Guterres Giderken

Abone Ol

16 yıl aradan sonra bir BM Genel Sekreteri daha Kıbrıs sorunu dolayısıyla adayı ziyaret etti.

25 Temmuz günkü “Guterres Gelirken” başlıklı yazıda, sıralanan bir dizi olgudan dolayı bu ziyaretin anlamlı bir sonuç için iyimserlik verici gözükmediği vurgulanmıştı.

Yine o yazıda, buna karşın, diplomasinin bazen en umutsuz görünen zamanlarda bile anlamlı sonuçlar üretme potansiyeline sahip olduğunun altı çizilmişti.

Evet, bu ziyaret de, çözüm müzakerelerini başlatma ya da “herkes kendi yoluna” denecek bir şekilde sonuçlanmadı.

Zaten böyle bir sonucu diplomasiden, hele de onun en tepesi konumundaki BM Genel Sekreteri’nden beklemek çok gerçekçi olmaz.

Diplomatlar için hep bilinir ve derslerde de anlatılır: Bir diplomat herhangi bir konuda “evet” derse “belki” demek istemektedir.

Burada asıl anlatılmak istenen, diplomatların hep iyimser konuştuğu, ama konuştuğunun düz ara dinlenmemesi ya da okunmaması gerektiğidir.

Peki, bu durumda Guterres’in görüşmeleri sonrasında yapmış olduğu açıklamalardan ne anlaşılması gerekir?

Her şeyden önce, birçok nezaket ya da nispeten üstü kapalı uyarıdan sonra Guterres’in söylediği net bir somut sonuç var:

BM’nin, garantörlerin ve BM’nin de katılacağı 5 + 1 toplantısı için kararlı olduğu ama bunun dört şarta bağlı bulunduğu netleşmiş durumda.

5+1 daha önce sağlanan yakınlaşmaların da dikkate alınmasıyla güven yaratıcı önlemler, metodoloji ve öz konularında yeterli hazırlığın yapılmasının ardından gerçekleşecek.

Bu dört şart sağlanmadan 5+1 toplantısının gerçekleşmeyeceğinin altını çizen Guterres, aslında diplomatik nezaket çerçevesinde topu Kıbrıs sahasında Hristodulidis ve Erhürman’ın ayaklarına bırakıp gitti.

Tabii, “garantör ülkelerin desteğine güveniyorum” diyerek üstü örtülü olarak onları da sorumluluktan muaf tutmadı.