Bir Lider Başlamayı Diğeri Bitirmeyi Düşünüyor

Abone Ol

Kıbrıs meselesi öyle bir noktaya geldi ki, artık değil adım atacak milim kıpırdanacak mesafe kalmadı.
Bir zamanlar iki liderin birlikte baş başa akşam yemeği yemeleri bile yetmişti ve referandum sürecini yaşamıştık.
Ama artık öyle değil.
İki lider her hafta baş başa görüşüyor, hatta bu görüşmelerin bazısı da Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Guterres’in katılımıyla gerçekleşti.
Ama az önce de dediğim gibi, değil farklı bir aşamaya geçmek, milim bile kıpırdanma olmadı.
Bu gidişle de olmayacak.
Neden mi..?
Çünkü her iki taraf birbirinden uzak değil, son derece farklı istikametlerde.
Rum Yönetimi Başkanı Hristodulidis başlangıç noktasına takılmış halde.
Yakınlaşmaların peşinde ve Crans Montana’da kalınan noktadan başlanması gerektiğini söylemekte.
Oysa Cumhurbaşkanı Erhürman son derece farklı bir noktada durmakta ve başlangıç kadar işin sonunun da belirsizlikten kurtarılması gerektiği görüşünü ortaya koyuyor.
Metodoloji önerileri işte tam da bu noktaya işaret eden özellikte.
Hristodulidis’in geçtiğimiz günlerde Yenidüzen gazetesinden sevgili Tümay Tuğyan’a vermiş olduğu röportajda ifade ettiği bir çok noktadan benim ilgimi en çok “bir çok konuda farklı düşünmemiz doğal” sözleri çekti.
Bunun tam tersi olması gerekmez mi..?
Bir yandan “yeniden birleşme”den bahsederken diğer yandan iki taraf arasında farklı düşünceler bulunduğunu ve bunun da doğal olduğunu söylemek büyük bir çelişkidir.
Doğal düşünce farklılıkları olan iki tarafın birleşmesi ne kadar mümkündür..?
İlk olarak bu düşünce farklılıklarının ortadan kaldırılması gerekmez mi..?
Bu durumda özlü görüşmelere geçilmesinin bir faydası olur mu..?
Ve daha bir çok soru ister istemez aklımıza gelmekte.
Ama bence en önemli nokta iki liderin müzakerelere başlanması konusuna bakış açılarının oldukça uzak olmasıdır.
Hristodulidis her zamanki “başlayalım da nasıl olursa olsun” şeklinde bir duruş sergilerken Cumhurbaşkanı Erhürman daha ayakları yere basan bir yaklaşım ortaya koymakta ve “eğer sonuçsuz kalırsa ne olacağını baştan belirleyelim” metodolojik önerisini öne çıkarmakta.
Bu son derece önemlidir, değerlidir.
Eğer bu olursa Rum tarafı ilk kez masaya sorumluluk alarak oturacak ve sonuçsuzluğun yarattığı konforunu kaybetme riskinin sıcaklığını yaşayacaktır.
Bunun olması artık kaçınılmazdır.
Yoksa yine büyük umutlarla masa kurulur, taraflar masadaki yerlerini alırlar, bildik salvolar yine çekilir ve masayı devirenler sonuçsuzluğun konforunu sürmek üzere saraylarına geri dönerler.
Tıpkı 1964’ten bu yana olduğu üzere…