Bir kooperatif yalnız bilançoda batmaz; üreticinin alın terinde, tüketicinin güveninde ve toplumun hafızasında da ağır ağır su alır.
Bir zamanlar üreticinin sütünü aynı kazanda kaynatan KOOP-SÜT, kazanın dibindeki deliği halkın cüzdanıyla tıkamaya çalışıyor.
Üreticinin imecesinden doğan marka borç, düşük kapasite, yüksek personel maliyeti ve bozuk ürün iddialarıyla mı anılmalıydı?
1958’de kurulan KOOP-SÜT, sofralara güven taşıdı; fakat korunaklı ahırın kapısı açılınca piyasanın soğuk rüzgârında üşüdü.
Rekabet kapıya dayandığında şöhret değil, teknoloji, kalite, maliyet ve profesyonel yönetim konuşur.
Kooperatiflere devredilen kurumun üzerinden siyasetin gölgesi neden hiç çekilmedi?
Ekonomik aklın sandalyesine popülizm oturunca üretim bandı seçim otobüsüne, personel politikası da yolcu alan dolmuşa dönüştü.
İddiaya göre 45 kişiyle yapılabilecek iş 120 kişiyle yürütüldüyse, süt mü işlendi, yoksa istihdam köpüğü mü üretildi?
Bir çalışanın maliyeti özel sektördeki üç çalışana yaklaşıyorsa, bu ineğin değil yönetimin verdiği sütüdür.
Rakipler makinelerini yenilerken KOOP-SÜT, bir traktör gibi homurdanıp duman çıkararak yokuş tırmandı.
2024’te 115 milyon TL’yi aştığı bildirilen borcun faturası kapıya değil, halkın cebine bırakıldı.
2025’teki 99,8 milyon TL’lik nakit sermaye artışı ve faiz ile prim destekleri hangi ölçülebilir iyileşmenin karşılığıdır?
Kapasite ne zaman artacak, zarar ne kadar azalacak, kamuya dönüş nasıl sağlanacak?
Yoksa yurttaş yine kasaya para koyacak, yönetim de delik kovayla su taşıyıp kovayı başarı hikâyesi diye mi sergileyecek?
Kamu kaynağı kötü yönetimin üzerine örtülen battaniye değildir; hastayı iyileştirmeyen para yalnızca ateşi termometreden saklar.
Yönetim, personel, stok ve denetim düzeni değişmiyorsa aktarılan kuruş reform değil, çöküşe yazılmış taksit ertelemesidir.
Ambarlarda 75 milyon TL değerinde bozuk ürün bulunduğu iddiası doğruysa, yalnız süt değil, denetim sistemi de ekşimiştir.
Süt zamanla bozulur; kurum ise denetim sustuğunda, sorumluluk buharlaştığında ve herkes kaşığı başkasına uzattığında çürür.
Çözüm, KOOP-SÜT’e yeni çek yazıp eski defteri peynir tenekesinin altına saklamak değildir.
Bağımsız mali ve yönetsel denetimle borcun, stokun, firenin, personel giderlerinin ve kapasite kullanımının fotoğrafı çekilmelidir.
Personel ihtiyacı bilimsel ölçütlerle belirlenmeli, yönetim siyasi vesayetten arındırılmalı, koltuklar sadakate değil liyakate teslim edilmelidir.
Satış, stok, fire, personel ve borç verileri düzenli raporlarla kamuoyuna açıklanırken üretici zamanında ödenmeli, tüketici güvenli ürüne kavuşmalıdır.
KOOP-SÜT batırılamayacak kadar değerlidir; ancak sınırsız kaynak yutacak kadar kutsal bir bütçe ineği değildir.
Kurtarılması gereken birkaç makam değil, üreticinin emeği, tüketicinin güveni, yerli üretimin geleceği ve toplumun ortak malıdır.
O evin çatısı akıyorsa her yağmurda para sermek yetmez; çürüyen kirişleri değiştirmek gerekir.
Önümüzdeki seçim nettir: Ya şeffaflık, liyakat ve hesap verebilirlik kazanacak ya da aynı düzen halkın parasıyla biraz daha köpürtülecektir.
Gerçek kurtarma artık yalnızca kazana yeniden süt doldurmak değil, önce dibindeki deliği kapatmaktır.