Avrupa Parlamentosu (AP) Türkiye Raportörü İspanyol Nacho Sanchez Amor’un hazırladığı Türkiye raporu, Avrupa Parlamentosu (AP) Genel Kurulu'nda 381 kabul, 107 ret ve 171 çekimser oyla kabul edildi.
Türkiye'nin Avrupa Birliği üyelik sürecinin mevcut şartlarda başlatılamayacağının ifade edildiği raporda Kıbrıs konusu da yer aldı.
Raportör Amor, Kıbrıs konusunda iki devletli çözüm modeline kesin bir dille karşı çıkıldığını raporuna yazdı.
Strazburg'da oylanan raporda Kıbrıs ve Doğu Akdeniz başlıkları şu şekilde yer aldı:
İki Devletli Çözüme Ret: Türkiye ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) tarafından savunulan iki devletli çözüm modelinin kabul edilemez olduğu belirtilerek, Birleşmiş Milletler (BM) kararları çerçevesinde iki toplumlu ve iki bölgeli federasyon temelinde kapsamlı bir çözüme destek yinelendi.
Ara Bölge ve Kapalı Maraş: Kıbrıs ara bölgesindeki gelişmeler ve statükonun değiştirilmesine yönelik adımlar eleştirildi. Kapalı Maraş ile ilgili BM Güvenlik Konseyi kararlarına uyulması çağrısında bulunuldu.
Türkiye'ye Çağrı: Raporda Türkiye'nin, Kıbrıslı Türklerin kendi alanlarını yaratmalarına müdahale etmemesi ve adadaki çözüm sürecine yapıcı katkı sunması gerektiği ifade edildi.
Mavi Vatan ve Doğu Akdeniz: Türkiye'nin bölgedeki politikaları "yayılmacı" olarak nitelendirilirken, GKRY ve Yunanistan ile yaşanan kıta sahanlığı ve münhasır ekonomik bölge (MEB) sorunlarında Avrupa dayanışmasına vurgu yapıldı.
Avrupa Parlamentosu’nun kabul ettiği metin, Avrupa Birliği’nin dış politika şefi olan Kaja Kallas ve Avrupa Komisyonu’na yönelik bir siyasi tavsiye ve çağrı niteliğinde.
Gelelim raporun ilgili taraflar üzerindeki etkilerine.
Öncelikle Türkiye tarafının bu rapora yönelik net bir tavrı olduğunu ve bunun da TC Dışişleri tarafından yapılan açıklamada dile getirildiğini gördük.
TC Dışişleri açıklamasında yer alan ifadeler arasında “Terör örgütlerine ve Türkiye karşıtı çevrelere zemin sağlayan bu yaklaşım, AP’nin Türkiye-AB ilişkilerinin geleceğine yönelik stratejik bir vizyon ortaya koymaktan ne denli uzak olduğunu bir kez daha göstermektedir” kısmı son derece önemlidir.
Türk Dışişleri rapora yönelik olarak Türkiye-AB ilişkilerinin geleceğine ilişkin etkilerine vurgu yapıyor.
Ama bunun öncesinde de “Türkiye-AB ilişkilerinin stratejik öneminin giderek arttığı bir dönemde, mevcut olumlu gündemi gölgelemeyi amaçladığı açıktır” ifadesi durumu tüm netliğiyle gözler önüne sermektedir.
Bu arada, Türk Dışişleri özellikle Türkiye’nin iç siyasetine doğrudan müdahale içeren kısımlara tepki gösterirken, Kıbrıs ile ilgili paragraflara cevap dahi vermemiştir.
Bu da diplomatik çevrelerde anlamı olan bir davranıştır.
Kısacası, yok hükmünde sayılmıştır.
Şimdi sırada bizdeki bazı çevrelerin sahne alarak “AB Türkiye’ye baskı yaptı Kıbrıs çözüm müzakereleri başlayacak” şeklindeki gelecek okumaları ile “AB federasyon dedi, iki devletli çözüm ortadan kalktı” şeklindeki yorumlarını sıralayacaklar.
Onlardan farklı düşünen tarafımız da bunlara şiddetle karşı çıkacak ve bir “kör döğüşü” başlayacak.
Öncelikle şunu anlamalı ve kabul etmeliyiz ki, Kıbrıs sorunu Avrupa Birliği gibi konuya yanlış bir şekilde taraf olmuş ve dengeleri iyice bozarak işi tamamen içinden çıkılmaz bir hale getirmiş bir örgütün raporları ile çözülemez.
Kıbrıs sorunu bir gün eğer çözülecekse bu her iki tarafın da buna niyetlenmesi ile mümkün olacaktır.
Bunu göz ardı ederek birilerinin baskısı ile oluşacak bir mecburiyet çerçevesinde bu işin çözüleceğini ummak en hafif şekliyle zaman kaybıdır.
Ve biz bugüne kadar zaten bu konuda gereğinden fazla bir zaman dilimini kaybetmiş durumdayız.
Kıbrıs konusunda bir “çözüm” bekleyerek ömür tüketen nesil sayısı daha fazla artmadan bu işi bir tarafın “mecbur” diğer tarafın ise “memnun” olduğu formüllere zorla monte etme hevesini terk etmeliyiz…