İyi misiniz? iyiyiz yine görüşelim tamam!

Abone Ol

“Kıbrıs sorununda”, sıradan bir görüşme günü daha geride kaldı:

“İyi misiniz?

İyiyiz, siz nasılsınız?

Biz de iyiyiz.

Yine görüşelim.

Tamam!”

Ben uzun yılların verdiği alışkanlıkla son görüşmeyi de bu diyalogla algıladım. Yanlış mıyım? Çok da değil…

Her kafadan başka sesin çıktığı Kıbrıs sorununda birkaç kelam etmek her gazetecinin gevezelik sınırları içinde. Nasılsa bilen de bilmeyen de gevezelikte sınır tanımıyor. Eh! Ben de geri kalmayım:

Hem Kuzey’de hem Güney’de çözüm istediğini söyleyenler gibi çözüm istemediğini söyleyenler var. “Çözüm isterim ama” diye başlayıp, dünyanın yarısını isteyenler de.

Güneyde “En iyi Türk ölüdür” diyenler kadar, Kuzeyde de “En iyi Rum ölüdür” diyenler var. Bu “ikiz kardeş düşünceliler”, toplumları öğüten kanlı değirmene vahşet taşımaya da çok hevesliler.

Dediğimiz gibi, her kafadan başka ses çıkıyor. Kendimi bildim bileli ömrümüzü tüketen bu sorun konusunda Türk liderler çıkıp bir şeyler diyor, Rum liderler çıkıp başka şeyler söylüyor. Değişen bir şey olmuyor.

Kıbrıs konusunda 1950’li yılların ortasından 2026 yılına kadar gelinen sürede liderlerin, muhaliflerin veya “önde gelenlerin(!)”, analardaki siyasetçilerin, İngiltere’nin, BM’nin, AB’nin ABD’nin, Rusya’nın ilgililerinin veya ilgisizlerinin söylediği kelimeleri uzay boşluğuna bıraksanız, yeni bir Samanyolu Galaksisi oluşturursunuz.

NASA, galaksimizde en az 100 milyar ila 400 milyar arasında yıldız ve en az bu sayı kadar, yani yüz milyarlarca gezegen yer aldığını tahmin ediyor. Varsın herkes, Kıbrıs sorunu konusunda bugüne kadar sarf edilmiş lafların kalabalığını tahmin etsin.

Özetle, şimdiki liderlerin kurabileceği herhangi bir cümlenin benzerleri çok uzun yıllar önce kulağımıza yapıştı zaten.

“Güven Yaratıcı Önlemler”. Bu kelimeleri ilk duyduğumuzda bir heyecan bir umut dalgası oluşmuştu. Gerçekten de iki toplum arasında güven yaratacak yollar bulunmalıydı.

Evet, güven yaratan birçok uygulama hayatımıza katıldı. Ama aylar yıllar süren güven yaratma çalışmaları, sorumsuz siyasiler veya yetkililer tarafından hoyratça yıkıldı, kalanların da yıkılması için yer altı-yer üstü çalışmaları devam ediyor. Şimdilerde, “Güven Yıkıcı Önlemler” daha revaçta.

Hâlâ bugün oldu, iki toplum arasında düşmanlık tohumları ekmek ve bu tohumları yeşertmek için harıl harıl çalışan güçler var. Hem de sadece 3-5 kuruşluk çıkarlar için…

Çok insanımız çok istediği barışı göremeden öldü.

Ben tam bir “Kıbrıs sorunu kuşağıyım”. Savaşın içinde doğdum, savaşın içinde büyüdüm, sıcak savaşın ardından göçmenliğin acı sonuçlarıyla yüzleştim. Bu coğrafyada hele de Kuzey Kıbrıs’ta Baby Boomers, X, Y, Z vs kuşağı olmak fark etmez. Her doğan “Kıbrıs sorunu kuşağına” dâhil oluyor.

Kendi hesabıma konuşayım; “Özgürüm” desem değilim, “esaretteyim” desem yine değilim. Güneydeki ciddi çoğunluğa göre “ortaklık kurulmayacak pis Türküm” kuzeydeki, ciddi bir kesime göre ise “KKTC’yi yıkmak isteyen pis Rumcuyum”. Diğer binlerce Kıbrıslı gibi.

Bu kadar laftan sonra, “Usandım, gerçekten usandım” diyorum.