Kıbrıs sorununun çözümü ile ilgili şartlar ileri sürme, dayatma ve baskı yapma hakkı da yoktur. AB’nin, 2004’te üyeliğe aldığı Güney Kıbrıs Helen Cumhuriyetidir, 1960’ta Zürih-Londra Antlaşmalarıyla Kıbrıs Türk Halkı ve Kıbrıs Rum Halkının iki eşit kurucu ortak olarak Liderlerinin imzalarıyla kurulan, Türkiye-Yunanistan ve İngiltere’nin de Garantör ülkeler olarak imza koydukları Antlaşmalarla hayat bulan Kıbrıs Cumhuriyeti değildir.

AB’nin, 24 Nisan 2004 Annan Planı Referandumunu ezici çoğunlukla ret eden Rum tarafını, Yunanistan’ın şantajlarına boyun eğerek tek taraflı ve haksızca güya tüm Kıbrıs adına üyeliğe almakla hem Kıbrıs Cumhuriyeti Antlaşmalarını ve Anayasasını hem de kendi ilkelerini çiğnemek pahasına en büyük yanlışı yapmakla çiviyi çürük tahta üstüne çakmış olup, bilerek yaptığı haksızlıkla masum Türk Halkını da bu çürük tahtaların altına payanda olarak sıkıştırmaya çalışmaktadır. Bu yanlışı yaptığı günden beri de aralıksız olarak bu uğraşı sürdürmektedir.

Zamanın Rum Liderinin AB anlaşmasına imza koyması Türk ortağı bağlamaz, aksine Türklerin izni olmadan tek başına Türklerin ortaklığına el koyamaz, Türklerin ortaklığı üzerinde hak iddia edemez, ne Türklerin ortaklık haklarını başka kuruluşların idaresine verebilir ne de topraklarını devredebilir. AB, BMGK 186 sayılı Hukuk dışı oldubitti siyasi ve de güya 3 aylık pamuk ipliğine bağlı kararına yaslanarak saldırgan darbeci Kıbrıs sorununu hiç şüphesiz başlatan Rum tarafını güya meşru yönetim olduğu ayaklarına yatarak bu her an kopabilecek ipliğe Kıbrıs meselesine bulaşmakla ne kadar yanlış yaptığının farkında olmasına rağmen kaçacak bir yeri olmadığını bildiğinden tek çareyi bütün bunlara aldırış etmeden şantaja dayalı politikasına sıkı sıkı sarılmaktan başka bir çaresi olmadığını idrak etmiş durumda Nasrettin Hoca’nın maya hikayesinde olduğu gibi YA TUTARSA’da karar kılmış haldedir.

Hukuk dışı kararın üzerinden 748 ay geçtiği halde Kıbrıs sorununa çözüm bulunamaması, malum kararın ve bu karara dayalı tutum ve davranışların sayesinde çözümsüzlüğün sürdüğü, bunda AB’nin de çok büyük payı olduğu aşikardır ve de hiçbir şüphe de yoktur. Referandum öncesindeki AB vaatlerinin ayrıca sert cezai ihtarlarının, Referandum sonuçları sonrasında tamamen aksini ve bütün eylem ve söylemlerinin de tam tersini yaptığı dünyaca açıkça bilinmektedir.

AB, 186 sayılı Adaletten yoksun taraflı kararı sanki kesin bir sonuç imiş gibi kabul etmesi şaşılacak bir şeydir. BMGK beşlisinden birinin kararın uzatılma noktasında NO DERSE ne olacak dersiniz??? Ve bu üç kağıtçı karara dayanarak, asla olmayacak bir hayal olan ENOSİS için adada kan akıtılmasını durduran, adaya asayiş ve barışı sağlayan tarafı; Kıbrıs Cumhuriyetine Rum EOKA- Yunan Cuntası iş birliğinde yapılan darbeleri, Kıbrıs Cumhuriyetini yıkıp yerine ‘ KIBRIS HELEN CUMHURİYETİNİ ‘ KURANLARI, CUMHURBAŞKANI MAKARİOS’U öldürdüklerini ve yerine TERÖRİST BAŞI NİKOS SAMPSON’UN ATANDIĞINI dünyaya ilan edenleri, meşru Garantörlük haklarını kullanarak müdahale eden TÜRKİYE’ye karşı, darbecilerin, adada yıllardır kan akıtanların, Kıbrıs Cumhuriyetine 2 defa darbe yapanların yanında durup onların yalanlarına bile bile kanarak yaptığınız en baştaki yanlışa daha büyük yanlışlar eklemeniz ve bu saldırganlara fırsat verip koskoca garantör Türkiye’ye hasmane tutum ve çirkin sözlerle ve de şartlar ileri sürecek cesareti vermekle yanlışlara daha büyük yanlışlar eklemekle gerçeklerin üstünü asla örtemezsiniz ey AB.

Saldırgan darbecilerin günümüzde el üstünde tutulduğu hatta mükafatlandırıldığı, masum ve mağdurların ise haksız cezalarla dünyadan izole ambargolarla ezilmeye, haklı Davasından vaz geçirmeye çalışılması kat be kat artarak göstermiştir ki, Adaletsizliklerin kol gezdiği ve Kıbrıs’ta yaşanan gerçeklerin ters yüz edildiği nazar-ı dikkate alındığında ve saldırgan darbecilerin çıkarcı çevrelerce hem dünyayı güya idare edenlerce sırf destekledikleri tarafı ihya etmeye kurulmuş senaryolarla suçluların masum, masumların da suçlu tutulduğu sürecin 63 seneye yaklaşması, mevcut şartlarda Garantilerden değil vaz geçmek bir o kadar daha güçlü Garantilere gerek olduğunu ortaya koymaktadır. HAKLIYI, HAKSIZA ezdiremeyeceksiniz, siz de beraber ezemeyeceksiniz. Kıbrıs’ı, Girit’e çeviremeyeceksiniz.

Ey AB, üyeliğe aldığınız Güney Kıbrıs, Kıbrıs’ı Yunanistan’a ilhak etmek ENOSİS amaçlı Kıbrıs Cumhuriyetine 2 defa anası güya Garantör Yunanistan ile birlikte darbe yapandır, Türk ortağını silah zoruyla devletten kovandır, Cumhurbakanı Muavini Sayın Doktor Küçük’ün ofisini darmadağın edip Cumhurbaşkanının ‘ Canını garanti edemem, mahallene git ‘ diyenlerdir, devlet organlarını işgal edip Türkleri 103 köyden göç ettirenlerdir, saldırmadık Türk bölgesi bırakmayanlardır, yıllarca ablukada saldırılar ve ambargolarla katledenlerdir, Türkleri adanın yüzde üçüne hapsedenlerdir, Türklerin işine gücüne tarlasına bağına bahçesine, davarının başına gitmesini engelleyenlerdir, BM Barış Gücü nezaretinde hastaneye giden Türkleri alıkoyup katledenlerdir, yoldan belden evlerinden toplayıp katledenlerdir, bir çok köyde bütün sivil halkını bebeleri çocukları kadınları ve yaşlılarla gençleri topluca katledip çukurlara atanlardır, üzerlerine de yakıcı kireç dökenlerdir.

3 defa göç ettirilen Türklerin mal mülkünü tepe tepe yıllarca kullanıp bazılarını da yakıp yıkanlardır. Şimdi, Rumlar kendi suçlarından ilk defa göçmen oldular diye değere mi bindiler, malları da beraber. Haaaaa, zamanında Türklere de Uluslararası kuruluşlarca ayni şekilde muamele yapılsaydı, ki kaldı ki Türkler hep masumdu. Rumlar her zaman katıksız suçlu durumda oldukları halde neden tersten bakılır olaylara da bu suçlulara masum imişler gibi davranıyorlar, bir türlü anlayamadım gitti insanlık adına. Makarios’a yapılan 15 Temmuz 1974 darbesinde ( tarihi açıkça belirtelim, zira yavaş yavaş bunu bile silecekler) İngilizler tarafından kurtarılıp BMGK’ne götürülüp orada konuşmasında neler neler ifşa ve itiraf ettiğini bilmiyorsanız, bulunuz çok açık ve nettir ve de önemlidir.

Haaaa, şunu da ekleyim, 1964’te adaya Barış Gücü geleceğinde biz Türkler çoook sevindiydik, ben arkadaşlara hep şunu derdim. Nere gitse gelse Rum saldırıları durdurulacak ve sonunda da SANIK SANDALYESİNE oturtulacaklar diye. Be gavolem da biz Türkleri oturttunuz o sandalyeye da utanmadan arlanmadan baskı yapar şantaj yapar dayatma yapar, şartla ileri sürersiniz saldırgan darbecilerin yararına, yazıklar olsun.

Barış Harekatı yıldönümü yanaştı, tekrar yazmam lazım. 15 Temmuz 1974’ten sonra 19 Temmuz 1974 Cuma günü saat ÖS. 13-14 civarı, Mağusa Sakarya Türk semti. Nüfus tamamen sivil 250-300 civarı. Semti koruyacak olanlar hiç resmi asker yok , eski terhis olmuş Mücahitler takriben 60 bilemedin 80 kişi, yaş 14-70 erkekler. Hepimiz sivil kıyafette gece gündün Pazartesi darbe gününden beri nöbette sivil halde. Silah tutma yok, gece normal, dolu kum torbamız, mevzimiz yok, çapa kürek irtibat hendeği içinde, oturup bekleriz yer yer.

Derken benim olduğum Lefkoşa ana yolu tarafından çok güçlü makine sesleri gıcırdatıcı sesler, meğer Rum tankları geldi, semtimizi kuşattılar, benim karşıma 3 zincirli tank yüzlerce üniformalı asker bir tamam 70-80 metre ya var ya yok karşımıza mevzi aldılar, toplar bize çevrili. Hemen kum torbalarını doldurmaya başladık, 5-10 torba daha dizmeden aramızdaki düz tarladan sol taraftan iki SÖZDE Barış Gücü arabası son sürat tozu dumana katarak geldi önümüze durdu. Bağıra çağıra 8-10 asker silahlı ve kasaturalarla geldiler torbalarımızı parçaladılar, ‘ SİZ MEVZİ YAPAMAZSINIZ ‘ dediler. Biz da sandık tanklarla aramıza tarla ortasına yerleşecekler, yahut Tankları falan katacaklar.

Karşı çıktık, karşıdaki tankları askerleri gösterdik, bir saniye baktı dönüp gene bize siz mevzi yapamazsınız dedi komutanları. Bir saatten fazla itişip kakıştık, Rumlar da karşıdan görüp gülerlerdi, aramız dümdüz tarla, sanki top sahası. Kısacası parçalayıp gittiler, emir geldi bıraktık parçaladılar, da gece yapalım, ama bizde torba kalmadı, 3-5 tane. Siktirip gittiler deyyuslar. Ertesi sabah aha bu mevzisizlikten yanımdaki karşı koşum Kemal Hasan (23) Şehit oldu başlar başlamaz savaş. Kısaca anlattım, belki bayan Leyen, bayan Metsola, hem kart Kosta okur da neler yaşandı öğrenir. Aavaşın birinci günü Rumlar BG’nü akşam üstü gönderir teslim olalım. Ayni komutan gelir silahları teslim edip teslim olalım, tabii kabul etmedik, savaş olanca şiddetiyle tekrar başladı, Şehitler, yaralılar. Bayan Leyen, eğer silahları teslim edeydik, Taşkent’te Barış Gücüne güvenip silah teslim eden 84 sivil Mücahit’in akıbeti daha önce Sakarya’da yaşanacaktı, ki 1955’ten beri çok diş biledikleri bir bölgeydi.

O yüzden, yukarıdaki özet gerçekler ortadayken Kıbrıs sorununu ağırlıklı olarak Rum Malları üzerinden çözüme bağlama girişimleri hiç de Adaletli değildir. Yazılan gerçekleri dikkate alırlar mı hiç sanmam, onları hiç kurtarmaz zira. Yanlış yolda Adaletsiz şekilde yürümeyi huy etmişler. Gerçekleri biliyorlar amma kurtarmaz.

Kıbrıs Türk Halkının içinde yer almadığı, üstelik silah zoruyla ve Hukuk dışı oldubitti yargısız infaz 186 KARARIYLA Kıbrıs Cumhuriyetindeki eşit ortaklık hakları yok sayılan ve sadece Rum Halkından oluşan bir yönetim ASLA KIBRIS CUMHURİYETİ OLAMAZ. 1960 Kıbrıs Cumhuriyeti 62 sene 7 aydan beri sakattır, bir kanadı bir ayağı olmayan kuş gibidir, bunca yıldır takma kanat takma ayakla uçurulmaya çalışılır, çözümsüzlüğün sürmesi bu sakatlıktan dolayıdır, kısacası komadadır, çözüm olmadan da 1960 Cumhuriyeti komadan çıkamaz, oldubittidir durum budur.