Hükümet o eşiği aştı galiba...

Abone Ol

Siyasette her hata öldürücü değildir. Yanlış kararlar alınır, krizler yaşanır, hatta ağır bedeller ödenir. Bu son derece normaldir. Acı reçeteler uygulanmak durumunda kalınır, halk nezdinde popülarite ciddi şekilde azalır. Ekibinizde yolsuzluk ve usulsüzlükle anılanlar olur, iddialar ortaya atılır, gereği yapılır, yola devam edilir.

Tarih, büyük hatalar yapıp geri dönebilen liderlerle doludur. Ama bir eşik vardır ki, aşıldığında artık yapılanların, söylenenlerin, verilen sözlerin hiçbir anlamı kalmaz.
O noktadan sonra mesele icraat değil; meşruiyettir. Ve meşruiyet kaybolduğunda, geri dönüş olmaz.
Bu eşiği geçen liderlerin ortak bir özelliği vardır:
Hatalarından çok, hataya verdikleri tepkilerle kaybederler.

Richard Nixon, Watergate skandalında sadece bir suçla değil, yalanla yakalandı. Skandalın kendisi değil, gerçeği örtme çabası onu bitirdi. Başarıları vardı, deneyimi vardı, gücü vardı ama güven bir kez gitti mi geri gelmedi. İstifa etti ve tarihe “başkan ama güvenilmez” olarak geçti.
Nicolay Çavuşeşku, yıllarca alkışlanan bir liderdi. 1989’da bir mitingde halkın yuhalamasıyla birlikte her şey bitti. Konuşmaya devam etti, vaatler verdi ama artık kimse dinlemiyordu. Çünkü halk korkmayı bırakmıştı. O an, geri dönüşü olmayan andı.

Slobodan Miloseviç, milliyetçilikle yükseldi. Savaşlar bittiğinde elinde kalan sadece yıkım ve yoksulluktu. Reform vaatleri, yeni söylemler, geç gelen itiraflar… Hiçbiri işe yaramadı. Halk artık ona inanmıyordu.

Hüsnü Mubarek, “istikrar” söylemiyle 30 yıl iktidarda kaldı. Ama Arap Baharı geldiğinde reform sözü vermesi, kabine değiştirmesi, halkın gözünde hiçbir anlam taşımıyordu.

Bu örneklerin hepsinde ortak bir nokta var:
Liderler hataları yüzünden değil, halkla bağlarını kopardıkları için düştüler.
Bize bakalım isterseniz.
KKTC’de bugün yaşanan sorun, yanlış kararlar, usulsüzlükler, yolsuzluklar, rüşvet ve nepotizm değil sadece.
Sorun siyasetin açıklama yapma ihtiyacı duymadığı, istifanın bir aklanma biçimi değil, suçu kabul anlamına geldiği düşüncesinin hakim olduğu bir noktaya sürüklenmiş olmasıdır.
Yılda birden daha seyrek yapılan basın toplantıları iddialara yanıt vermek ya da şeffaflık göstermek için değil, icraat anlatmak için yapılması basit bir detay değil. Orada sorulan sorulara kaçamak ve doğru olmadığı herkes tarafından bilinen yanıtlar verilmesi bilinçli bir zihniyet göstergesidir.
İşte bu, “Bu ülkede gündem çok çabuk değişir. İnsanlar bir iki gün konuşur, gündem değişir bunu unutur” düşüncesi gerçek olmakla birlikte, değişen gündemin gündemin meşruiyette açtığı yaralar gittikçe derinleşir ve iyileşmesi imkansız hale gelir.
Ve sözünü ettiğimiz geri dönüşü olmayan noktaya yaklaşılır.

Çünkü halk, her şeyi affedebilir ama yok sayılmayı affetmez. Zor koşullara katlanabilir ama aptal yerine konulmayı unutmaz. Hata yapılmasını anlayabilir ama hesap verilmemesini kabullenmez.

KKTC gibi küçük toplumlarda bu eşik daha da hızlı aşılır. Herkes birbirini tanır, herkes neyin neden yapıldığını az çok bilir. Büyük ülkelerde işe yarayan “zaman kazanma”, “gündem değiştirme”, “sessizlikle geçiştirme” refleksleri burada daha çabuk boşa düşer.
Ve bir gün fark edilmeden şu noktaya gelinir:
Lider artık konuşsa da ikna edemez.
Adım atsa da inandırıcı olmaz. Doğruyu yapsa bile, geç kalmıştır.

Sarayönü’nde petrol bulsa, asgari ücret 200 bin, Kişi başına düşen milli gelir 50 bin Dolar olsa da eşik aşılmıştır.
Tarih şunu söylüyor: Bir iktidarı düşüren şey muhalefet değil, halk nezdindeki meşruiyetinin ortadan kalkmasıdır.
Bizim hükümet o eşiği aştı galiba.

{ "vars": { "account": "G-4YY0F4F3S9" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } } { "vars": { "account": "G-1E4JSD5JXZ" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }