Dünyanın egemen gücü ABD ile yükselen gücü Çin arasında geçen hafta içinde yapılan zirvenin sonuçları uluslararası kamuoyunda hararetle tartışılıyor.
Bu tartışma normal.
Genel kamuoyu çok farkında olmasa da gelinen aşamada bir tarih yaşanıyor.
Tarihi yaşarken yakalamak zor olsa da hem bugün değerlendirme yapabilmek için hem de gelecekte yaşanan tarihi yazabilmek için gelişmeleri yakından takip etmek gerekiyor.
Çünkü, her şeyden önce, şu an yaşanan ve en çok da Kıbrıs dahil yakın çevreyi derinden etkileyen İran savaşının seyri ve kaderi de bu zirveyle yakından ilgili.
İlk bakışta, Trump ve Şi Cinping arasında yapılan zirvenin sonucu iyimser bir içerikte. Her iki taraf da birden fazla alanda “önemli mutabakatlara” vardıklarını açıkladı.
Bu açıklama, taraflar arasında bir 3. Dünya Savaşı beklentisinde olan kötümser çevrelerin iddialarını en azından şimdilik düşük düzeyde tutacak.
Ne var ki uluslararası politika ve diplomasinin inceliklerini bilen her realist uzmanın da kabul edeceği gibi, böylesine zirvelerin sonucunun doğrudan olumsuz ifadelerle dile getirilmesini beklemek gerçekçi değil.
Zirvenin esas sonucu ve mutabakatların önem derecesi yakın bir gelecekte yaşanabilecek kimi gelişmelerden anlaşılacak.
Örneğin, İran savaşının izleyeceği seyir bu konudaki ilk somut gelişme olacak.
Dolayısıyla, şimdi sırada diplomasinin çok kullanılan bir başka politikası gündemde:
“ Bekle ve gör”.
Elbet, hem iki taraf hem de onların bağlaşıkları bekle ve gör stratejisi izlerken tarih de kendi seyrinde, kendi dinamikleri içinde yaşanacak.