Bu halimizle milli davamızı nasıl yürütebiliriz ??????

Abone Ol

Ben kestirmeden söyleyeyim bu parçalanmış durumumuzla ne yürütebiliriz ne de başarılı olabiliriz. İkiye bölünmüş halimizle, her Allah’ın günü yerli yersiz eylemlerle grevlerle, sürekli yaratılan huzursuzluk ve kaosla, birlik ve beraberliğimizin gün be gün hızla yıpranması yetmezmiş gibi, 1955’lerden başlayarak 1959’lara uzanan, sonrasında 21 Aralık 1963’ten 20 Temmuz 1974’e kadar varan kurtuluş ve fiili var oluş mücadelemizin yanı sıra saldırılarla işgal edilen Kıbrıs Cumhuriyeti eşit ortaklık haklarımıza sahip çıkma Ulusal Davamızda, bir birinden tamamen farklı iki ayrı yolda ikiye bölünmüş halk olarak ve de bir birimizi hasım olarak gördüğümüz gerçeği açıkça ortadayken ve tamamen masum olduğumuz Kıbrıs sorununda gerek BM ve gerekse AB’nin taraflı haksız tutum ve kararlarıyla asi durumuna sokulup haksız yargısız infaz kararlarıyla cezalı durumda dünyadan izoleli ambargolar altında çökertilmemizle de karşı karşıya getirilmek istendiğimizi de eklediğimiz zaman, sonuçta Milli Mücadelemizi sağlıklı bir şekilde sürdürebilmemiz nasıl mümkün olabilir. Kaldı ki ancak, Anavatanımız Türkiye’nin meselenin ta başından bütün gücüyle yanımızda olması sayesinde bu günlere gelebildiğimizi de unutmamak gerekir.

Montana zirvesinde Rum tarafının pılıyı pırtıyı toplayarak görüşme masasını devirip kaçması sonrasında Türk tarafı için Federasyon görüşmeleri sonlanmış, ortaya iki eşit egemen, iki eşit devlet çözüm modelini koymuştur. BM toplantılarında da ortaya konmuş olup TBMM ve KKTC Meclisinde kabul edilmiştir. Ana Muhalefet Partisi CTP Başkanı Sn Erhürman’ın Cumhurbaşkanı seçilmesiyle birlikte iki eşit egemenlik ve iki devletlilik bir kez olsun dile getirilmemiştir. CTP heyeti ise geçtiğimiz günlerde Güneye geçip AKEL Partisini ziyaretinde, ta eskiden beri devam eden dostluk ve dayanışmanın devamı ve iki toplumlu iki kesimli siyasi eşitlikte Federasyon modeline kuvvetli birliktelik ve destek kararı ortaya konmuştur.

Esasında Sn Erhürman, Federasyon modelini hararetle savunarak ezici bir çoğunlukla Cumhurbaşkanı seçilmiştir. Esasında bu gün CTP’nin AKEL’i ziyaretinde sn Başkanın; Montana’dan bu yana Kıbrıs çözüm sürecinde bir tıkanma yaşandığına değinerek, adanın kalıcı bölünme riskiyle karşı karşıya geldiğini ama bu KARANLIK TABLONUN Sn Erhürman’ın Cumhurbaşkanı seçilmesiyle umudun yeniden canlandığını belirtip Kıbrıslı Türklerin çözüm iradesinin Erhürman’ın seçilmesiyle tekrar güçlü bir şekilde teyit edildiğini, güven yaratıcı önlemlerin ise çözüm için gerekli olduğunu işaret etmiştir.

Karanlık tablo Sn Erhürman’ın seçilmesiyle bitti derken, tablonun herhalde iki eşit egemen iki devlet tezi ile ortaya çıktığı ve seçimden sonra ortadan kalktığını ima ediyor sayın Başkan. Rum görüşmecilerin masayı terk etmesinden dolayı olduğunu söyleyemiyor. Güven yaratıcı önlemlere gelince, karşısında oturanların kimler olduğunu unutmuşa benziyor, hani O çok güvendikleri adeta taptıkları, peşinden sürüklendikleri, olmazsa olmazları AKEL’in 2004 Referandumunda güven dedikleri sözcüğü son anda yerle bir ettiğini, AKEL’in ipiyle kuyuya inilmeyeceğini hala anlamış değiller. Bu konuya biraz daha değinecektim ama gündem yoğun.

CTP’nin her daim mevcut Garantileri, dolayısıyla Türkiye Garantisini istemediğini ekranlardan çok kez işittik, hatta daha fazlasını da. AKEL, Türkiye garantisinin en birinci düşmanı. Halbuki O garanti sayesinde partisi de üyeleri de hayattadır o ayrı mesele. Federasyoncu çevreler garantilerden sanki anlaşmışlar, hiç söz etmezler, unutturmak isterler. BMGK 186 sayılı hukuk dışı 3 aylık kararından, 743 aydan beri niçin uzatıldığından, ( Ocak ayı sonu 12 ay daha uzattılar, halbuki Rusya’dan beklemezdim, bizim sol da sessiz) Cumhuriyet ortaklığımızın neden saldırgan işgalci darbecilere verildiğini de, Referandumda tek taraflı neden AB’ne alındıklarını da konu etmezler. Esas ana meseleler bunlardır, kapı açma, yeşil hat tüzüğü, pasaport verdi vermedi bunlar çerezdir, Rumların Cumhuriyetinin tek sahibi olduğunu kabul etmektir.

Yabancı güçlere İsrail, ABD, Fransa, Hindistan, Mısır, şuna buna üsler vermelerdir, ülkeyi savaş alanı haline getirmeler, aşırı silahlanmalar, tatbikatlar ve bir çok ülkeyle her alanda hemen her gün sözde Kıbrıs Cumhuriyeti adına anlaşma yapmalardır, denizleri parsellemelerdir, onlara haksızca bu gücü altın tepside haklarımızla birlikte hediye edenlerdir esas meselemiz.

Sayın Cumhurbaşkanımız, BM Genel Sekreteriyle görüşmesinde bunları ortaya koyacaktı, Türk Halkının suçu nedir diye soracaktı, 186 sayılı 3 aylık karar 62 yıldır neden hala uzatılır soracaktı, BM çözüm planlarını Referandum dahil kabul eden Türk Halkına neden izolasyon ve ambargolar uygulanır soracaktı, çözüm planlarını kabul etmeyenler niçin mükafatlandırılır diye soracaktı. Kofi Annan’ın Referandum sonrası hazırladığı rapor neden veto edildi raflara kondu soracaktı, kaldı ki çözüme en yakın olan Referandumu hayata geçiren tek ve en önemli bir Genel Sekreter idi. 186 sayılı kararın, 62 seneye mal olduğunu, savaşa da sebep olduğunu yüzüne vuracaktı. Darbeci saldırgan tarafın Kıbrıs Cumhuriyetine yaptığı 2 darbeyi ortaya koyacaktı. Akabinde, verilen bütün sözlerin yapılan bütün vaatlerin Kıbrıs Türk Halkını aldatmaya yönelik olduğunu gösterecekti. Olası bir durumda hangi Kıbrıs Cumhuriyeti ile anlaşacağını, bütünleşeceğini soracaktı. Ortada anlaşma yapacak bir Kıbrıs Cumhuriyetinin olmadığını, Güneyin bir HELEN Cumhuriyeti olduğunu söyleyecekti Amerikalara kadar gitmişken. Bayan Holguin daha geçen gün buradaydı, çerezlik konular ona da aktarılabilirdi.

Mevcut durumumuzla Ulusal Davamızı yeterince savunduğumuzu ve hak ettiğimiz eşit egemen devlet statümüzü elde edebileceğimizi ben bile zayıf bir ihtimal olarak görüyorum.

NOT. Sayın Başbakan, yerel- genel seçim konusunu, Referandumu tarihini, şeklini şemalini, pusulasını, listesini görüşmek için Anavatan Türkiye’mizin Cumhurbaşkanı yardımcısı ile görüşmeye gerek var mıydı, bunu bütün dünyaya da duyurmanın alemi var mıydı? Yani bize Türkiye’nin alt yönetimi derler diye ateş alırken bir Başbakan olarak teyit etmenize hayret ettim doğrusu. Hade ekonomik, siyasi vs yönden tamam da, yok da seçimi. Ben dahi bunları yazmak durumunda kaldıktan sonra gerisi nasıl?

{ "vars": { "account": "G-4YY0F4F3S9" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } } { "vars": { "account": "G-1E4JSD5JXZ" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }