KKTC'nin toplumsal vicdanda en çok yara açan, kamu çalışma disiplinini yok sayan, bozulma ve yozlaşmayı alenileştiren temel yapısal sorunlarının başlarında kamu hekimlerinin çalışma koşulları gelir.

Herkesin bildiği, ama gelmiş geçmiş siyasilerin görmezden geldiği ve elli yılı aşkın bir süredir devam eden bu sorun insanımızın iyi, etkin, erişilebilir, ücretsiz sağlık hizmeti almasını engellemektedir.

Çünkü yaşayan herkes kendi deneyiminden, yaşamayanlar da yakın çevrelerinden ve medyadan bilmektedir ki sabah 08.00'da başlayıp 15.30'da bitmesi gereken mesai, kamu hekimleri için çok daha geç başlamakta, çok daha erken bitmektedir.

Elbette istisnaları da vardır ama pek çok hekimin kamuya ayırması gereken mesaisini özel kliniğinde ya da özel sağlık merkezlerinde geçirdiği sır değildir.

Aslında bu durumun Kıbrıs Türk tarihindeki geçmişi epeyce gerilere gider.

Hatta TMT döneminin sonlarına doğru hem TMT'nin hem de sağlığın efsane ismi Dr. Burhan Nalbantoğlu ile dönemin devlet başkanı Rauf Denktaş arasındaki anlaşmazlığın ve tarihsel yol ayrımının bu sorunla ivme kazandığı da bilinir.

Dönemin sağlık bakanı Burhan Nalbantoğlu'nun güçlü iradesiyle kamu hekimlerini mesaiye uyumlu hale getirmeye çalıştığı, kamu ve özel sektör hekimini ayrıştırmak istediği ama bunu başaramayıp görevinden olduğu da bilinir.

Çünkü güçlü lobiye ve hatırı sayılır siyasi güce sahip olan hekimler ve örgütleri Rauf Denktaş'ı da etki altına alabilmişlerdir.

Zaten Nalbantoğlu olayından sonra 50 yılı aşkın sürede bazıları heveslense de hiçbir sağlık bakanı hekimlerin bu güçlü lobisini aşamamış, yasal süreç işletilememiştir.

Dün basına yansıyan, Sağlık Bakanı Hakan Dinçürek'in Şubat ayından itibaren kamu hekimlerinin yasal mesaiye uyumlu çalıştırılacakları haberi, bu nedenle önemli hem de çok önemli bir adımdır.

Daha doğrusu, şu an için bir irade beyanı olsa da gerçekleşmesi durumunda, tarihsel bir devrim niteliğindedir.

Bakalım bu devrim gerçekleştirilip Dinçürek sessiz ama tarihsel bir başarıya imza atabilecek mi?

Yoksa hekim lobisi, daha önce yaptığı gibi başka başka gerekçeler kurgulayıp, kurulmaması gereken ittifaklar kurup sorunun çözümünü başka baharlara mı öteleyecek?