Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) İskele milletvekili Fide Kürşat, Meclis Genel Kurulu’nda yaptığı “Yolsuzluk, Yokluk, Yok Olma Sarmalında 1 Mayıs İşçi Bayramı” başlıklı konuşmada, bu yıl 1 Mayıs’ın yolsuzluğun, yokluğun ve Kıbrıs Türk toplumu olarak yok olma süreci gölgesinde yaşandığını, ülkemiz 1 Mayıs’ında insan kaçakçılığı sınırlarında gezen kaçak işçi düzenini konuştuğumuzu anlattı.

İskele Milletvekili Fide Kürşat, “bu 1 Mayıs yolsuzluğun, yokluğun ve yok olma süreci gölgesinde..  1 mayıs’ta insan kaçakçılığı, kaçak işçi düzenini konuşuyoruz”  dedi.

CTP İskele milletvekili Kürşat, geçtiğimiz hafta sıkça tartışılan Yolsuzluk Algısı 2023 Raporu’nun buz dağının ucunu gösteren, suç duyurusu niteliğinde olduğunu söyledi.

“Bir yanda bir günde üniversite mezunu olanlar, bir yanda emeğiyle ezilenler” ifadelerini kullanan Kürşat, “patronaj hükümet” olarak nitelediği UBP’li hükümetler silsilesinin sosyal adaleti önemsemediğini, emekçiye verdikleri sözde değerin de içine girdikleri çeşitli tartışmalar nezdinde malesef ortada olduğunu ifade etti.

CTP İskele milletvekili Fide Kürşat,  “Yolsuzluk, Yokluk, Yok Olma Sarmalında 1 Mayıs İşçi Bayramı” başlıklı Meclis Genel Kurulu’nda şöyle dedi;  “1 Mayıs, bildiğiniz üzere, tüm dünyada, işçi sınıfının hakları, birlik, mücadele ve dayanışmanın, sembolik günü olarak kutlanıyor. Yarın 1 Mayıs, ve bugün, buradan, emeğin ve emekçinin önemini bir kez daha vurgulamak, onların hak mücadelesini selamlamak, sahip çıkmak ve dayanışmamızı belirtmek istiyorum.  Ancak maalesef, bu yıl 1 Mayıs işçi bayramı, ülkemizde; Yolsuzluğun, Yokluğun ve Kıbrıslı Türklerin, Yok Olma sürecinin daha da derinleştiği, bir sarmalın gölgesinde kutlanacaktır... Atanmış Başbakan Üstel, biliyorsunuz ki, atandığı günden beri, KKTC’yi Dünyaya tanıtacağını, dünyada hak ettiğimiz yeri alacağımızı, dünyaya açılacağımızı diline dolamıştı...”

“Geçen hafta, hepimizin ibretle okuduğu, Uluslararası Şeffaflık Örgütünün hazırladığı, Kuzey Kıbrıs’ta yolsuzluk Algısı 2023 Raporu yayınlandı. Adeta suç duyurusu niteliğinde bir metin...Mesela tapu dairesiyle ilgili kısım... Bu raporda, ülkemizde rüşvet ve yolsuzluğun çok yaygın olduğu, giderek artış gösterdiği, en fazla yolsuzluğun kamu ihaleleri ile izin/lisans işlemlerinde olduğu, kamu kaynaklarının siyasetçiler ve üst düzey memurlar tarafından istismar edildiği gibi, aslında buz dağının ucunu gösteren, veriler ortaya konmuştur. Başbakan ve Kabine üyelerinin bu yolsuzlukların, başını çektiği de çarpıcı bir veri olarak yer almıştır. Ama arkadaşların, zerre kadar umurlarında değil... Bu rapora göre sıralamada, Üstel’in işaret ettiği gibi, Dünyadaki yerimizi aldık.. 140. Sırada Kamerun’un yanında! Mevcut yapının hedefi belli ki, 180. Sıradaki Somali’ye yetişmektir.  Altını çizmek isterim ki, bu rapor hazırlanırken, daha 2024’te yaşanan sahte diploma rezillikleri ortaya çıkmamıştı...”

“Memleketin haline bakın, bir tarafta, bir günde üniversiteye kayıt yapıp, bir günde mezun olanlar, bu sahte belgelerle kamuda barem içi artış, makam, mevki alanlar, haksız kazanç elde edenler, diğer tarafta da alın teri ile çalışıp maddi manevi ezilenler... İşte 1 Mayıs, tüm bunların gölgesinde kutlanacak... Emek ve emekçi; toplumun temel direğidir. Her gün bahçede, tarlada, mandırada ter döken çiftçilerimiz, hayvancılarımız, sanayide emek harcayan işçilerimiz, özel sektörün çilekeş emekçileri, daha birçok alanda çalışan emekçilerimiz, bu toplumun bel kemiğidirler. Ancak, maalesef emekçilerin hakları, sık sık göz ardı ediliyor, adaletsiz ve güvencesiz, uzun saatler çalışmak zorunda kalıyorlar, düşük ücretler alıyorlar ve insanca yaşam koşullarından mahrum bırakılıyorlar.. Bu durum, sosyal adalet duygusunu zedelerken, toplumsal huzuru ve istikrarı da tehdit etmeye devam ediyor.”

“Emek En Yüce Değerdir... Bizde emeğin ve emekçilerin durumu ne? Örneğin tarım emekçileri, üreten kesim, ekmeğini kazanmak için; Her gün, sabah akşam, bayram seyran, resmi tatil, 1 mayıs demeden, yaz kış, gece gündüz, yağmur çamur demeden, tarlasında, bahçesinde mandırasında çalışmak ve üretmek zorundadır. Üretiyor üretmesine de, Narenciye, varlığı yokluğu belirsiz bir hastalık nedeniyle, ambargo altında, dalında kalıyor, heba oluyor, bahçeler bir bir satılığa çıkarılıyor, betonlaşıyor.

Memlekette et yok deniyor, tosunlar mandırada kalıyor, Üretim maliyetleri katlanarak artarken, üreticinin ürettiği et ve  süt fiyatları tartışma konusu oluyor, hayvacılar bir bir üretimden kopuyor, Üreten kesimlerin, girdi maliyetlerini düşürücü yönde desteklerin artırılması gerekirken, devletin kıt mali kaynakları, imtiyazlı şirket ve gruplara peşkeş çekiliyor...”

“Son yıllarda, tarımsal üretimde, beceriksiz hükümetlerin politikasızlığı ile, topraktan ekmeğini çıkaran kesim, ürettikçe yok oluyor, çareyi toprağını satmakta buluyor. Bilindiği gibi tarım arazileri satılıyor, hızla betonlaşıyor, yabancıların eline geçiyor. Harup üreticileri geçen sezon, hiç yaşamadıkları rezillikleri yaşıyor, ürününü hasat ediyor, ürün fiyatı aylarca açıklanamıyor, açıklandığında da, kim alacak kargaşası yaşanıyor. Sonuç; Haruplar ambarlarda farelere yem oldu, fire veridi, heba oldu...

UBP’li garabet hükümetler silsilesinde, emeğe, emekçiye verilen değer özetle budur ve bu tablo nettir... Diğer önemli bir konu, Özel Sektörde Sendikalaşmadır; Özel sektörde, sendikalaşmanın önünü açılmalı, iş güvencesi sağlanmalı, adil ücret politikaları uygulanmalıdır. Bu temenniler artık, klişe olmaktan çıkmalı...”

“İnsan kaçakçılığı boyutunda ülkeye işçi getiriliyor. 1 Mayıs’ta insan kaçakçılığı sınırlarına giren, ucuz iş gücü olarak görülen kaçak işçi, sömürü düzenini konuşuyoruz... Çalışma Affıyla ilgili Yasa çalışması yapılıyor, her defasında bu son denilerek, af çıkartılıyor ama arkası denetlenmiyor. Bu sorunla başa çıkmak için, daha etkin denetim mekanizmaları oluşturulmalı, kaçak işçi çalıştıran işverenlere, caydırıcı cezalar verilmeli ve yaptırımlar getirilmelidir. İş sağlığı ve güvenliği, çalışma yaşamanın en önemli konularındandır, fakat maalesef ülkemizde iş kazaları can yakıcı boyuttadır. Çalışma Bakanlığına bağlı kurumlar, iş sağlığı ve güvenliği konularında  denetimlerini ne sıklıkla yapmaktadır? (Hiç bir iş, insan hayatından ve sağlığından önemli değildir, diyoruz ama sorumluluk alıyor muyuz gerçekten!)”

“Bizler, bu çatı altında, tüm bu sorunların çözümü için kararlılıkla mücadele etmemiz, emekçilerin hak ettikleri değeri görmeleri için, elimizden geleni yapmamız gerekirken;

Hükümetin önceliği, her zaman, -meclise ivedilikle gönderdiği yasa tasarılarından da anlaşılacağı üzere- büyük şirketlere imtiyazlar sağlamak, bordroluların vergi oranını artırmak, Casinolara vergi indirimi yapmak. İhale Yasasını paspasa çevirmek, hasbel kader ihale varsa da, komisyonculuğu ve takipçiliğini yapmak, partizanca istihdam yapmak, seçerek kredi dağıtımak ve rantı üleşmektir...Maalesef 1 Mayıs’ın anlamını gölgeleyen gerçek: bu patronaj hükümetin, emekçi kesimlere olan duyarsızlığı ve adaletsiz politikalarındaki ısrarıdır...”

“Gelinen noktada, ülkede sosyal adaletten eser kalmadı, gelir dağılımında uçurum açıldı... Aslında karşımızda işçi, emekçi, ve halk düşmanı bir yapı var. Asgari ücret konusunda, bu kürsüden ahkam kesip, sonradan, lafı değiştiren, ne dediğini-diyeceğini şaşıran bir yönetim var. Açlık sınırı Mart ayında 23 Bin 644 TL olurken, Asgari ücret 24000 TL’dir. Kamu kaynaklarını imtiyazlı şirketlere peşkeş çekeceklerine,

kayıt dışı ekonomiyi teşvik edeceklerine, casinoların Şans Oyunları Vergisi’ni yüzde 50 düşüreceklerine, halkın alım gücünü artırıcı tedbirler alması gereken, mevcut yasaları bile uygulayamayan, sözde reformist, özde patronaj hükümetinin ajandası bambaşkadır...” 

“Bir kez daha, Tüm emekçilerin,1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü’nü en içten dileklerimle kutluyor, hariçten gazel değil, başta bir tarım emekçisi olmak üzere, hayatımın büyük bölümünde, farklı alanlarda bir işçi olarak, birebir içinden gelen, bir birey olarak, tüm emekçilerin, hak ettikleri değeri almaları için mücadelemize devam edeceğimizi vurguluyorum. Evet... Emek En Yüce Değerdir ve dünya var olmaya devam ettiği müddetçe böyle olacaktır... Daha adil bir gelecek için, mücadeleye devam edeceğiz”.