Özgürlüğe çizgi çekmek mümkün olur mu..?

Abone Ol

Richard Bach’ın kaleme aldığı “Martı” kitabını çoğumuz okuduk.
Popüler bir kitap olmasına rağmen, sanatta popülerliğe sıcak bakmıyorum, yine de okumuştum.
Ana teması özgürlük olan keyifli bir kitap.
O yıllarda, kitabı lise çağımda okumuştum, özgürlük daha çok bir slogandı bizler için.
Özellikle de Zülfü Livaneli’nin “Özgürlük” şarkısı hepimizin ağzında bir marş gibi tekrarlanmaktaydı.
Bilgiden yoksun fikirlerimizle güzel zamanlar yaşadık.
Kocaman bir dünya önümüzdeydi ve bizi bekliyordu.
Ve sonra aniden küçülüverdi.
Veya bizler büyüdük.
Şimdi artık birçok kavram eski etkisinde ve gücünde değil.
Kafamızda her şeye yer yok.
Seçmeyi, elemeyi ve ona göre hayatımızda tutup tutmamaya karar vermeyi öğrendik.
Çok da iyi yaptık.
Şimdi her şey daha rafine ve daha anlaşılır bir halde.
Böyle olunca da birbirine karışmıyor.
Eskilerden kim kaldı..?
Çok bildik bir kalıptır ve türlü manalarda kullanırız.
İşte tam da bu kalıba uygun bir durum.
Eski kafamızdan bugüne ne kaldı..?
Bende sadece “özgürlük” kaldı.
En başta yazdığım o kişiliğimden bugüne değişmeden ve hiç eskimeden gelen yegane kavram “özgürlük” olmuştur.
Ne kadar güzel ve bir o kadar da dikkate alınması gereken bir kavram olduğunu zamanla öğrendim.
Öğrendikçe de daha fazla bağlandım.
Özgürlük insan hayatındaki en temel kavramdır.
İnsanın doğasındaki en büyük duygudur.
O nedenle değil midir ki uğruna savaşlar verildi, verilmekte.
Ve yine o nedenle değil midir ki bir insana verilen en büyük cezadır hala, özgürlüğünün kısıtlanması.
Bazı ülkelerde hala idam cezası mevcut.
Ama günümüz dünyasında bir çok ülkede yargının verdiği en temel cezadır özgürlüğün kısıtlanması.
Hapse atılmak…
İşte tam bu noktada da özgürlüğün bedensel hali tartışılmaya başlanır.
Özgürlük bedende midir yoksa ruhumuzda mı..?
Kişiyi hapsettiğimiz zaman bedeni dışında ruhunu da hapsetmeyi başarabilir miyiz..?
Bunun çok da mümkün olmadığının örneğini yazının başında vermiştik aslında.
Özgürlük şiiri…
Bir kadına yazılan ama onun adı yerine özgürlüğün yer aldığı eser ve daha nicesi.
Özgürlüğümüze tutkuyla bağlıyızdır.
Doğrusu da budur.
Yaptığımız her işin açıklamasını da onun adıyla yaparız, “özgürlük” deriz ve devam ederiz.
Çoğu zaman da unuturuz, özgürlüğün ne kadar ince ve kırılgan olduğunu.
Ama en çok da başkalarının da aynı şeye, özgürlüğe sahip olduklarını unuturuz.
İnsanın düştüğü en büyük yanlışlardan birisidir.
Kendi özgürlüğümüz kadar başkalarının da özgürlüğü olduğunu unutamayız.
Bu olduğu zaman bizdeki şeyin özgürlük olmadığını, adının artık başka şekle dönüştüğünü bilmeliyiz.
Bencillik olur mesela, ya da başka şeyler.
O nedenle de özgürlüğün sadece kendimizde değil, bizim gibi olmayan, bizim gibi düşünmeyen herkeste olduğunu da bilmeli ve kabul etmeliyiz.
Özgürlüğün üzeri asla çizilemez.
İnsanoğlu var olduğu müddetçe özgürlük duygusu hep olacaktır.