Kıbrıs’ta 16 Ağustos 1960’ta Türk-Rum eşit ortaklığında kurulan Cumhuriyeti lağvedip, Türklerin ortaklığını bol keseden Rumlara hediye ederek Cumhuriyetin üzerine başka bir Cumhuriyet mi kurdunuz??? Sonuç itibarıyla durumun aynen böyle olduğu açıkça ortada. Hani siz Adaleti kılavuz Barışı da hedef olarak görüp insan haklarını da savunanlar olarak Uluslararası Hukuk’u da dilinizden düşürmeyen ve bu hususta mangalda kül bırakmayan dünya kuruluşları olarak ve de dünyada söz sahibi hem yönlendirici olarak, diğer bütün ülkelere ayar vermeyi hak sayarak çıkarlarınız doğrultusunda yaptığınız haksız tutum ve kararlarınızı Tanrı kelamı gibi addederek Uluslararası Antlaşmalardan üstün kılıp çiğnemeyi ve kendi çıkarlarınız için biçtiğiniz gömleği, yıllarca haklarını çiğnediğiniz ve Adaletsiz kararlarla yargısız infazlarla suçlu muamelesine tabi tuttuğunuz masum Kıbrıs Türk Halkına baskılar yaptırımlar, ambargo ve izolasyonlarla empoze bir çözümü dayatmayı yıllarca sürdürmekten ne zaman döneceksiniz???
Türkler-Rumlar olarak, Türkler için felaket olan çizdiğiniz yolda oturunuz anlaşınız derken, Rum tarafının yıllardır her çözüm planından Referandum dahil neden kaçtığını hala anlamazlıktan gelerek buna mukabil onları sürekli her alanda ve her türlü mükafatlandırmanız, diğer yandan masum olan ve tüm çözüm planlarını kabul eden Türk Halkına kestiğiniz haksız cezalara yenilerini ekleyerek takındığınız tavır büyük bir Adaletsizliktir, büyük bir insafsızlıktır hem de çok büyük utanmazlıktır.
Kıbrıs sorununun ne zaman niçin ve kimler tarafından çıkarıldığı gün gibi aşikar. Öyle olmakla beraber iki buçuk ay sonra BMGK olarak 4 Mart 1964 tarihinde alınan 186 sayılı karar doğrultusunda; Kıbrıs’a BM Barış Gücü gelmesi, Kıbrıs Cumhuriyeti yönetiminin Rum ortakta kalması, çatışmaların önlenmesi için Barış Gücünün yönetime yardımcı olması. Karar böyle, yani Rumlar tarafından saldırılara uğrayan, katledilen, göç ettirilen, ortak devletten kovulan, ablukaya alınan ambargoya tabi tutulan Türk halkı bu kararla ASİ durumuna sokuldu. Kısacası, kümes ve içindeki tavuklar tilkilere teslim edildi, tıpa tıp böyle. Malum karar sadece 3 ay içindi güya.
Sözde Barış Gücü, Kıbrıs’a geldikten sonra Rum saldırıları çok çok arttı, Türkler sadece savunmada kaldı, zaten hücum edecek durumu yoktu. Savunmayı hem ekonomik açıdan da yaşamayı Garantör Anavatan Türkiye sayesinde sürdürebildi zar zor. Türkler hiçbir Rum bölgesine saldırmadı, ama Rumlar saldırmadık Türk bölgesi bırakmadı. Geniş yazmama gerek yok. Netice itibarıyla, Barış Gücünün 3 ay zarfında asayiş ve düzeni sağlaması hikayeydi, masaldı. Hiç öyle bir şey olmadı, mümkün değildi, sonuçta bu durum büyük savaşa kadar vardı.
3 Aylık karar sürekli uzatıldı, uzatıldıkça da Rum saldırıları arttı, Türkler 11 yıl direndi çok kötü ilkel şartlarda yaşam mücadelesi verdi, yarı buçuk sıvasız, elektriksiz, susuz, kapısız penceresiz yapılarda, harabelerde, eski kiliselerde, mağaralarda daha sonra da Kızılay çadırlarında, Kızılay gıda yardımlarıyla yarı aç yarı çıplak yaşama tutundu. Türklerin çöktüğü, direnişinin kırıldığı, Türkiye’nin müdahale edemeyeceği sanıldığı zamanda yani 15 Temmuz 1974 tarihinde EOKA B ile Yunan CUNTASI birlikte ikinci defa eğer kalmışsa Kıbrıs Cumhuriyetine askeri darbe yapıldı.
Sözde Barış Gücü asayişi düzeni sağlayacaktı, meğer savaşa seyirci kaldı. Darbeciler zaten aşağı yukarı bir yıl evvelden başladılardı, her gece polis karakollarını bommalarlardı, solcu AKEL yandaşı Makarios’çuları köşe bucak ararlardı, gördükleri yerde infaz ederlerdi. Sonuçta da Cumhurbaşkanlığına tanklar havanlar toplar ağır makineli silahlarla saldırdılar, darmadağın ettiler. Makarios kılık değiştirip bir şekilde kaçıp kurtuldu, sonra da İngilizler adadan kaçırdı, BMGK’ne götürdü.
Darbeci terörist başı Nikos Sampson darbenin ilk günü TV’de konuşma yaptı, izledim, arkasında da iki çapulcu dururdu silahlı. Makarios’u öldürdükleri yalanını söyleyip yerine de kendisinin atandığını, Kıbrıs Cumhuriyetini yıktıklarını yerine de ‘ KIBRIS HELEN CUMHURİYETİNİ ‘ kurduklarını dünyaya duyurdu. Makarios BMGK’de konuştu Türkiye’nin desteğiyle, zira Rum-Yunan temsilcileri itiraz ederdi, artık Cumhurbaşkanı olmadığını ve onu tanımadıklarını diye. Makarios orada BMGK’den acil müdahale etmesini istedi, ‘ Ülkemi EOKA B ve Cunta darbe yaptı, işgal etti , Türkler de büyük tehlike altındadır ‘ dedi. Sonra da garantörler Türkiye-İngiltere’ye de müdahale etmeleri için ağlayarak çağrı yaptı.
İşte hala BMGK, Rumların işledikleri bunca suçlara rağmen tükürdüğünü yalamadı Hukuk dışı oldubitti siyasi 186 kararını uzatmaya devam etti. Bu suretle saldırgan darbeci soykırımcı, savaşa ve yıllarca adanın kana bulanmasına sebep olan, Cumhuriyeti darbelerle iki defa yıkan Rum tarafını Kıbrıs Cumhuriyetinin tek egemeni olarak kabul edip tanımaya, Kıbrıs Cumhuriyetinin de yaşadığı iddialarına devam etti, diğer ülkeleri de buna mecbur etti. Aslında Türkiye, Kıbrıs’ın Yunanistan’a ilhakını önledi, Cumhuriyetin idamesini sağladı diye bir şey olamaz, zira içinde eşit ortak Türk Halkının olmadığı ve dışlandığı bir yapı Kıbrıs Cumhuriyeti olamaz. Güya 3 aylık diye alınan 186 kararı uzata uzata 747 aya varmıştır, el insaf. Bu yüzsüzler, biz Türklerin teslim olmasını beklerler, daha çok beklerler. Bütün dünya elini vicdanına koysun ve bu gerçekler ışığında yanlışı doğruyu bulsun.
Yahu, Nisan 2004’te yapılan koskoca REFERANDUM’da bile, ki o kadar tehditler, baskılar, şantajlar ayrıca vaatler de yapıldığı halde tam tersi bir karar üretildi sonuçta. Kabul etmeyen yani çözümü ret eden taraf büyük mükafata mazhar oldu AB’ne alındı tüm Kıbrıs adına, kabul eden Türkler ise cezaları artırıldı. Olay budur. Bu hususta daha fazla yazmaya gerek yok, bu adaletsiz, utanmaz, insanlıktan yoksun, vicdansızların daha başka ne haltlar yaptıklarını ortaya koymaya, bunlar yeter de artar. İşin tuhaf olan yanı, inatla ısrarla haklı ve adaletli imişler gibi estek köstek okumaları, hayret doğrusu. Burada bir benzetme yerinde olur sanırım, bu haltları yiyen de onlar maalesef kadı da onlar, mesele bu. Ayni durumlar hala dünyamızda devam ettiriliyor, örneğin sadece Orta Doğu’da yaşatılanlar kafidir. Yakın tarihte başta Kıbrıs, Orta Doğu, Ukrayna, Afganistan, İran vd ülkelerde BMGK beşlisinin çıkara dayalı Adaletsiz ve saldırgan tutumunun apaçık ortada olduğu, bu nedenle güvenini yitirdiği, itibarının da yerlerde süründüğü şüphe kaldırmayan bir gerçektir.
VAY BAŞIMIZA GELEN!!! BM, BMGK, AB’nin Kıbrıs meselesi ile ilgili tutum söylem ve kararlarının ne kadar Adaletsiz ve taraflı olduğu ortada, lakin kendi çıkarlarını ön planda tuttuğu gerçeği bilinmeyen bir şey değildir. Müslüman ülkeler hele de Türkler mevzu bahis olduğu zaman, Adaletmiş, Hukukmuş vız gelir tırıs gider. Bile bile göz göre göre kasten ve aşikar olarak yalan yanlış Adaletten, insanlıktan yoksun tavırları, bu yönde kararlar almaları şaşılacak bir şey değil. Mal meydanda, görüldüğü gibi Kıbrıs’ta, Gazze’de, Batı Şeria’da, Lübnan, İran’da, öncesi Afganistan’da, bazı uzak Doğu Ülkelerinde tuttukları yol, aldıkları kararlar önce kendi çıkarlarını gözetir. Bu amaçla soy kırıma da uğratırlar, buna fiilen de katılırlar.
62 yıldan fazladır Kıbrıs sorunu devam etmektedir, bunda 186 sayılı kararın çok büyük etkisi ve kılıfı vardır. Bu haksız karar sayesinde Rum tarafı, Referandumun bir hafta sonrasında AB’ne alınması tesadüf değildir. Aradan geçen uzun yıllarda çözümsüzlüğün sürmesi bu yüzdendir. Referandum sonrası GS Kofi Annan’ın Kıbrıs’lı Türkler hakkındaki olumlu raporunun dikkate alınmaması ve tozlu raflara konması tamamen maksatlıdır.
60 yıla yakın yapılan görüşmelerden sonuç alınamaması da 186 sayılı karar sayesindedir, Rumların masadan kaçmasına, çözüm planlarını ellerinin tersiyle itmelerine sebeptir. Hal böyle iken dahi bu emperyal güçler söz konusu kararı revize etme veya iptal etme gibi bir yaklaşım sergilemediler. Hem Uluslararası Kıbrıs Antlaşmalarını çiğnediler hem de çiğnenmesini sağladılar. Amma Kıbrıs Cumhuriyeti adını ağızları dolu dolu telaffuz ederler, her türlü yardımı desteği de verirler hiç sıkılmadan. Bunların yapmak istedikleri ve tutumları bana göre, Kıbrıs Cumhuriyeti sanki varmış gibi ve bu 1960’taki Cumhuriyetmiş gibi ve bu Cumhuriyet sadece Rumlardan oluşurmuştu gibi ve sonradan peydah olmuş adadaki Türkler de bu Cumhuriyetten hak elde etmek için haksız bir mücadeleye girişmiş gibi gözle bakmaktadırlar.
Federasyon modeli 1960 Cumhuriyetindekine çok yakındı, sağlam garantileri ve de iki tarafın eşitliği söz konusu idi Türklerin VETO hakkı olması hasebiyle. Yıllardır görüşüldü sonuç alınamadı, sebebi belli, gizlisi saklısı yok, apaçık ortada, Rum tarafı istemiyor, Türkleri azınlık olsun bile istemiyorlar. Görüşmelerde kazanımlar elde eder sonra kaçar, bizim geçmiş başkan da demişti biz sonunda alacağız diye, ben da bilmem kaçın kaçını alacağız o da ayrı mesele. Şimdi tutturdular Montana’da kaldığı yerden, hani masaları devirip kaçmışlardı hem alacaklarını da alarak. Hem Garantiler de masadaydı, biz harita da sunmuştuk vs. o ayrı. İsterler o güne kadar olan mutabakatlar da aynen kabul görsün, Rumların dağarcığında olsun, hem Garantiler de kalksın, Türk Askeri çekilsin.
Son yıllarda Güneyi silah deposuna çevirdiler, bütün üçlü anlaşmaların içinde Yunanistan’ı da dahil etsinler, bir çok ülkeyle ki bize düşmanlık beslerler onlar ile askeri stratejik anlaşmalar yapsınlar, garantörler peydahlasınlar, Güneye İsrail, Yunan, ABD, Fransa, Hindistan, bazı AB ve Arap ülke askerleriyle dolsun, ayrıca üsler versin, ammma Türk askeri hem de GARANTÖR ADADAN GİTSİN. Çok uzun zamanda Federasyon görüşmelerinde sonuç alınmadığı için 5-6 sene önce bizim taraf iki eşit egemen Devlet formülünü ortaya koydu, Federasyon bunca yılda olmadı diye alternatif olarak.
Dünya kalktı oturdu, ne var ki içimizdeki malum Federalci sol kesim de veryansın etti. Federasyoncu sol kesimden CTP başkanı sayın Erhürman Cumhurbaşkanı seçildi. Akabinde yerine sayın Sıla U İncirli Başkan seçildi. Federasyon tezinin müthiş destekçisi. Güneye de geçip önce AKEL, bir iki gün sonra da DİSİ partisini ki başkanı Rum Meclis başkanıdır da ayrıca bayan Annita ile de görüştü. Geçmişte olduğu gibi Federasyonu her iki parti ile birlikte omuz omuza savunacaklarını açıkça ifade ettiler. Dahası üç beş gün önce de Ankara’da davetli olarak gittiği bir özel toplantıda da gazetecilerin sorularına Federasyona açık desteğini tekrar belirtmiş oldu. Türkiye garantisine hiç değinmeden, zaten istemezler.
Siyasi eşitliği VETO ile değil bir olumlu oyla sağlanacağını, varılan mutabakatların ve iki kesimli iki toplumlu Federasyonu en geçerli en adil ve kalıcı çözüm modeli, birleşik Kıbrıs modeli olduğunu ifade etti. Güney Kıbrıs’ın durmadan silahlandığını, oranın yabancı askerlerin mekanı sorma gir hanı olduğunu ve bay Hristodulidis’in savaş tamtamları çaldığının, Türk halkını elinde olsa bir kaşık suda boğacağını ne yazık ki anlamış değildir. Sayın Erhürman ise barış dilini konuşacağını, provokasyona gelmeyeceğini söyledi. Bana göre Türkler olarak sanki suçlu imişiz gibi bir hal. Havanda su dövmeye devam, panayırlar, senfoniler, tiyatrolar, eğlenceler, uyutmaya devam. Bu devirde Meclisimiz işgal edildi, talan edildi, Polisimiz darp edildi, rezil olduk dünyaya. Bu Hristodulidis, Rum başkanların en kurnazı, en Türk karşıtı, en kilise yanlısı, en ENOSİS’çisi. Ve de VAY HALİMİZE DİYORUM. Berber Hasan aramızdan göçmeden önce dükkanında yıllar önce şunu demiştim, Eşref Çetinel refikim de ordaydı ‘ Gün gelecek DENKTAŞ Babamızı bizden daha fazla sol kesim arayacak ‘ .
Öyle iki parça halde iken Dava yürütülemez, hem TC Büyük Millet Meclisinde hem KKTC Meclisimizde alınmış Milli Dava kararımız varken. Rumların da Meclislerinde 3 defa alınmış, siyasi parti tüzüklerinde de vardır ENOSİS kararları. En Barışçı!!!!! AKEL’de de tabii.
Fikret ŞANAL