Eskiden futbolda “yapı var” söylemlerini pek ciddiye almazdım. Ancak son günlerde yaşananlar, insanı ister istemez şu soruyu sormaya zorluyor: Mutluyaka, sahada rakibiyle mi yoksa görünmeyen bir yapıyla mı mücadele ediyor?
İlk soru işareti BTM II Mutluyaka-Akdeniz finalinin oynanacağı saha konusunda ortaya çıktı. Önce Girne, ardından Güzelyurt gündeme gelirken, Mutluyaka açısından daha makul olabilecek Mağusa seçeneğinin neden değerlendirilmediği veya kura yöntemine neden başvurulmadığı sorusu cevapsız kaldı. Burada mesele yalnızca sahanın neresi olduğu değil; kararların eşitlik ve tarafsızlık duygusu yaratıp yaratmadığıdır.
Asıl kritik gelişme ise iki futbolcuyla ilgili statü ihlali iddiasında yaşandı.
BTM Kurulu, Statü’nün 2/8. maddesini amaçsal yorumlayarak BTM kulüpleri arasındaki transferi yasaklamadı ve geçmiş uygulamalar ile eşitlik ilkesini gerekçe göstererek Mutluyaka’nın itirazını reddetti. Mutluyaka ise Tahkim Kurulu’na yaptığı başvuruda, maddede geçen “iki sezon boyunca… kalmak zorundadır” ve “sadece” ifadelerinin açık ve emredici olduğunu, BTM’den BTM’ye transfer konusunda Statü’de istisna bulunmadığını savunuyor.
İşte düğüm noktası burada: Açık bir statü hükmünde yer almayan bir istisna yorum yoluyla oluşturulabilir mi?
Bu soru yalnızca Mutluyaka için değil, bütün KKTC futbolu için önemlidir. Çünkü hukukta belirlilik, öngörülebilirlik ve hukuki güvenlik ne kadar önemliyse, sporda da kuralların herkese aynı uygulanması o kadar önemlidir.
Eğer kurallar kişilere veya kulüplere göre farklı yorumlanabiliyorsa, sahadaki rekabetin adilliğini nasıl savunacağız?
Bu konuda fevkalade manidar olan soru ise şudur: “BTM Kurulu, Statü’de açıkça “iki sezon boyunca gittikleri kulübün futbolcusu olarak kalmak zorundadır” denmesine rağmen, BTM → BTM transferine Statü’de açıkça bulunmayan bir serbestlik tanınacağı bilgisi Akdeniz Kulübüne resmi veya gayri resmi nasıl ulaşmıştır?
Üstelik mesele sadece futbol değildir. Yönetim ve kalkınma literatüründe sıkça vurgulandığı gibi, kurumsal yapı ve hukuk zayıfladığında ayrıcalık ve patronaj ilişkilerinin toplumun farklı alanlarına yayılması mümkündür. Spor da bundan bağımsız değildir.
Bu nedenle gözler şimdi Tahkim Kurulu’ndadır.
Elbette esas beklenti bir kulübün kazanması, diğerinin kaybetmesi değil; hukukun, eşitliğin ve adil rekabetin kazanmasıdır.
Çünkü futbolun gerçek şampiyonu, yalnızca kupayı kaldıran takım değil; kuralların herkes için aynı uygulandığı bir futbol düzenidir.
Ve belki de bugün sormamız gereken en önemli soru şudur:
Mutluyaka gerçekten sahada mı mücadele ediyor, yoksa sahadan çok daha büyük bir mücadeleyle mi karşı karşıya?