Geçtiğimiz gün Güzelyurt Portakal Festivali'nin 48'incisi törenle başladı.
Bundan tam 48 yıl önce dönemin Güzelyurt Belediye yetkililerinin iyi niyetli girişimiyle başlayan, o günlerin en önemli ürünü narenciyeyi ve onun merkezi Güzelyurt'u tanıtmayı amaçlayan festival, süreç içinde sıradan bir panayır niteliği aldı.
Bir yanda on binlerce dönüm narenciye bahçesi kururken, bir yandan da 1974 sonrasının en canlı, en üretken cazibe şehri Güzelyurt canlılığını ve değerini yitirdi.
Güzelyurt'un bu hale gelmesinde bazı dış dinamiklerin de rolü olduğu kuşkusuzdur.
Ama asıl sorumlunun, hem narenciye ile ilgili bir vizyonu ve kalıcı politikası olmayan hükümetlerin, hem de benzer nitelikler taşıyan belediye yönetimlerinin olduğu da kuşkusuzdur.
Bütün bu vizyonsuzluğa ve politikasızlığa karşın narenciye bugün de süt ürünleri ile birlikte ülkenin en önemli mal ihraç kalemini oluşturuyorsa, bu inanılmaz koşullarda, her şeye rağmen üretim yapan üreticilerin özverisi ve toprağa bağlılığı nedeniyledir.
Örneğin, her yıl olduğu gibi, ürününü devlet kurumu Cypfruveks’e altı ay önce satan greyfurt üreticisi ödemesini henüz alamamıştır.
Zaten düşük olan fiyatların, bu enflasyon ortamında değerini daha da yitirdiğini anlamak için ekonomi uzmanı olmak gerekmez.
Ya da valencia portakalı için belirlenen kademeli fiyat uygulamasının partizanlık temelinde kullanıldığını öğrenmek için derinlemesine araştırma yapmak gerekmez.
Güzelyurt'ta herhangi bir sosyal ortamda 10 dakika bulunmak örneklerle her şeyi öğrenmeye yeter.
Bütün bunlara rağmen, Meclis Başkanı sıfatıyla açılışta konuşma yapan Güzelyurt milletvekili Ziya Öztürkler’in konuşması üreticileri ve Güzelyurt’u bilenleri acı içinde gülümsetti.
Öztürkler Güzelyurt’u, yalnızca bir şehir değil, aynı zamanda bir mücadele ve toprağa bağlılığın sembolü olarak ifade etti.
Kuşkusuz doğrudur. Ama bu sembol gelmiş geçmiş politikacılar sayesinde değil, onlara rağmen gerçekleşmiştir.
Güzelyurt’un hamasete değil, vizyonlu, ilkeli, dürüst politika ve politikacılara ihtiyacı had safhadadır.