Alman Focus’ta yayımlanan bir analizde, Avrupa Birliği’nin Rusya’ya yönelik yaptırım politikasının hedeflenen sonucu vermediği, buna karşılık Avrupa ekonomisi üzerinde giderek daha ağır maliyetler oluşturduğu savunuldu. Alman gazeteci Gabor Steingart, 21 yaptırım paketine rağmen Moskova’nın politikasında belirleyici bir değişiklik yaşanmadığını öne sürerek, yeni yaptırımlar yerine mevcut politikanın sonuçlarının sorgulanması gerektiğini belirtti.
Almanya’da Rusya’ya uygulanan yaptırımlar yeniden tartışmaya açıldı.
Focus’ta yayımlanan konuk yorumunda Gabor Steingart, Avrupa Birliği’nin Ukrayna savaşının başlamasından bu yana Rusya’ya karşı uyguladığı yaptırımların Kremlin üzerindeki baskıyı beklenen ölçüde artırmadığını savundu.
Steingart, AB’nin 21 ayrı yaptırım paketini yürürlüğe koymasına rağmen savaşın devam ettiğine dikkat çekerek, Avrupa’nın yeni bir yaptırım paketini gündemine almak yerine bugüne kadarki uygulamaların ekonomik ve siyasi sonuçlarını değerlendirmesi gerektiğini ileri sürdü.
“RUSYA YENİ PAZARLAR BULDU”
Yazıda öne çıkarılan ilk nokta, Rusya’nın petrol, doğal gaz ve diğer ham maddeler açısından dünyanın önemli tedarikçilerinden biri olması.
Steingart’a göre Batılı ülkelerin yaptırımlarının ardından Moskova, ticaretinin yönünü değiştirdi ve özellikle Çin başta olmak üzere Batı dışındaki ülkelerle ekonomik ilişkilerini güçlendirdi.
Yazıda, Rusya ile Çin arasındaki ticaret hacminin savaş öncesi döneme kıyasla ciddi biçimde arttığına dikkat çekildi. Rusya’nın Batı finans sistemine erişiminin sınırlandırılmasının ardından alternatif ödeme ve ticaret kanallarının devreye girdiği belirtildi.
YAPTIRIMLAR RUSYA’YI ÇİN’E YAKLAŞTIRDI İDDİASI
Steingart, yaptırım politikasının Rusya’yı uluslararası sistemden izole etmek yerine Çin, İran ve Kuzey Kore gibi ülkelerle daha yakın ilişkiler kurmaya yönelttiğini savundu.
Bu durumun Ukrayna savaşına diplomatik çözüm bulunmasını da zorlaştırdığı görüşünü dile getiren Steingart, Batı’nın ekonomik baskısının yeni siyasi ve ekonomik ittifakların ortaya çıkmasına katkı yaptığını öne sürdü.
AVRUPA’NIN ENERJİ MALİYETLERİNE DİKKAT ÇEKTİ
Analizde yaptırımların Avrupa ekonomisine etkisi de öne çıkarıldı.
Rus petrolüne yönelik ambargolar ve Rus doğal gazının Avrupa’ya akışındaki büyük düşüşün enerji maliyetlerini artırdığı belirtilirken, özellikle Almanya’nın geçmişte ucuz Rus gazından önemli ölçüde yararlandığı hatırlatıldı.
Steingart, yüksek enerji fiyatlarının üretim maliyetleri ve enflasyon üzerinde baskı oluşturduğunu, bunun da merkez bankalarının faiz politikalarına kadar uzanan ekonomik sonuçlar yarattığını savundu.
“DIŞ BASKI PUTİN’İN DESTEĞİNİ KIRMADI”
Yazıda yaptırımların Rusya iç siyaseti üzerindeki etkisi de tartışıldı.
Steingart, Batı’nın ekonomik baskısının Vladimir Putin’e yönelik toplumsal desteği azaltmadığını, aksine Kremlin’in Batı karşıtı söylemini güçlendirmek için yaptırımları kullandığını ileri sürdü.
Rusya’da bağımsız kamuoyu araştırmalarıyla tanınan Levada Merkezi’nin verilerine atıfta bulunan Steingart, Putin’e yönelik destek oranlarının savaş boyunca yüksek seyrettiğine dikkat çekti.
“YAPTIRIM POLİTİKASI YENİDEN DEĞERLENDİRİLMELİ”
Steingart’ın temel tezi, ekonomik yaptırımların tamamen etkisiz olmadığı ancak sonuçlarının Batılı hükümetlerin başlangıçta öngördüğünden farklı olduğu yönünde.
Yazıda, Rusya’nın alternatif ticaret ortaklarına yönelmesi, Avrupa’nın enerji maliyetlerinin yükselmesi, yeni jeopolitik ittifakların oluşması ve yaptırımların Rus iç siyasetinde Batı karşıtı söyleme malzeme sağlaması gerekçe gösterildi.
Steingart, bu nedenle Avrupa’nın sürekli yeni yaptırım paketleri hazırlamak yerine mevcut yaptırımların Rusya’ya verdiği zarar ile Avrupa’ya çıkardığı ekonomik ve siyasi maliyeti karşılaştırması gerektiğini savundu.
Focus’taki yazının başlığı da bu tezi açık biçimde ortaya koyuyor: “Yaptırım aşırılığı bize Putin’den daha fazla zarar veriyor.”






