DÜNYA NE ZAMANDAN BERİ TERSİNE DÖNÜYOR!!!

Abone Ol

Yukarıdaki ayni başlıklı yazım 2.7.2025 tarihlidir, tekrar yayınlanmasını uygun gördüm.

Bana göre, 21 Aralık 1963’te ENOSİS amaçlı Rum saldırılarıyla başlayan Kıbrıs sorunundan yaklaşık iki buçuk ay sonra, 4 Mart 1964 tarihi itibarıyla Kıbrıs’ta Türk Halkı için insanlığın bütün değerleri, ilkeleri, Adaleti, yargıları, doğruları, kararları, düşünceleri dünya ile birlikte tersine dönmeye başladı, hala tersine dönüyor. Yakın tarihte muhtelif zamanlarda günümüze kadar geçen sürede bazı ülkeler için de tersine döndüğü ortadadır. Suçluların haklı, masumların suçlu görülüp cezalandırıldığına, saldırgan darbeci soykırımcıların rağbet görüp desteklendiğine şahit olmaktayız. Örneğin Ortadoğu’da komşu Filistin Gazze-Batı Şeria’da, Suriye’de, Lübnan’da, İran, Irak’ta, Afganistan, Afrika, Vietnam’da vs. Ama en iyi bildiğim bizzat yaşadığımız Kıbrıs’ta yaşananlardır.

Kıbrıs’a bakacak olursak, 1959 Londra-Zürih Uluslararası Antlaşmalarıyla Türklerle Rumların eşit ortaklığında 16 Ağustos 1960 tarihinde Kıbrıs Cumhuriyeti kurulur, Türkiye-Yunanistan ve İngiltere Garantör ülkeler olarak imzalar atılır. Devlet organlarında yüzde 70 Rum yüzde 30 Türk, 7 Bakan Rum, 3 Bakan Türk, Cumhurbaşkanı Rum, Muavini Türk. Türklerin önemli kararlarda VETO hakkı vardır, bu suretle eşitlik sağlanır, dümen Rum’da lakin fren Türk’te. Cumhurbaşkanı Makarios, Antlaşmaların daha mürekkebi kurumadan Rum halkına ‘ Bu anlaşma ENOSİS’e sıçrama tahtasıdır ‘ der. Böylece ileride olacak huzursuzluk ve kaosun ilk sinyalini verir. Zira ENOSİS, yani Kıbrıs’ın Yunanistan’a ilhakı, Rumlarla Yunanistan’ın yıllardır hayali ve hedefidir.

Neise, Cumhuriyet kurulur lakin ömrü 3 yıl 4 ay kısa sürer, bu süre içinde devlette Rumların sebep olduğu ciddi çatlaklar oluşur. Makarios Anayasada Türkler lehindeki hayati öneme haiz 13 maddeyi değiştirmek ister, Türkiye’ye gider Türkiye kabul etmez, sonra Türk ortağa sorar kabul edilmez, 30 Kasım 1963. Amac, ENOSİS’e daha kolay ve daha çabuk ulaşmaktı.

Bu tarihten 21 gün sonra, 21 Aralık 1963’te, Rumlar hayalleri olan ENOSİS’i gerçekleştirmek için silahlı saldırıya geçer, bu amaçla 3 yıl içinde 22 Tabur milis gücü gizlice hazırlanmıştır. Türkleri bir gecede imha için AKRİTAS adlı Plan da birlikte hazırlanmıştır. Kıbrıs’ın dört bir yanında Türk halkına saldırılar başlar, Türk memurlar Devletten kovulur, Millet Vekilleri Meclise alınmaz kovulur, Meclis başkanı Kleridis efendi, Türk Millet Vekillerini Meclisin dış basamaklarında karşılar ve ‘ Meclise giremezsiniz, hade mahallenize gidiniz’ der. Cumhurbaşkanı Muavini Dr Küçük de ofisine alınmaz, ofisi darmadağın edilmiştir. Makarios da Dr Küçük’e ‘ hayatını garanti edemem derhal evine bölgene dön ‘ der. Bu suretle Rum saldırıları ada geneline yayılır.

Rumlar, Cumhuriyetin bütün organlarını, limanlarını ele geçirip işgal eder, bütün yolları kontrolüne alıp her yere barikatlar kurar. Sağda solda yolda belde yakaladığı Türkler katledilerek kuyulara atılır. Türkler, tehlikeli bölgelerden daha güvenli bölgelere 103 köy göç etmek zorunda kalır. Sıkışık bölgelerde işsiz güçsüz beş parasız, yarı çıplak ve AÇ SUSUZ, evsiz barksız, derme çatma eski teneke baraka, doğal mağara, tarihi kiliselerde ilkel şartlarda sefil halde yaşam mücadelesi verir. Rum ambargoları, ablukaları ve saldırıları karşısında, yaşamını, vatanını haklarını savunmak için çok zor koşullarda büyük bir Varoluş Mücadelesine başlar.

Türkler, Rum saldırıları karşısında çok Şehitler verir. Hem hazırlıksız yakalanır hem de Rumlara nazaran her bakımdan zayıf. Saldırıların başlamasıyla yok olmaya ramak kala Garantör Anavatan Türkiye imdada yetişir ve ihtar uçuşları yaparak ve ültümatom vererek büyük katliamları önler. Hal böyle iken, dünya kuruluşu BM’nin Kıbrıs’ta adil olarak Hakkaniyete ve gerçeklere dayalı müdahalede bulunması ve haklıyı haksızı tespit edip ona göre hareket etmesi ve asayişi düzeni sağlaması beklenirken, yaklaşık iki buçuk ay sonra 4 Mart 1964’te BMGK toplanarak tek taraflı ve haksız oldubitti 186 saylı siyasi kararı alır. Bu kararla adaya sözde Barış Gücü gönderilecek ve 3 ay içinde adada asayişi ve düzeni yeniden sağlayacaktı, güya. Bu kararda, 3 aylık sürede ülke yönetiminin Rumlarda olması ve Barış Gücünün yönetime yardımcı olması da vardı. İşte Adaletsizliğin daniskası olan bu büyük haksızlık, taraflılık, oldubitti, yargısız infaz niteliğinde Hukuk dışı kararla Kıbrıs’ta Türk Halkı için dünyanın tersine dönme süreci başladı. Kümesteki tavuklar artık tilkiye teslim edilmişti, Barış Gücü de tilkiye yardımcı olacaktı. Barış Gücü nezaretinde Hastaneye götürülen Türk hastaların barikatlarda çapulcularca alıkonup kuyulara atıldığını yazmaya gerek yok. Rezalet kararın sonuçları bu kadarla sınırlı değil.

Saldırganlara darbecilere, işgalcilere Kıbrıs sorununu yaratanlara ortak Cumhuriyetin hediye edilmesi, BM Barış Gücü’nün de saldırganlara yardımcı olması bardağı taşıran son damla idi. O yüzden Rum saldırıları, Barış Gücü Kıbrıs’a geldikten sonra kat be kat arttı. Sözde Garantör Yunanistan’dan Kıbrıs’a gizlice yasa dışı 20 bin askerin de sokulmasıyla Türk Halkına yapılan saldırıların sonucu daha ağır oldu. Böylelikle 186 sayılı Adaletsiz karar, Türk Halkına reva görülen ölüm fermanına dönüştü. Türk Halkı teslim olmadıkça malum karar habire uzatıldı. Nitekim her saldırı sonucu Türkler topluca yok edileceği anda Türkiye müdahalesiyle son anda kurtarıldı. Dolayısıyla adada daha büyük çapta ve daha şiddetli çatışmalar oldu sonunda da büyük savaşın yaşanmasına bizzat BMGK isteyerek ve bilerek sebep oldu. Bu karar, BMGK’nin en büyük yüz karasıdır, gerçi öncesinde ve sonrasında Kıbrıs Türkleri için ayrıca mazlum diğer ülke halkları için aldığı haksız taraflı kararlar da kap kara yüz karasıdır, o da ayrı mesele. Gazze’de yaşananlara bakmak yeterlidir, başka örneklere gerek yok. BMGK’nin ne mal olduğunu, hem bunlara destek olan AB’ni ve diğerlerini göstermek için.

21 Aralık 1963’te Rumların Kıbrıs Cumhuriyetine yaptığı ilk darbeden 11 yıl sonra 15 Temmuz 1974’te Faşist Yunan Cuntası – EOKA B birlikteliğinde yapılan ikinci büyük darbeyi ekranlardan canlı olarak dünya alem izlemişti. Bu darbenin elebaşlarından olan ve mazisi katliamlarla dolu terörist başı Nikos Sampson’un, ikinci darbe sırasında arkasında silahlı iki terörist de olduğu halde TV ekranlarından Cumhurbaşkanı Makarios’un öldürüldüğü haberini dünyaya duyuran ve Kıbrıs Cumhuriyetinin yıkılıp yerine ‘ KIBRIS HELEN CUMHURİYETİNİN ‘ kurulduğunu ilan eden kişi işte bu Sampson adlı teröristti.

Ve bu baş terörist Sampson, zamanında Maraş’ta İngiliz bayanları çarşının ortasında arkadan tabancayla katlettikten sonra fotoğraflarını çekip ertesi gün gazetesi Maxi’de yayınlayandı. Gemiler dolusu her türlü silahı da gazete kağıdı adı altında Kıbrıs’a getirendi, ispatlıdır. Küçük Kaymaklı halkının ve daha birçok Türkün katilidir canisidir. Ey Avrupa Halk partisi başkanı bay Weber, dersine iyi çalış, 186 hukuk dışı Adaletsiz kararın arkasına saklanma, geçicidir 3 aylıktı, bak kaç ay oldu uzatılır sahtedir, tutarsızdır, taraflıdır, eğretidir, 736 ay oldu hala sürer, hala çözüm yok. Bunda bir gariplik yok mu bayım da ahkam kesen Türkiye’ye saldırırsın? Kıbrıs’ta Rum solcuların katledilmesini de Türk Halkının tamamen yok edilmesini de önleyen, adada asayişi sağlayan Türkiye’dir. Makarios’un Kıbrıs’a gelmesini de sağlayan Türkiye’dir.

Siz AB olarak, iki saldırgan darbeciyi sorgusuz sualsiz birliğe üye aldınız ve bütün bunlar yaşanmışken hala sen ve senin gibiler çıkıp Türkiye için ahkam keser, Türkiye’nin AB üyeliği Kıbrıs’tan geçer nasıl diyebilirsiniz, Türkiye’ye müteşekkir olacağınıza, Kıbrıs Türk Halkından büyük özür dileyeceğinize. Bu gün Kıbrıs Cumhuriyeti yaşıyor diyorsanız eğer, bu Türkiye sayesindedir bilesiniz ve unutmayasınız, da Türkiye aleyhine konuşacağında on defa düşünesiniz. Sarf ettiğiniz sözler cehalet örneğidir, taraflıdır, kasıtlıdır, gerçek dışıdır. AB’ne üye aldıklarınızı da iyi belleyesiniz, darbeci-istilacı Yunan ve darbeci işgalci Rumlar’dır, şahitli ispatlıdır, ne silinir ne unutulur. Referandumda AB’nin sahte vaatlerini hem kararlarını, şantaj ve baskılarını, kendi ilkelerini hem Kıbrıs Cumhuriyeti Kuruluş Antlaşmalarını ve Anayasasını da çiğneyip çiğnettiklerini da hatırlatmaya lüzum yok.

Bay Weber, bilesin ki Kıbrıs sorununu başlatan Rum-Yunan, çözümsüzlüğü devam ettiren de BMGK sonrasında da AB’dir, çözümsüzlüğün başlıca sebepleridirler, en az Rum-Yunan kadar da sorumludur. Kıbrıs Cumhuriyetinde Türklerin eşit ortak olduğu Uluslararası Antlaşmalarla sabittir, kapı kadar resmi belgelerdir. Ortaklığımıza çökerek hakkımızda karar biçemezsiniz, biz Cumhuriyetin eşit ortağıyız, kimseye şey yeme düşmez, ortaklık haklarımıza çökmeye, inkar etmeye AB’nin ne hakkı var ne yetkisi. O yüzden Türk Halkına zorla, istekleri hilafına hele Kıbrıs Cumhuriyeti ortaklığı hakkında ve Türklerin nasıl yaşayacağına dair kimse fikir empoze edemez, baskı yapamaz, haklarına da çökemez. Uluslararası Antlaşmaları yok sayarak çiğneyip, iki ortaktan birinin ortaklığına çökmek ne demek??? Sonra da üstünden çıkıp mağdur ortağa baskı yapar, ceza koyar, dünyadan izole hale sokar, sonra da oturun anlaşın der ve kendi de görüşmeye katılmak ister??? Bu nasıl dünyadır ki sürekli ters döner? Türk ve Müslümanları hedef aldılar.

AB’nin, üyeliğe aldığı Güney Kıbrıs Helen Cumhuriyetidir, Kıbrıs Cumhuriyeti değildir. Üyeliğe aldığı taraf, Kıbrıs Cumhuriyeti Antlaşmalarını ve Anayasasını çiğneyenlerdir, bu suretle AB de çiğnemektedir. Türkler Kıbrıs Cumhuriyetinin eşit kurucu ortağıdır, bunu kimse yok sayamaz, Kıbrıs hakkında da üçüncü ülkeler veya kuruluşlar, Kıbrıslı Türklerin kararlarının ve söz haklarının önüne de geçemez, üstüne de çıkamaz. Destek verdiğiniz Rum ortaklarıngeçmişinden kısaca bahsettim. Türk Halkının içinde yer almadığı hiçbir Cumhuriyet asla Kıbrıs Cumhuriyeti değildir, BM kayıtlarında sadece Rumlardan oluşan herhangi bir Cumhuriyet de MEVCUT DEĞİLDİR. Hepiniz utanmalısınız bay Weber, utanmalı.

Türkiye’nin AB süreci Kıbrıs’tan geçermiş! Ne alaka? Darbeciler Rum Yunan’ın Kıbrıs’tan geçmedi da Türkiye’nin mi geçecek??? Üyeliğe alınır alınmaz o ayrı, 1960 Kıbrıs Cumhuriyetinde Türklerin ortaklık hakları için ancak Kıbrıs Türkleri karar verir. Öyle baskılarla haklarımızı ne AB’ne terk ederiz ne de Rumlara. Çifte standarttan vaz geçip gerçeklere dayalı Adaletli davranın bayım. O destekledikleriniz DARBECİLER, SALDIRGANLAR, İŞGALCİLERDİR, daha fazla yazmayım.

Tanklarla toplarla, havanlarla ağır silahlarla Cumhurbaşkanlığına saldırıp sarayı darmaduman ederek yüzlerce korumayı katleden Türkler değildi bayım. İkinci darbeden İngilizler tarafından kaçırılan Makarios’un BMGK’deki tarihi ifşaatına, İTİRAFINA bir göz atın bayım, mahcup olmayın. Kıbrıs sorununu kimlerin başlattığı, BM çözüm planlarını kimlerin reddettiği halde kimler tarafından mükafatlandırıldığı, diğer yandan çözüm planlarını kabul edenlerin Kıbrıs sorununda baştan sona masum ve mağdur olan Türk Halkını, adaletsiz ve vicdansızların haksızca nasıl cezalandırdığı aşikar iken hala bilinçli ve kasti ahkam kesmesi utanmazlığın da rezaletin de dik alasıdır.

Ey AKEL, siz de yandaşlarınız da 15 Temmuz 1974 EOKA-Yunan Cuntası ikinci darbesinden son anda Türkiye sayesinde kurtuldunuz, yoksa EOKA ve Yunanlılar hepinizi temizleyecekti, köşe bucak kaçtınız, kıstırdığı yerde infaz ettiler, haçanda unuttunuz, nankörler. Çabalarınız sayesinde içimizde de nankörler türettiniz. Atina Yüksek Mahkemesinin 1979’da, Türkiye müdahalesi MEŞRUDUR diye kararı vardır, hepinizin aklında bulunsun.

Ve bu güya 3 aylık, Adaletsiz kadük olmuş çürümüş kokmuş 186 sayılı siyasi taraflı karar, aradan geçen 61 yıl 4 aylık süreç, Kıbrıs’ta çözümsüzlüğün ilelebet sürmesine, saldırganlara işgalcilere, darbecilere Kıbrıs sorununu yaratanlara ceza yerine mükafat verilmesine ve BM çözüm planlarını Referandum dahil ret etmelerine, masum tarafa da ceza verilmesine, masum Türklerin baskı ve yaptırımlarla yıpratılmak istenmesine, Türk ortağa sorulmadan sürekli uzatmalarla bu gün itibarıyla çözümsüzlüğün 736 ay gibi çok uzun bir zamana varmasına sebep olmuştur. İşte 4 Mart 1964’ten beri Kıbrıs’ta suçluların masum ve mükafatlı, masumların suçlu ve cezalı tutulması, Türkler için dünyanın tersine dönmesidir. ( Yazının sonu )

Parantez açalım. Cumhurbaşkanım Sayın Tufan Erhürman, Kıbrıs sorununda başlangıçtan günümüze kadar olan süreçte yaşanan gelişmelere vakıf olduğunuza eminim. Kıbrıs Türk Halkının bu meselde tamamen masum ve mağdur olduğuna da hemfikiriz sanırım. BM ÇÖZÜM Planlarını Referandum dahil Türk tarafının kabul, Rum tarafının ise hep reddettiği noktasında da ayni görüşte olduğumuzu düşünürüm. BMGK 186 sayılı Hukuk dışı siyasi ve taraflı kararının çözümsüzlüğün başlıca sebebi olduğunu, Rum tarafının bu karara dayanarak görüşme masalarını sürekli terk etmesine, çözümden kaçmasına ve Türklerin baskılar karşısında çökene kadar sorunu zamana yaymasına, dolayısıyla çözümsüzlüğe oynamasına fırsat yarattığına kanımca hemfikirsiniz.

BM Parametreleri çerçevesinde çözüm arayışları yarım asır yapılan görüşmelerde maalesef bir sonuca ulaşılamadığı bir gerçek. 186 sayılı karar durdukça ve bu karara dayalı Güney Kıbrıs Rum yönetiminin AB tarafından tüm Kıbrıs adına üyeliğe alındığı gerçeği ortadayken, Cumhuriyetin eşit kurucu ortağı Türklerin yok sayıldığı, yetmedi haksız cezalarla dünyadan izoleli ambargolar ve baskılar altında çökertilmek istendiği gerçeği de ortadayken, yapılan görüşmelerde Rumların Türklere eşit ortak değil ancak ve ancak yama ve azınlığı reva gördüğü şüphesizken, Türk halkına bütün bu haksızlıkları bilinçli ve maksatlı olarak müstahak gören BMGK ve AB’nin taraflı karar ve tutumlarına, ayrıca Referandum sürecinde AB’nin sahte olduğu ortaya çıkan vaatlerine ve özellikle BMGK’nin güya 3 aylık olan ve maalesef 748 aya varan Hukuk dışı taraflı 186 sayılı kararını Türk tarafına hiçbir zaman sorma gereği duymayan bu örgüte, Kıbrıs sorununun ta başından günümüze kadar geçen sürede masum Türk Halkına yapılan haksızlıklarla baskı ve yaptırımlar göz önüne alındığında, bu dünya kuruluşlarına hala güven duyup haksız istek ve kararları doğrultusunda, Rumların da tutumunu göz önünde bulundurup adil kalıcı ve eşitlik üzerinde Kıbrıs’ta Federal temelli bir çözüm olabileceğine ve çözümün ilelebet devam edeceğine yürekten inanıyor musunuz???

1960 Garanti Antlaşmalarının yokluğunda olası bir çözümde, geçmişte garantiler olduğu halde savaşa kadar varan BMGK’nin taraflı Adaletsiz tutum ve kararları öte yandan Rum- Yunan’ın istekleri ve hedefleri olan ENOSİS hedeflerinden vaz geçeceklerini düşünüyor musunuz???? Rum-Yunan’ın, Türkiye Garantisini istememesi ve kırmızı çizgilerinin olmasının nedeni sizce nedir?? Türkler için tersine döndürülen dünya, olası bir Federal çözümde sizce Kıbrıs Türk Halkı için dünya normal dönüşe geçecek mi, Sayın Cumhurbaşkanım? Zira dünya, 4 Mart 1964’ten beri Türkler için hala tersine dönmekte. Hele Türki Cumhuriyetlerin bile birer birer dünyanın tersine dönmesine çarkları yağlayarak katkı yaptığına üzülerek tanık olurken.

Sayın bayan Holguin, Kıbrıs’a gelmeden önce çözümün kilidini BMGK’de açmadıysanız yine boşuna geleceğinizi tekrarlamak isterim maalesef. Zira kilit de anahtar da oradadır, 186 Hukuk dışı taraflı oldubitti 3 aylık güya geçici karar durdukça asla çözüm olmaz. Bundan hangi taraf yararlanırsa çözümsüzlüğe oynayan taraftır. Zaten uzatmalarla 748 aya vardırılması çözümsüzlüğün bir numaralı sebebi olduğunu açıkça ortaya koymuyor mu sizce?????

Fikret ŞANAL