Kıbrıs

Zekai: Eğitimdeki enkazı büyük vaatlerle gizleyemezsiniz

Abone Ol

Kıbrıs Türk Orta Eğitim Öğretmenler Sendikası (KTOEÖS) Genel Sekreteri Adnan Zekai, 2025–2026 eğitim öğretim yılına ilişkin yaptığı açıklamada, eğitim yılını Kıbrıs Türk Orta Eğitim Öğretmenler Sendikası adına değerlendirerek, Eğitim Bakanlığını sert ifadelerle eleştirdi.

Zekai, 2025–2026 eğitim öğretim yılını Eğitim Bakanlığı açısından “başarısızlık” olarak nitelendirerek, eğitimde yaşanan sorunların çözülmediğini, aksine derinleştiğini savundu.

Zekai’nin açıklaması şöyle:

"Eğitimdeki enkazı büyük vaatlerle gizleyemezsiniz"

2025–2026 eğitim öğretim yılını Eğitim Bakanlığı açısından tek bir ifadeyle değerlendirilecek olursak bu ifade “başarısızlık”tır. Geçtiğimiz öğretim yılında eğitimde yaşanan sorunlar çözülmek bir yana daha da derinleşmiş; öğrenciler, öğretmenler ve okul yöneticileri her geçen gün daha büyük sorunlarla baş başa bırakılmıştır.

Eğitim Bakanı'nın son günlerde kamuoyu ile paylaştığı 2026–2027 eğitim öğretim yılında yapay zekânın eğitime entegre edilmesine yönelik çalışmalar yürütüleceğine ilişkin açıklamaları, eğitimde yaşanan gerçek sorunların üzerini örtmeye yönelik yeni bir algı yönetimi girişiminden başka bir anlam taşımamaktadır.

Okullarımızda internet altyapısı yetersizdir. Birçok okulda akıllı tahtalar teknik destek, bakım ve onarım eksiklikleri nedeniyle kullanılamaz durumdadır. Eğitim Bakanlığı yıllardır öğrenci kayıtları, devam-devamsızlık işlemleri, not ve karne süreçleri gibi en temel okul işleyişlerini dijital ortamda yürütecek merkezi bir yazılım sistemi dahi geliştirememiştir. Okullar bu hizmetleri okul aile birliklerinin bütçeleriyle özel şirketlerden satın almak zorunda bırakılmıştır. Bilgisayar dersleri birçok okulda 30'un üzerinde öğrencinin bulunduğu kalabalık sınıflarda yapılmakta, her öğrenciye bir bilgisayar dahi düşmemektedir. Bu gerçekler ortadayken yapay zekânın eğitime entegrasyonundan söz etmek, eğitim sisteminin içinde bulunduğu koşullardan tamamen kopuk bir yaklaşımın ürünüdür.

Diğer yandan, yapay zekânın eğitimde kullanımı dünya genelinde pedagojik, etik ve toplumsal boyutlarıyla yoğun biçimde tartışılmaktadır. Buna rağmen Eğitim Bakanlığı, eğitimin temel paydaşları olan okul yöneticileri, öğretmenler, sendikalar, öğrenciler, veliler ve akademisyenlerle herhangi bir istişare yürütmeden yeni bir projeyi kamuoyuna sunmuştur. Bu yaklaşım, üç yıl önce hiçbir altyapı hazırlığı yapılmadan büyük bir reform olarak sunulan ve bugün eğitim sisteminde ciddi sorunlar yaratan sözde tam gün eğitim uygulamasını hatırlatmaktadır. O dönemde olduğu gibi bugün de kamuoyuna büyük vaatler sunulmakta ancak eğitim sisteminin temel sorunları bilinçli bir şekilde görünmez kılınmaya çalışılmaktadır.

Nazi Almanya’sının propaganda bakanı Joseph Goebbels ile özdeşleştirilen ve kamuoyunda "Büyük Yalan Teorisi" olarak bilinen propaganda anlayışı, toplumun karşı karşıya bulunduğu gerçek sorunları görünmez kılmak amacıyla dikkatleri farklı alanlara yönlendirmeye dayanır. Bu anlayışta, çözülemeyen veya gizlenmek istenen sorunların üzeri, sürekli gündeme taşınan büyük vaatler ve iddialı söylemlerle örtülmeye çalışılır. Eğitim Bakanlığının son dönemdeki uygulamalarına bakıldığında da, eğitimin içinde bulunduğu ağır sorunlar karşısında sürekli yeni ve büyük projelerin gündeme getirilmesinin benzer bir işlev gördüğü ortadadır. Konteyner sınıfların, kalabalık dersliklerin, yetersiz altyapının, artan akran zorbalığı ve şiddet olaylarının, öğretmen eksikliklerinin ve eğitimde derinleşen yapısal sorunların çözümüne yönelik somut adımlar atılmazken kamuoyunun dikkatinin “yapay zekâ” gibi büyük başlıklar üzerinden farklı bir yöne çekilmeye çalışılması dikkat çekicidir.

Üç yıl önce hiçbir altyapı hazırlığı olmadan sözde "tam gün eğitim" söylemiyle kamuoyuna büyük vaatlerde bulunulmuştu. Bugün gelinen noktada ise öğrencilerimizin önemli bir bölümü hâlâ konteyner sınıflarda veya depreme dayanıksız okul binalarında eğitim görmeye devam etmektedir. Sınıf mevcutları birçok okulda 40 kişiye ulaşmış, Türkçe bilmeyen ve özel eğitime ihtiyacı olan öğrenciler kaderine terk edilmiş, öğrenciler öğle aralarında yeterli ve sağlıklı beslenme olanaklarından mahrum bırakılmış, eğitim ortamları çağdaş eğitim anlayışının gerektirdiği standartlardan her geçen gün daha da uzaklaşmıştır.

Eğitim ortamlarındaki fiziki yetersizlikler ve eğitim politikalarında yapılan yanlış tercihler yalnızca akademik başarıyı değil, öğrencilerin sosyal ve psikolojik gelişimini de olumsuz etkilemiştir. Son yıllarda okullarımızda akran zorbalığı ve şiddet olaylarında gözle görülür bir artış yaşanmaktadır. Özellikle okul çıkışlarında veya öğle aralarında okul çevrelerinde meydana gelen şiddet olaylarının görüntülerinin giderek daha sık şekilde basına ve sosyal medyaya yansıması, sorunun ulaştığı boyutu açıkça ortaya koymaktadır. Eğitim sisteminin sağlıklı işleyişini sağlayamayan, öğrencilerin sosyal ve duygusal gelişimlerini destekleyecek politikalar üretemeyen anlayışın sonucu olarak okullarımızda şiddet, dışlanma ve zorbalık giderek daha görünür hale gelmiştir. Ancak Eğitim Bakanlığı bu sorunları bilimsel yöntemlerle ele almak ve kalıcı çözümler üretmek yerine, günü kurtarmaya yönelik “yapay” açıklamalar yapmayı tercih etmektedir.

Eğitim Bakanlığı, bugün aynı şekilde eğitimde yarattığı sorunların hesabını vermek yerine, uygulanabilirliği ve hazırlık düzeyi tartışmalı projelerle kamuoyunun dikkatini başka yöne çekmeye çalışmaktadır. Gerçekler ise tüm açıklığıyla ortadadır. Eğitim Bakanlığının yıl sonuna gelindiği bu dönemde yapay zekâ söylemini gündeme taşımasının temel amacı, eğitimde yaratılan başarısızlıkların ve çözülmeyen sorunların üzerini örtmek, kamuoyuna pembe bir tablo sunmaktır.

Ancak hiçbir propaganda çalışması öğrencilerin konteyner sınıflarda eğitim gördüğü, sınıfların kalabalık olduğu, okulların altyapı eksiklikleri yaşadığı, öğrencilerin şiddet ve zorbalıkla karşı karşıya kaldığı ve öğretmenlerin giderek ağırlaşan koşullarda görev yaptığı gerçeğini değiştiremez.

Bakanlık, eğitimde yaşanan sorunları çözmek yerine yıl boyunca öğretmenler ve sendikasıyla çatışmayı tercih etmiştir. Yasal olarak gerçekleştirilen grevlerde, 5 saatlik eylemler için 7,5 saatlik maaş kesintileri uygulanmış, okul temsilcileri soruşturma tehdidiyle karşı karşıya bırakılmış, öğretmenlerin yer değiştirme süreçlerinde yasa ve tüzüklerin öngördüğü sendikal istişare mekanizmaları devre dışı bırakılmaya çalışılmıştır.

Bunun yanında eğitim politikaları; sözde tam gün uygulaması, disiplin tüzüğünde yapılan değişiklik girişimleri, kız çocuklarının okullarda başörtüsü kullanmasını düzenlemeye yönelik adımlar, müfredatta Mustafa Kemal Atatürk ve kadın haklarıyla ilgili kazanımların daraltılmasına yönelik girişimler, dini kursların ve çeşitli dini yapıların eğitim alanındaki etkisinin artırılması gibi uygulamalarla şekillendirilmiştir.

Tüm bu gelişmeler göstermektedir ki Eğitim Bakanlığının eğitimin temel sorunlarını çözmeye yönelik bir vizyonu bulunmamaktadır. Bakanlığın önceliği; nitelikli, bilimsel, laik ve kamusal eğitim anlayışını geliştirmek değil, aldıkları talimatlar doğrultusunda eğitim sistemini ideolojik tercihler doğrultusunda dönüştürmektir.

2025–2026 eğitim öğretim yılının sonunda ortaya çıkan tablo açıktır: Eğitim Bakanı ve Bakanlık yönetimi eğitimde başarısız olmuştur. Başarısız bir öğrencinin notlarını düzeltmek yerine konuyu değiştirmeye çalışması gibi, Eğitim Bakanlığı da eğitimdeki başarısızlıklarını yeni sloganlar ve büyük vaatlerle görünmez kılmaya çalışmaktadır. Ancak eğitim emekçileri, öğrenciler ve veliler yaşanan gerçekleri çok iyi bilmektedir.

Eğitim Bakanı, 2025–2026 eğitim öğretim yılında sınıfta kalmıştır. Eğitimde yaratılan sorunların ve yaşanan başarısızlıkların sorumluluğunu üstlenmeli, eğitim sistemimize daha fazla zarar vermeden görevinden istifa etmelidir.”