Diploma skandalı mı, devletin denetim iflası mı?

Abone Ol

KKTC yükseköğretimi, Kıbrıs Sağlık ve Toplum Bilimleri Üniversitesi’nde ortaya çıkan sahte diploma ve yolsuzluk iddialarıyla tarihinin en ağır güven krizlerinden birini yaşadı. Ancak mesele birkaç sahte belge, birkaç sanık veya tek bir üniversiteyle sınırlı değildir. Asıl skandal, akademik kuralların nasıl aşılabildiği ve devletin bunu neden zamanında fark edemediğidir.

Skandalın ardından Cumhuriyet Meclisi’nde, yükseköğretim kurumlarının idari ve mali denetimiyle YÖDAK’ın faaliyetlerini araştırmak üzere komite kuruldu. Komite aylarca toplandı, yetkilileri dinledi, taslak rapor hazırladı. Fakat Nisan 2025’te Genel Kurula getirilen rapor, devlet kurumlarının komiteye yeterli bilgi vermediği eleştirileri üzerine geri gönderildi. Düzeltilen rapor 29 Mayıs 2025’te oy birliğiyle onaylanarak yeniden Genel Kurula sevk edildi. Peki sonra ne oldu?

YÖDAK’ın kadrosu güçlendirildi mi? Denetçi, hukukçu, mali uzman ve bilişim personeli ihtiyacı karşılandı mı? İhtisas komisyonlarının ödenek sorunu çözüldü mü? Üniversitelerin kurumsal yönetim, iç denetim, şeffaflık ve hesap verebilirlik esaslarına göre yeniden yapılandırılmasını zorunlu kılan düzenlemeler yapıldı mı? Kamuoyuna yansıyan somut sonuçlara bakılırsa, komitenin çok sayıda toplantı yaptığı; fakat krizi önleyecek güçlü bir kurumsal dönüşüm yaratamadığı görülüyor.

YÖDAK’ın Temmuz 2024’te yaptığı denetimin raporu ancak Mart 2025’te ilgili kurumlarla paylaşılabildi. Raporda mevzuata aykırı öğrenci kayıtları, yatay geçişler, eksik akademik dosyalar ve yetersiz öğretim üyesi istihdamı belirlendi; çok sayıda programın öğretime başlama izni bir yıl süreyle askıya alındı. Bu karar önemlidir, ancak aynı zamanda denetimin neden skandaldan önce değil, skandaldan sonra etkili hâle geldiğini de sorgulatmaktadır.

Milli Eğitim Bakanlığı da sorumluluğunu YÖDAK’ın arkasına saklayamaz. Bakanlık; yükseköğretim politikasını yürütmek, mevzuatı hazırlamak, kurumlar arası koordinasyonu sağlamak ve diploma onay süreçlerini güvenilir kılmakla yükümlüdür. Diplomanın doğruluğu dijital sistemlerden anında denetlenemiyorsa, Bakanlık ile YÖDAK arasında gerçek zamanlı veri paylaşımı kurulamamışsa ve mezuniyet kayıtları merkezi biçimde doğrulanamıyorsa görevler tam yapılmış sayılamaz.

Öte yandan skandalı bütün üniversitelere yaymak da gerçeği yansıtmıyor. KKTC üniversitelerine 2024’te 12 bin 180, 2025’te 11 bin 587, 2026’da ise 11 bin 555 öğrenci yerleşti. Kontenjan artmasına rağmen doluluk oranının gerilemesi uyarıcıdır; fakat “sektör çöktü” iddiasını doğrulayan radikal bir öğrenci kaybı da yoktur. Dahası, skandalın merkezindeki KSTÜ’nün 2026’da yüzde 87,3 dolulukla ilk sıraya yükselmesi, kamuoyundaki skandal algısıyla öğrenci tercihlerinin örtüşmediğini göstermektedir.

Demek ki ne toplu karalama doğrudur ne de rakamların arkasına saklanmak! KKTC yükseköğretiminin ihtiyacı, dijital diploma doğrulama sistemi, bağımsız kurumsal akreditasyon, düzenli mali-akademik denetim ve yayımlanan performans raporlarıdır. Aksi hâlde Meclis komitesi rapor üretir, hükümet açıklama yapar; fakat bir sonraki skandal kapıda beklemeye devam eder.