyle, ekonomik ve siyasal gelişmenin arzulanan düzeyde olmadığını ve bunun nedenlerini iyi analiz etmekte büyük yarar var.
Mustafa Kemal Atatürk'ün vurguladığı gibi, askeri zaferler ekonomik ve siyasi zaferlerle taçlandırılırlarsa kalıcı olabilirler.
Kıbrıs'ta kalıcı bir barışın da en temel güvencelerinden birinin bu olduğu herkesçe hatırlanmalıdır.