Okullar açıldı.
Ama bazı okullarımızda eğitim sorunlarla boğulmuş şekilde bir nevi başlamadı.
Şantiye başladı!
Konteynerler başladı!
Belirsizlik başladı!
Çocukların çilesi başladı!
Peki ya sorumlular?
Onların da mazeretleri başladı…
Nüfus arttı.
Göç arttı.
Derslik yetmedi.
Planlama yapılamadı.
Bütçe yetmedi.
İhale gecikti.
Bürokrasi ağır işledi.
Sendikalar sorun çıkardı.
Taşımacılık şirketleriyle anlaşma sağlanamadı…
Peki bütün bunların bedelini kim ödüyor?
Çocuklarımız!
İşte asıl sorulması gereken soru budur.
Çünkü devlet yönetmek, sorun ortaya çıktıktan sonra mazeret üretme sanatı değildir.
Devlet yönetmek, sorun daha kapıyı çalmadan kapının önünde beklemektir.
Proaktif olmaktır.
Öngörmektir.
Planlamaktır.
Tedbir almaktır.
Ve en önemlisi, çocuğun hakkını bürokrasinin hızından daha önemli görmektir.
Bugün Kuzey Kıbrıs'ta nüfus politikalarının ve göçün eğitim altyapısı üzerindeki baskısı artık görmezden gelinemeyecek noktaya gelmiştir.
Derslik ihtiyacı ortadadır.
Okulların fiziki sorunları ortadadır.
Peki hazırlık nerede?
Üstelik deprem riski taşıyan yapıların güçlendirilmesi ve yenilenmesi amacıyla bir Deprem Fonu oluşturuldu.
Para toplandı.
Aylar geçti.
Nisan…
Mayıs…
Haziran…
Temmuz…
Ağustos…
Eylül…
Okullar açıldı.
Fakat bazı okullarda hâlâ tamirat sürüyor.
Bazı okullar hâlâ şantiye görüntüsünde.
Çocuklar eğitim yuvasına değil, adeta devam eden bir inşaatın içine giriyor.
Bunun adı eğitim yönetimi olabilir mi?
Bir de konteyner sınıflar var.
Çağdaş eğitimden söz ediyoruz.
- yüzyıl becerilerinden söz ediyoruz.
Dijital eğitimden söz ediyoruz.
Ama çocuklara hâlâ konteynerleri sınıf diye gösteriyoruz.
Sonra da bunun nedenlerini anlatıyoruz.
Oysa çocuk nedenleri değil, sonuçları yaşıyor.
Bir başka sorun da ulaşım.
Çocuklarımızın okullarına güvenli ve düzenli biçimde taşınması bile eğitim yılının başlangıcında çözülemiyorsa, burada artık yalnızca bir taşımacılık sorunu değil, yönetim sorunu vardır.
Çocuk sabah yola çıkıyor.
Saatlerce bekliyor.
Servis bekliyor.
Anlaşmazlık bekliyor.
Belirsizlik bekliyor.
Ve sonunda okuluna ulaşmaya çalışıyor.
Çocuklarımızın eğitim hakkı, bürokratik yazışmaların arasında sıkışıp kalamaz.
Sendikayı suçlamakla…
Taşımacıyı suçlamakla…
Geçmiş yönetimleri suçlamakla…
Bürokrasiyi suçlamakla…
Sorun ortadan kalkmıyor.
Çocuk yine yolda kalıyor.
İşte bu nedenle artık mazeret değil, sonuç istiyoruz.
Çünkü iyi yönetim, sorunu başkasına anlatmak değil, vatandaşa yaşatmamakla ölçülür.
Çocuklarımız sizin kurumlar arası hesaplaşmalarınızın figüranı değildir.
Onlar bu ülkenin geleceğidir.
Ve geleceğin çocuklarına bugün eziyet çektirip yarın güzel bir gelecek vaat etmek büyük bir çelişkidir.
Çocuklarımız eziyet çekerken sizin mazeretiniz batsın!
Çünkü eğitim beklemez.
Çocukluk beklemez.
Gelecek beklemez.
Devlet de beklememelidir.