Fransa'da Litvanya vatandaşı Rasa Zilevice'nin Güney Kıbrıs'a iadesine ilişkin mahkeme kararı sadece Ada'da siyasi çözümü zorlaştırmıyor; aynı zamanda Kıbrıs'ın tamamında yaşayan insanların geleceğini etkileyen çok tehlikeli bir kapıyı da açmış durumdadır.
KKTC'deki halk ve iş dünyası için en büyük tehlike artık yalnızca "mülkiyet davası" değil; cezai takip, Avrupa'da yakalanma, mal varlığına el koyma, seyahat riski ve finansal dışlanma riskidir. Uzmanlar yaşananların siyasi demeçlerle aşılamayacağını işaret ederken Ada'nın kuzeyindeki iş insanlarının çok kritik bir eşikte olduklarının altını çiziyorlar.
Sorunun devam etmesi durumunda önümüzdeki 1-2 yıl içinde emlakçı, müteahhit, şirket direktörü, satış temsilcisi, avukat, reklamcı veya proje pazarlamacısı bir AB ülkesine girdiğinde, hakkında Güney Kıbrıs kaynaklı Avrupa Tutuklama Emri varsa yakalanabilecek. Reklam ve pazarlama faaliyetleri suç delili sayılabilecek, yabancı yatırımcılar ise ülkeyi terk edecek.
Sorunun devamı halinde Rum kayıtlı araziler için kredi alınamaması ve satışların gerçekleşememesi riski de var. Bir başka tehlike ise şirket yöneticilerinin şahsen hedef alınması ve kişilerin Avrupa'da mal varlığına yönelik takiplerin artması olacak.
Uzun vadede ise KKTC ekonomisinin bazı alanlarının uluslararası hukuk riski taşıyan ekonomi olarak etiketlenmesi olasılığına işaret eden uzmanlar, en ağır senaryonun ise Kuzey'deki bazı taşınmaz projelerinin ileride çözüm müzakerelerinde veya uluslararası davalarda "uyuşmazlıklı varlık" haline gelebilmesi olacağını belirtiyorlar.
Bu durumda inşaat ve emlak geliştirme, emlakçılık ve pazarlama, turizm, kiralama, hukuk, muhasebe, danışmanlık ve aracılık, bankacılık, ödeme ve sigorta en çok etkilenecek sektörler arasında olacak. Uzmanlara göre Kuzey Kıbrıs'ta Rum kayıtlı taşınmazlarla doğrudan veya dolaylı bağlantılı iş yapan herkes, artık yalnızca yerel hukuka göre değil, Güney Kıbrıs ceza hukuku ve Avrupa Tutuklama Emri riskiyle de hareket etmek zorundadır.






