KKTC’de Yargı Reformu

Abone Ol

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin üç erkinden biri olan yargı, uzun yıllardır diğer kurumlara kıyasla daha istikrarlı işleyen ve yurttaş nezdinde görece daha fazla güven duyulan bir alan olagelmiştir.

Ancak değişen toplumsal ihtiyaçlar, artan dava yükü ve karmaşıklaşan idari yapı, KKTC yargısının da artık ciddi bir yapısal reform ihtiyacıyla karşı karşıya olduğunu göstermektedir.

Bu ihtiyaçtan hareketle KKTC Yüksek Mahkemesi tarafından bir Yargı Reform Taslağı hazırlanmıştır. Reformun hayata geçirilebilmesi için anayasa değişikliği ve dolayısıyla referandum gerekmektedir.

Kamuoyunda referandumun zamanlaması, erken seçimle birlikte yapılıp yapılmayacağı gibi siyasi başlıklar tartışılırken, taslağın içeriğinin henüz tartışılmaması ise dikkat çekicidir.

Oysa asıl tartışılması gereken, bu reformun yargıyı nasıl bir noktaya taşıyacağıdır. Taslak, genel hatlarıyla Yüksek Mahkeme’nin iş yükünü azaltmayı, idari yargıyı tabana yaymayı ve yargılama süreçlerini hızlandırmayı hedeflemektedir.

Bu kapsamda Kaza İdare Mahkemelerinin kurulması, idari yargının ilk derece incelemesinin Yüksek Mahkeme dışına çıkarılması ve Yüksek İdare Mahkemesine doğrudan başvurunun istisnai hâllerle sınırlandırılması öngörülmektedir.

Yargılamayı hızlandırmaya ve maliyetleri düşürmeye yönelik olarak ise tek yargıçlı Yüksek İdare Mahkemesi modeli, bazı idari davalarda duruşmasız karar verilmesi ve istinaf–temyiz yollarının daha net biçimde düzenlenmesi gibi öneriler dikkat çekmektedir.

Bunun yanı sıra hız odaklı yaklaşımın doğurabileceği hak kayıplarını dengelemek amacıyla tek yargıç kararlarına karşı üç yargıçlı istinaf yolu, idari yargı kararlarının tüm organlar için bağlayıcı olduğunun açıkça belirtilmesi ve idari işlemlerden doğan tazminat yetkisinin netleştirilmesi gibi güvencelere de yer verilmiştir.

Taslakta ayrıca, reformun ani bir kırılma yaratmaması amacıyla geçiş hükümleri öngörülmekte; yeni mahkemeler kurulana kadar mevcut mahkemelerin görevlerine devam etmesi planlanmaktadır. Bu yönüyle taslak, kurumsal istikrarı da gözetmeye çalışmaktadır.

Bütün bu düzenlemelerin KKTC yargısının etkinliği ve verimliliği bakımından olumlu katkılar sunacağı inkâr edilemez. Ancak reformun gerçekten “yapısal” olabilmesi için, bazı kritik eksikliklerin de açıkça konuşulması gerekmektedir.

Örneğin Kaza İdare Mahkemelerinin kurulması, Yüksek Mahkeme’deki tıkanıklığı azaltabilir; ancak bu mahkemelerde görev yapacak yargıçların uzmanlaşma düzeyi, atanma ve nakil güvenceleri taslakta yeterince net değildir. Eğer bu güvenceler anayasal düzeyde güvence altına alınmazsa, yeni mahkemeler yalnızca biçimsel bir desantralizasyon yaratabilir.

Oysa bu tür bir riski önceden hesaba katarak, yargıçların statüsü ve güvenceleri anayasal düzeyde daha açık biçimde düzenlenebilir.

Benzer şekilde, idari yargı kararlarının tüm organlar için bağlayıcı olduğu vurgulanmasına rağmen, bu kararlara uyulmamasının yaptırımı açıkça düzenlenmemiştir. Bağlayıcılığın icra ve yaptırım boyutuyla desteklenmediği bir sistem, kağıt üzerinde güçlü, ama pratikte zayıf kalma riski taşır.

Taslağın en önemli eksikliklerinden biri ise Yüksek Mahkeme’nin mevcut fonksiyonel yapısına ilişkindir. Anayasa Mahkemesi, Yargıtay, Yüksek İdare Mahkemesi ve Yüce Divan gibi birbirinden oldukça farklı görevlerin aynı çatı altında ve aynı yargıçlar havuzunda toplanması tarafsızlık algısının zedelenmesi riskini doğurmaktadır.

Güney Kıbrıs’ta da benzer bir yapı uzun yıllar devam etmiş, ancak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin eleştirileri sonrasında anayasa yargısı ayrıştırılmıştır. KKTC bakımından da, en azından dairelerin ve yargıçların görev alanlarının çok daha keskin biçimde ayrılması, bu taslakta düzenlenebilirdi.

Bunun yanında, KKTC Yüksek Mahkemesi kararları üzerinde etkili bir dış denetim mekanizmasının bulunmaması da ciddi bir boşluktur. Sözgelimi İsveç’teki Ombudsman modeli, yargıçların kararlarının içeriğine müdahale etmeden; usul, gecikme ve davranışlar bakımından denetim sağlayarak yargı bağımsızlığı ile hesap verebilirlik arasında dengeli bir örnek sunmaktadır. Benzer bir mekanizma, KKTC için de tartışmaya açılabilir.

Ayrıca KKTC Anayasa Mahkemesi ağırlıklı olarak norm denetimiyle sınırlı kalmakta; temel hak ve özgürlük ihlallerinde bireyin doğrudan başvurabileceği etkili bir yol olarak işlev görmemektedir.

Oysa çağdaş anayasal devletlerde bireysel başvuru, anayasal yargının en önemli meşruiyet kaynaklarından biri hâline gelmiştir. Temel hak ve özgürlük ihlallerinin arttığı bir dönemde KKTC Anayasa Mahkemesi’ne böylesi bir işlev kazandırmak ve KKTC yurttaşlarının haklarını korumak anlamlı olmaz mı?

Son olarak, reform taslağının Yüksek Mahkeme yargıçları tarafından hazırlanmış olması teknik açıdan değerli olsa da, demokratik meşruiyet bakımından yetersizdir. Hukuk fakültelerinin, meslek örgütlerinin ve sivil toplumun sürece etkin biçimde dahil edilmediği bir anayasa değişikliğinin, referandumda toplumdan güçlü bir destek alması zor olacaktır. Sonuçta yargı reformu, yalnızca yargıyı değil, toplumun tamamını ilgilendirmektedir.

KKTC’de yargı reformu daha fazla ertelenmemeli ve siyasal aktörlerin güç savaşlarına malzeme edilmemelidir. Ancak yargının yapısal sorunlarını görmezden gelen, meşruiyet ve denetim boyutunu dışarıda bırakan her düzenleme, reform değil, geçici bir rahatlama olacaktır. Unutmamak gerekir ki bugün konuşulmayan eksikler, yarın adalet krizine dönüşebilir.

{ "vars": { "account": "G-4YY0F4F3S9" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } } { "vars": { "account": "G-1E4JSD5JXZ" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }