Başta sendikalar olmak üzere; devletin yükümlülükleri ile ilgili taleplerini dile getirirken KKTC Anayasası ve ilgi yasalardaki haklara atıf yaparlar.
Ancak ne üzücüdür ki, burası İskandinav ülkesi olmayıp Anayasada veya yasalarda yer almazı bu hakların bilfiil vatandaşın imkanına sunulduğu anlamına gelmemektedir.
Birçok kez basın yoluyla açıklandığı ve altı çizildiği gibi; Anayasamıza göre KKTC sosyal adalet ve hukukun üstünlüğü ilkelerine dayanan laik bir Cumhuriyettir (md. 1). Anayasamızda ayrıca devletin vatandaşlarına yönelik sağlık hakkı (md. 45) ve Öğrenim ve Eğitim Hakkı (md. 49) sağlama gibi ödevleri bulunmaktadır.
Geçtiğimiz hafta işveren ve hükümet dayanışmasıyla hayat pahalılığının altında %18,39 oranında artırılan asgari ücrete ilişkin yasada da sosyal devletin izlerine rastlanmaktadır.
22/1975 sayılı Asgari Ücretler Yasasına göre “Asgari Ücret” işçilere normal bir çalışma günü karşılığı olarak ödenen ve işçi ile eşinin ve bir veya iki çocuğunun yeterli beslenme, sağlıklı konut, giyim, aydınlatma ve ısıtma, ulaşım, çağdaş düzeyde sağlık servisi, eğitim kültür, dinlenme, eğlence ve benzeri temel gereksinmelerini geçerli fiyatlar üzerinden karşılamaya yetecek miktarda olmak üzere bu Yasanın 3’üncü maddesi kuralları uyarınca saptanan ücreti anlatır (md. 2).
Hukuk terminolojisi ile değerlendirme yapacak olursak Asgari Ücret Yasasının hem ruhu hem de lafzı aynı kapıya çıkmaktadır. Şöyle ki, sosyal devlet kapsamında asgari ücret alan bir kişinin ailesinin gıda, konut, sağlık, kültür, eğlence ve benzeri ihtiyaçlarını karşılayacak bir alım gücüne sahip olması murat edilmektedir. Başka bir ifade ile asgari ücretlinin alım gücü yoksulluk sınırının altına düşmemelidir.
KKTC hukuken sosyal devlet olmasına rağmen acı ama gerçek KKTC devleti, eğitim ve sağlıktaki kifayetsizlikten dolayı kendi vatandaşını özel sektördeki faşizmin esaretine sürüklemekte, asgari ücretliyi ise açlık sınırının biraz üstü, yolsuzluk sınırının ise oldukça altında bir yaşama mahkûm etmektedir.
KKTC, mevzuatın öngördüğü anlamda bir sosyal devlet olmuş olsa idi asgari ücretliye yoksulluk sınırında bir yaşam standardı imkânı yaratabilecekti.
Emek piyasasının dinamikleri ve sektörel verimlilik gibi unsurlar günümüzde olduğu gibi asgari ücretin yoksulluk sınırının altında denge ücret olarak oluşmasına neden oluyorsa işte o zaman sosyal devlet mutlaka devreye girmelidir. Şöyle ki, devlet ayni ve/veya nakdi katkılarla asgari ücretlinin alım gücünü yoksulluk sınırına yükseltmelidir.
Sosyal devlet gereği asgari ücretlinin alım gücünü artırmak için yanı başımızdaki Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ve Avrupa Birliği’nde yürürlükte olan özellikle Asgari Garanti Edilmiş Gelir Desteğine bakmak yeterlidir.
Kıbrıs'ın Asgari Garantili Gelir (GMI) (EEE) programı, hükümet tarafından genel gelirlerden finanse edilmekte olup savunmasız durumdaki sakinlere mali yardım sağlamakta ve konut yardımı da dahil olmak üzere temel ihtiyaçlar için gelirleri asgari bir seviyeye çıkarmayı amaçlamaktadır. Kıbrıslılar, AB vatandaşları ve uluslararası koruma altındaki kişiler de dahil olmak üzere düşük gelirli sakinler için tasarlanan bu program, temel bir ödenek (bekar bir yetişkin için yaklaşık 480 €/ay) ve aile ve konut için ek ödemeler sağlamaktadır. Program, Kamu İstihdam Servisi (PES) aracılığıyla sıkı iş arama şartları da getirmektedir. Program kapsamında diğer destekler arasında düşük gelirli emekliler için programlar, çocuk bakım yardımları ve konut yardımı yer almakta olup, bunların tümü Sosyal Yardım İdaresi (WBAS) tarafından yönetilmektedir.
Sonuç olarak; Anayasa ve yasalara göre sosyal adalete ve hukukun üstünlüğüne göre etkinlik kazanacağı öngörülen KKTC devletinin yönetenlerin vizyonu ve kaynakları önceliklendirme maksatları nedeniyle sosyal devlet yerine aciz bir devlete dönüştürüldüğü maalesef aşikardır.