Canımız yanmadan tanıyamadığımız ne çok şey var: Sosyopati/psikopati

Abone Ol

         Psikopati/ Sosyopati gündelik hayatın akışı içinde çok kullanılan ve bilim adamlarının da yakından ilgilendiği bir konu olmasına rağmen;  DSM-5 diye adlandıran tanısal ve istatistiksel el kitabında hala belli bir yeri yok. Filmlerde izler, romanlarda okuruz ve bazılarımız bu kişilerin kurbanı olur veya bu tehlikeyi yaşarız.

        Gündelik yaşamda sıradan insanların yaşadığı sıra dışı her şey elbette bilimin ilgisini çeker. Bu nedenle konu ile ilgilenen bilim adamlarından uygulama alanında çalışan psikolog ve psikiyatristlere  kadar; bu kişileri nasıl tanıyabileceğimiz ve zamanında uzaklaşma becerisini gösterebilmemiz büyük önem taşımaktadır.

         Bu kişilerin ayırt edici özellikleri; yaşamsal akışları içinde, gereksinimlerini giderebilmek uğruna her yolu mubah gördükleri, doğal buldukları bir farklılıktır.

Empati yoksunluğu, bu kişilerin belirgin özelliğidir ancak her empati yoksunu, psikopat veya sosyopat değildir.

         Sosyopatlar, acılarımıza ortak olamazlar ama anlıyormuş gibi yapabilirler. Seviyormuş gibi davranabilirler. Hem de hayalinizde bile olmayan bir coşku içinde sevgilerini gösterebilirler ama kendi var oluşlarına yönelik tutkuları ve vermeden, verir gibi yaparak alma sanatındaki ustalıkları ile baş edebilmek oldukça zordur.

         Peki bu kişiler sevemezler mi?

        Kendilerine duydukları bağlılık; başka birini sağlıklı bir şekilde sevmeye engeldir. Sevgi anlayışları, ihtiyaçlarının giderilmesi ile ilgili olarak değişir. Bu nedenle onlarla kurulan ilişkiler, manipülatif, zehirli ilişkilerdir. Gelgitlerle dolu, pençelerindeki kişiyi, kişileri bir o yana bir bu yana savuran ayarı kaçmış ilişkilerin mimarlarıdırlar.

        Bu kişiler, sonunu düşünmeden, o andaki dürtülerinin emrettiği gibi davranabilirler. Ortaya bir kaos, bir yok ediş, bir felaket bırakmalarına yönelik herhangi bir vicdani sorgulamaya girişebilecek duygusal istikrara sahip değildirler. Ama çok güzel savunma yapabilirler, ispatla vücut bulmuş açıklamaları ile ikna edebilirler ve gözyaşlarını dahi amaç için silah haline getirebilirler.

      Yarattıkları enkazı toparlayacak birileri çoğu zaman vardır ve devam ederler. Yoksa, karışıklıktan kurtularak, "masum" yolculuklarına farklı bir rotadan devam ederler.

      Bazen karşılaştıkları sonuç ile baş edemeyebilirler. Pişman olurlar ve kendini cezalandırma yolunu seçebilirler. Acı çektikleri ve kendilerine zarar verebilecekleri sürecin sonu dramatik olabilir. Moda deyim ile, "konfor alanları" çok değerlidir ve bozulmasına dayanamazlar.

      Sosyopat/Psikopat, hedeflerine ulaşma yolunda, ne istediğini ve nasıl ulaşacağını çok iyi bilir. İkna, telkin, gerçeklerin çarpıtılarak yeniden sunulması onun açısından doğal eylemlerdir. Bu; ters yönde çalışan bir saatteki çelişkiyi dahi, doğal karşılayabilecek kişileri oluşturma sanatıdır.

      Peki çoğunluk olarak bizler, neden bu tuzaklara kolaylıkla yakalanıyoruz?

      Sevme, sevilme, aidiyet ihtiyaçlarımız vardır. Dünyaya iz bırakmaya yönelik anlam arayışımız da vardır. Kendimize uygun olan yaşamı yaşamayı isteriz. İlişkilerimizi, mesleğimizi, iç huzurumuzu, gündelik yaşamın sağlıklı akışını sağlamakla mükellefiz. Kendimize karşı, bu yükümlülüklerimizi yapmak adına kendimiz dışındakilerle ilişki kurarız. Kendimizden çıkıp, başkalarına doğru akan yollarımız vardır. Ne kadar doğru ve yerinde olsalar da, tuzak kuruculara yenik düşülebilecek bir vahşi ormanda yaşıyor gibiyiz. Bu nedenle, iyilik, dürüstlük, doğruluk arayışlarımız vardır. İşin ilginci, iyi, dürüst, doğru olmayanlar da bu kişilerin arayışındadır.

      Avcı ve avı arasındaki ilişkiyi anlatmaya gerek var mıdır?

      Veya avcı olduğunu sanan avı?

      Kendini çekici bir av olarak sunan kurnazın avcılık yeteneğini?

      "Var" diyorsanız, konuya devam edeceğiz demektir.