Kıbrıs sorunu, 10'a yakın BM Genel Sekreteri eskitse de, Genel Sekreterlerin Kıbrıs'ı ziyaret etmesi rutin ve sık rastlanan bir gelişme değildir.
En son 16 yıl önce Ban Ki-moon gelmişti.
İki sol ve gelenek olarak dost olan KKTC Cumhurbaşkanı Talat ve Güney Kıbrıs Cumhurbaşkanı Hristofyas'ın federal çözüm müzakerelerini yürüttüğü bu dönemde, Talat'ın tüm çabaları ve Ban Ki-moon'un mümkün olan tüm desteğine karşın sonuca varılamamıştı.
O kadar ki Hristofyas çözüm için samimi çaba bir yana, seçime hazırlanan Talat'a ihtiyaç duyduğu çözüm umudu konusunda bile yardımcı olmamıştı.
Aslında, iki tarafta da, en azından söylemde federal çözümün savunucusu iki sıkı dostun bulunduğu koşullarda, çözüm umudunun dorukta olduğu günlerde Ban Ki-moon'un ziyareti ciddi bir katalizör niteliğindeydi.
Şimdi, 16 yıl sonra, BM Genel Sekreteri'nin hafta başında yapacağı ziyaretin koşulları 16 yıl öncesi gibi değil.
Evet, Kıbrıs Türk tarafında federal çözüm için Talat gibi samimi ve proaktif bir cumhurbaşkanı var.
Ama, yine de, Talat'a federal çözüm için tam destek veren bir Türkiye hükümetinin Erhürman açısından da aynı ölçüde var olduğu söylenemez.
2017 Crans Montana'dan sonra Türkiye'nin federal çözüme verdiği destekten vazgeçtiği bir sır değil.
Zaten Güney’de de gerçek anlamda bir federasyonu içselleştirmediği bilinen, mümkün olsa federasyon adı altında üniter devleti savunacak bir lider var.
Sıralanan bu olgular, ilk bakışta Guterres'in ziyaretinin anlamlı bir sonuç üretmesi için iyimserlik verici gözükmüyor.
Ama diplomasi, bazen, en umutsuz görünen zamanlarda bile anlamlı sonuçlar üretebilen bir sanattır.
Çok zaman kalmadı.
Bir hafta içinde fotoğrafın fluluğu netleşecek.
Ya anlamlı bir müzakere sürecinin ışığı yanacak.
Ya da Kıbrıs müzakerelerinde 50 yılı aşkın bir süredir, uzmanların bildiği ve BM'de çok kullanılan meşhur deyiş geçerliliğini sürdürecek.
“The show must go on”
Yani gösteri devam.
