Tarihte, asla yıkılmaz kabul edilen imparatorluklar çeşitli nedenlerle yıkıldı. Örneğin dönemin keşfedilen neredeyse tüm topraklarında hüküm süren Roma İmparatorluğu önce ikiye bölündü, sonra tarih sahnesinden silindi.
Temel neden, yönetim mevkilerinin bilgili ve donanımlı, dürüst insanlar yerine yetersiz, ama gösteriş seven insanların eline geçmesiydi.
Tarihsel süreç içinde yeryüzünden başka imparatorluklar da gelip geçti.
Hepsinde yıkılış nedeni benzerdi: Layık olanlar yerine olmayanların yönetim makamlarını doldurmaları, bir başka anlatımla liyakat sisteminden uzaklaşılmasıydı.
İmparatorluklar sisteminden ulus devletler sistemine geçilmesine rağmen bir şey hiç değişmedi:
Devleti yönetenlerin, bilgi ve donanıma sahip, dürüst ve yetkinlik sahibi olmaları gereği.
1960'ta kurulan Kıbrıs Cumhuriyeti Rumların Kıbrıslı Türkleri yönetimden dışlaması sonucu yalnızca üç yıl yaşayabildi.
1964 yılıyla birlikte Kıbrıslı Türklerin kendi kendilerini yönetme süreci başlamış oldu.
Çok olumsuz koşullara rağmen Kıbrıs Türkü 1974'e kadar bu süreci başarıyla geçti.
Ne var ki 1974'ten sonra çok daha olumlu koşullara ve çok daha fazla maddi kaynağa rağmen aynı başarı gösterilemedi.
Yetersiz, yoz, vizyonsuz yöneticiler insanımızı kendi devletlerinden soğutup adeta beşinci kol işlevi gördüler.
Elbet insanlar makamları yüceltir. Ama her gün görülüyor ki makamlarla yüceleceğini sanan zavallı insancıklar pek çok makamı işgal etmiş durumdadır.
Yolu bu topraklardan da geçen Namık Kemal çok yıllar önce böyle durumlar için anlamlı mısralarla bir soru sormuştu:
Yok mudur kurtaracak vatanın bu bahtı kara maderini?
En zor günlerin karanlığını geçen bu toplumda elbet bulunacaktır.
O yüzden umutsuzluğa gerek yoktur.