İranlı diplomatik kaynaklar, İngiliz Egemen Üs Bölgeleri’nin İran’a karşı kullanılmaması halinde Kıbrıs’ın İran saldırısı riskiyle karşı karşıya olmadığını açıkladı.
Politis gazetesine konuşan kaynaklar, Lefkoşa ile Tahran arasındaki diplomatik kanalların “açık ve aktif” olduğunu belirterek, Financial Times’ta yer alan ve İran’ın Güney Kıbrıs’ı olası hedefler arasında değerlendirdiği yönündeki haberin güvenilirliğine ilişkin soru işaretleri bulunduğunu ifade etti.
Financial Times, İranlı “rejim içerisinden” kaynaklara dayandırdığı haberinde, Tahran’ın ABD’ye yönelik olası yeni bir saldırıya karşı Güneydoğu Avrupa’daki ABD askeri hedeflerine yönelik seçenekleri değerlendirdiğini yazmıştı. Haberde Bulgaristan ve Güney Kıbrıs’ın da olası hedefler arasında bulunduğu ileri sürülmüştü.
Haberde, Bulgaristan’ın ABD’ye ait yakıt ikmal uçaklarının Bezmer Hava Üssü’nü kullanmasına izin vermesi nedeniyle İran’ın değerlendirdiği ülkeler arasında yer aldığı, Güney Kıbrıs’ın ise İngiliz üsleri nedeniyle olası misilleme hedefi olarak görüldüğü iddia edilmişti.
Güney Kıbrıs: Kıbrıs İran'ın hedefi değil
Güney Kıbrıs hükümet kaynakları da çarşamba günü yaptıkları açıklamalarda adanın İran’ın hedefi olmadığını belirtmişti. Dışişleri Bakanlığı kaynakları, geçmişte de benzer iddiaların gündeme geldiğini ve Lefkoşa’nın Tahran’la iletişim halinde olduğunu kaydetmişti.
İranlı diplomatik kaynaklar ise Kıbrıs tarafının İngiliz üslerinde yaşayan ve çalışan kişilerin güvenliğine ilişkin endişelerinin farkında olduklarını belirterek, İran’ın da kendisine yönelik saldırılar konusunda güvenlik endişeleri bulunduğunu ifade etti.
"Daha çok caydırıcılık mesajı"
Kıbrıs Üniversitesi Türk ve Orta Doğu Çalışmaları Bölümü öğretim görevlisi Zenonas Tziarras ise Financial Times haberinin gerçek bir saldırı tehdidinden ziyade caydırıcılık amacı taşıyan bir mesaj olmasının daha muhtemel olduğunu söyledi.
Tziarras, bu tür açıklamaların ABD üzerindeki baskıyı üçüncü ülkeler üzerinden artırmayı amaçladığını belirterek, haber kaynaklarının İran’ın resmi tutumunu zorunlu olarak yansıtmadığını kaydetti. Tziarras, gelişmelerin “daha çok psikolojik savaşın bir parçası” olarak değerlendirilebileceğini ifade etti.






