Ne diye çözüm istesinler ki, madem ki Rumlar, Referandum dahil BM’nin bütün çözüm planlarını rahatlıkla ellerinin tersiyle çöpe atarken hiç endişe etmediler, umurlarında bile olmadı, gene yalnız başlarına Kıbrıs Cumhuriyetinin!!! idaresinin başına oturmaya, tek egemen olarak saltanatı sürdürmeye ve Devleti tek başlarına babalarının çiftliği gibi yönetmeye devam edecekler, 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti kuruluş antlaşmaları gereğince kurucu ortak Türklerle niye gene paylaşıma gitsin, dış güçlerin de desteğiyle hazır ortaklıktan atmışken ve Uluslararası kuruluşlarca da her alanda ambargolar izolasyonlarla dünyadan izole bir halde artarak devam eden cezalarla boğuşmaya itilmişken, 62 sene 3 aydan beri de Cumhuriyeti Türklerin VETO’suna takılmaksızın istediği şekilde yönetip kendi emellerine rahatça hizmet etmek amacıyla istediği ülkelerle istediği gibi anası Yunanistan da içinde olmak kaydıyla her türlü stratejik anlaşmalar yaparken, Cumhuriyetin Anlaşmalarına ve Anayasasına aykırı olarak yaptıkları bütün faaliyetlerden dolayı tepki görmek yerine mükafatlar alır saygıyla karşılanırken, her girişim sonucunda egemenliğini daha da pekiştirirken, üstünden de rağbet görür ziyaretçileri, destekçileri çoğalır, siyasi platformlarda baş köşeye oturtulur, AB gibi bir Kuruluşun dahi başına konursa, emperyal güçlerin de ilgi alanında destek gören yardım alanların başında yer alırken, kendinden kaynaklanan kendi boyunu da aşan taraf tutma gibi Orta Doğu savaşından dolayı yardım çağrısına anında birçok ülkenin çağrıya uyarak savaş gemileri ve uçakları ile türlü füzeyle Kıbrıs ve Doğu Akdeniz’e intikal ederken, ama gene de saman altından suyu götürmeye devam edebilecek müsamahalı pozisyonuna da devam ederken, Türk Halkının beşinci kol faaliyetleriyle, dış güçlerin de yerine göre baskı şantaj ve yaptırımlarla, yerine göre sahte vaatlerle ikiye bölme başarısı açıkça ortadayken ve 4 Mart 1964’te BMGK 186 sayılı 3 aylığına diye aldığı Hukuk dışı karar uzatmalarla bu gün itibarıyla 62 seneyi de aşan uzun bir zamana varırken ve de Türklerin teslim olmadığı takdirde kararın siddin sene uzatılacağı şüphesizken, bundan dolayı çözümsüzlüğün devamında sakınca görmeyenler varken, Adaletten yoksun malum oldubitti karara ne diye dokunsunlar ki ?????
Kıbrıs Cumhuriyetinin Türklerle eşit kurucu ortağı olan Rumların neler yaptıklarına kısaca hatırlatma yapalım. 16 Ağustos 1960’ta kurulan Cumhuriyetin Garantörleri Türkiye-Yunanistan-İngiltere’dir. Cumhurbaşkanı Baş Piskopos Makarios, CB Muavini Dr. Fazıl Küçük, 7 Bakan Rum 3 Bakan Türk, 35 temsilci Rum, 15 temsilci Türk, oran 70 e 30. Cumhuriyetin mürekkebi daha kurumadan Makarios ilk konuşmasında Rumlara, Antlaşmanın ENOSİS’e sıçrama tahtasıdır der. Cumhuriyet ortaklığı 3 yıl 4 ay sürer. Bu süre içinde Makarios, Anayasada Türkler lehindeki hayati öneme haiz 13 maddeyi değiştirmek ister, önce Türkiye’ye teklifi götürür, ret edilir. 30 Kasım 1963’te Türk ortağa teklif eder, ret edilir. 3 yıl zarfında 22 Tabur milis gücü hazırlanır, bir de Türkleri imha için AKRİTAS PLANI.
Rumlar 21 Aralık 1963 gecesi silahlı saldırıya geçer, ilk anda masum iki Türk Lefkoşa’da durdurulup Polisler tarafından katledilir. Sabah olunca da Lefkoşa Türk Lisesi öğrencilerine teneffüste yine araçlı Rum Polisler yaylım ateşi açar, Atatürk büstü de kurşunlanır. Ada genelinde huzursuzluk, kaos şiddet bir anda yayılır. Birkaç gün sonra Lefkoşa Kumsal bölgesine Rum çapulcular saldırıya geçer, Kumsal’da masum insanlar katledilir, Anne ve 3 küçük çocuk ile komşu kadın katledilir, Kumsal katliamı. Bir anda çatışmalar ülke geneline sıçrar. Aralık sonu Lefkoşa’da Yeşil Hat çizilir, İngiliz yetkili generali tarafından.
Köylerde kentlerde Türkler savunmada çatışmalar yaşanırken 4 Mart 1964’te BMGK oturur 186 sayılı kararı alır. Adaya Barış Gücü gönderilsin diye. Ayrıca Cumhuriyetin yönetimi 3 aylığına saldırgan Rum tarafına verilir, Barış Gücü de asayiş ve düzen sağlanması için yönetime yardımcı da olsun diye. İşte bu Adaletsiz kararla masum Türk Halkı isyankar ASİ pozisyonuna sokulur, kısacası kümes tavuklarla birlikte tilkilere teslim edilir.
Barış Gücü Kıbrıs’a geldikten sonra Rum saldırıları kat be kat artar, Türkler 103 köyden göç ettirilir. Bu arada BG adaya gelmeden önce CB Muavini Dr Küçük Rum tarafındaki makamına gider, Makarios kendisine hayatını garanti edemeyeceğini ve derhal Türk tarafına dönmesini söyler. Ayni şekilde Bakanlar ve Vekiller, ne bakanlıklara alınır ne de Meclise girmelerine müsaade edilir, derhal evinize gidiniz der Meclis Başkanı bay Kleridis Meclis dışında basamaklarda karşılarken.
1964’te 6 Ağustosunda Yunanlı General komitacı Grivas komutasında 15 bin askerle çoğunluğu Yunan askeri Erenköy’e saldırırlar. Bölge köyleri halkı katliamdan son anda Türkiye müdahalesiyle kurtarılırlar. Dediğimiz gibi Rum saldırıları ada genelinde her tarafa yayılır, adanın yüzde üçüne sığınmış halde bulunan Türk Halkı direnişini sürdürür. Abluka altında yıllarca seyahat edemedi, işine gücüne gidemedi. Gidenler de geri dönemedi. Barış Gücü nezaretinde Hastaneye götürülen hastalar barikatlarda alıkonup kör kuyulara atıldı. Bütün köylere saldırılar sürdü, her yerde Şehitler yaralılar, sakatlar, açlık susuzluk, endişe korku. 15 Kasım 1967 Geçitkale-Boğaziçi köylerine saldırılar, Mağusa’ya diğer kasabalara saldırılar şiddetli, saldırılmadık yer bırakmadı Rumlar ve Yunanlar.
Adaya 20 bin Yunan askeri gizlice sokuldu. Gazete kağıdı diyerekten gemiler dolusu her türlü savaş malzemesi Kıbrıs’a getirildi. Kıbrıs Türk Halkı Rum ortaktan çok çekti çok, anlatmakla bitmez. Nihayet 15 Temmuz 1974’te Yunan Cuntası askerleriyle EOKA B tedhiş örgütü CB Makarios’a ve sarayına saldırdı, tanklar toplar vs ile, ikinci darbeyi yaptılar bu defa kendi kendilerine, erken ENOSİS için zamanı geldi Türkiye müdahale edemez düşüncesiyle. Neticede darbe başarılı oldu. Makarios, kılık değiştirip saraydan kaçtı, halbuki darbecilerin başı Nikos Sampson Makarios’un öldürüldüğünü ilan etmişti ekranlardan, hem yerine kendisinin atandığını ayrıca Kıbrıs Cumhuriyetiniyıktıklarını ve yerine de Kıbrıs Helen Cumhuriyetini kurduklarını duyurdu. 5 gün sonrasında da Türkiye meşru müdahalede bulundu.
Kısaca not düştük yaşanan gerçeklere, ve bu dünyaya da seslenelim diyorum. İşte suçluları masum, masumları suçlu tutan BMGK ve AB’nin Adaletini, insanlığını, ahlakını apaçık ortaya koyan gerçekler ortada. Türkiye’nin fiili Garantörlüğünün ne kadar önemli ve yerinde olduğu yanı başımızda cereyan eden soykırım ve katliamlardan rahatça anlaşılmaktadır. Rum-Yunan ENOSİS hayalinden asla vaz geçmiş değillerdir. ENOSİS’e yegane engel Türkiye’nin garantörlüğüdür. O yüzden Rum-Yunan asla istemezler. Eğer kanar da tek atışımız kaldı, diğerini Referandumda harcadık, güya Federasyon ile BM parametreleri AB ilkeleri diyerek Rumlarla birleşirsek işimiz bitmiş demektir. Kimse de bize yardım etmeyecek, belki de Allah da. Çünkü kendi elimizle ilmeği boynumuza geçirmiş olacağız. BMGK ve AB’ni hepsini de gördük, şimdi de daha çok görme fırsatı ve imkanı vardır, görmek istersek.
