Birçok kez dillendirdiğimiz gibi; kuruluş sancıları dinmeyen KKTC’nin modern ve çağdaş ülkelere göre en temel eksikliği plan, program ve proaktif yönetim anlayışından uzak olmasıdır. Bu gerçekle her yaşadığımız felaket ve krizle maalesef tekrar tekrar yüz yüze geliyoruz.
Proaktif yönetim anlayışından uzak KKTC risk yönetimiyle uğraşmadığı ve adeta devamlı olarak halı altına süpürdüğü için riskler başa çıkması fevkalade güç krizlere dönüşebilmektedir.
Yanlış anlaşılmamak için başında vurgulamakta yarar görüyorum. KKTC’de gelmiş geçmiş hükümetlerin hepsi söylemdeki nüans farklılıkları haricinde proaktif risk yönetiminden bihaber davranmışlardır.
Geçmişte sel, orman yangını ve en son deprem felaketi göstermiştir ki; KKTC devlet olarak riskleri yönetmediğinden veya yönetemediğinden karşılaştığı doğal felaketler ve hatta ekonomik krizler telafisi zor derin yaralar açmaktadır.
KKTC devleti ve hükümeti, en son karşılaştığı döviz krizine diğer krizler gibi bilerek hazırlıksız yakalanmıştır.
Türkiye’deki seçim sonrası hangi başkan ve ittifakın kazanacağından bağımsız TL’nin değer kaybedeceğini amatör veya profesyonel nerede ise herkes bilirken KKTC devleti meseleye ineğin yoncaya baktığı gibi davranmıştır.
Elbette TL’nin değerini koruma açısından KKTC devletinin elinde herhangi bir enstrüman bulunmamaktadır. Ancak ve de ancak vatandaşı, esnafı ve ekonomik sektörleri bilinçlendirmek ve korumak için göz göre göre yaklaşan döviz krizine karşı kılını dahi kıpırdatmamıştır.
Vatandaşın gelir-gider durumuna göre döviz işlemlerine yönelik yaklaşımlarının ne olması gerektiğine ilişkin bilinçlendirme (finansal okuryazarlık), kurumların döviz riskine karşı açık pozisyon almamaları (dövizde aktif pasif dengesizliği) ve/veya döviz riskinden korunma yöntemleri (hedging) hakkında devlet ve gelmiş geçmiş tüm hükümetler bilinçli ve planlı olarak Birlikler ve Odalarla işbirliği halinde önleyici çalışma içerisine girmemişlerdir.
Adeta don olayından korunmak için ekim-dikimden önce ve sonra alınacak tedbirler bilinirken KKTC’de de gerçekleşmesi nerede ise kesin olan döviz krizi için alınabilecek önlemler de belliydi.
Hükümet, kriz öncesi paydaşları toplayıp alınabilecek önlemler ile ilgili paketini çekmecede hazır bulundurması gerekiyordu.
Bazı değerli uzman arkadaşlarımızın ifade ettiği gibi; paydaşların bir araya gelmesini “Kriz Masası” olarak isimlendirebiliriz. Böylesi bir kriz masası ise ilgili ve yetkili merciler ile teknokratlar ve uzmanlardan/akademisyenlerden oluşmalıydı.
Maliye Bakanlığı, Ekonomi Bakanlığı, Merkez Bankası, Kalkınma Bankası, Bankalar Birliği, Devlet Planlama Örgütü, İstatistik Kurumu Başkanlığı, YAGA, Odalar ve Birlikler, ilgili teknokrat ve bürokratlar ile katkı koyması muhtemel uzman ve akademisyenler bahse konu kriz masasının muhtemel katılımcılarıdır.
Proaktif risk yönetimin gereği olarak, Başbakanın inisiyatifinde Kriz Masası Türkiye’deki seçim öncesi “Döviz Krizine Karşı Muhtemel Önlemler Paketini” hazırlamalı ve döviz krizi gerçekleşir gerçekleşmez Başbakan tarafından gündeme getirilmeliydi. Halbuki, Başbakan döviz krizinin gerçekleşmesini bekleyerek sözde konuyu gündeme getirmiş ve ilgili bakanlıkların konuya hazırlıksız olduklarını adeta itiraf edercesine Bakanlardan oluşan komite kurulacağını duyurmuştur.
Sonuç olarak; Bakanlar Kurulu karalarını Bakanlıklardan gelen tekliflere bağlı olarak oybirliği ile verdiğine göre, ilgili bakanlıkların bir araya gelerek Kabineye karar önerisinde bulunmalarını ‘Komite Kurmak’ diye adlandırıyorsak kimse kusura bakmasın ama bu “MIŞ GİBİ DEVLET” statüsünde zirve yapıyoruz anlamına gelmektedir.