Siyasal hayatta tek başına iktidar olma iddiası olmayan, ancak daha büyük partilerin hükümet kurmasına yardımcı olan, “yardımcı” işlevi gören partiler var.
Bu tür partiler bir büyük partinin hükümetinde “yama” işlevi görüp onların iktidara ulaşma konusundaki boşluğunu kapatırlar.
Aslında, geçmişte Avrupa’nın siyasal sisteminde çoğunlukla birbiriyle tahterevalli misali yer değiştiren iki partili sistemler ağırlıktaydı.
Örneğin Birleşik Krallık’ta Muhafazakar Parti ile İşçi Partisi arasındaki iktidar mücadelesi bu sistemin tipik örneğiydi.
Ya da, siyasal hayatta gerçek anlamda bir “çok partili sistem” vardı.
Bu modelde birbirine yakın güçlerde ikiden fazla parti iktidar mücadelesi içindedir.
Koalisyonların kaçınılmaz olduğu bu mücadelede partiler güçleri oranında ama nispeten dengeli olarak iktidarı paylaşırlar.
Örneğin geçmişin İtalya’sı bu modelin tipik örneklerinden biriydi.
Biçimi demokratik görünse de aslında hükümeti hep aynı partinin kurduğu, diğer partilerin demokratik dekor işlevi gördüğü “hakim parti” sistemleri de var.
Örneğin Japonya, Meksika gibi ülkeler çok uzun süre hükümet partisinin devletle özdeşleştiği bu modelle yönetildi.
Aslında, KKTC de 1990 yılına kadar UBP’nin “hakim parti” olduğu hakim parti sistemiyle yönetildi.
KKTC’de gerçek anlamda çok partili sistem 1992 yılında Demokrat Parti’nin kurulmasıyla gerçekleşti.
Nitekim 1993 seçimlerinde yüzde 29’larda oy alan UBP ve DP ile yüzde 24 oy alan CTP bu modele geçildiğinin somut göstergesiydi.
Ne var ki süreç içinde DP’nin erimesiyle KKTC’deki sistem, 2.5 parti sistemine evrildi.
UBP ile CTP arasındaki mücadelede, DP ve TKP onların yarısına yakın oylarla buçuk parti işlevi gördüler.
Ancak süreç içinde DP ve TKP’nin ardılı TDP buçuk parti olma işlevini kaybedip yüzde 10’un altında tek haneli oy alan “çeyrek partilere” dönüştüler.
Nitekim seçim sath-ı mailine girildiği bu günlerde KKTC siyaseti, yama işlevi görüp görmeyeceği bile şüpheli olan, tek haneli oyda kalması kesin “çeyrek partiler” arenasına dönüşmüş durumdadır.
