Girne açıklarında yaşanan gemi faciasına artık sadece “talihsiz bir deniz kazası” diyerek bakamayız. Çünkü mesele, bir geminin neden battığı sorusunun çok ötesine geçmiştir.
Bugün sorulması gereken asıl soru şudur:
Bu gemi hangi denetimlerden geçti, kimler sefere çıkmasına izin verdi ve devletin denetim mekanizmaları gerçekten görevini yaptı mı?
İşte tam da bu nedenle gemi faciası, artık KKTC’nin uluslararası camia önündeki sınavı haline gelmiştir.
Uluslararası basının olaya gösterdiği ilgi küçümsenmemelidir. Dünyanın önde gelen haber kuruluşları yalnızca can kayıplarını aktarmıyor; geminin teknik durumunu, denize elverişliliğini, güvenlik tedbirlerini, mürettebatın davranışlarını, arama-kurtarma faaliyetlerini ve soruşturmanın nasıl yürütüldüğünü de sorguluyor.
Dolayısıyla dünya artık yalnızca “Gemi neden battı?” diye sormuyor.
“KKTC bu faciadan sonra ne yapacak?” diye de bakıyor.
Asıl sınavımız budur.
Çünkü bir devletin kurumsal kalitesi, yalnızca kazaları önleyebilme kapasitesiyle ölçülmez. Bir facia meydana geldikten sonra gerçeğin üzerine ne kadar cesaretle gidebildiğiyle de ölçülür.
Eğer soruşturma bakanın görevden alınması ve birkaç mürettebat mensubunun veya kaptanın sorumluluğuyla sınırlandırılırsa büyük hata yapılır.
Çünkü kaptanın sorumluluğu varsa elbette araştırılmalıdır. Mürettebatın ihmali varsa ortaya çıkarılmalıdır. Ancak soruşturma bununla biterse, kamuoyunun vicdanındaki asıl sorular cevapsız kalacaktır.
Gemiyi kim denetledi?
Denize elverişlilik belgesi hangi incelemeler sonucunda verildi?
Liman çıkışında hangi kontroller yapıldı?
Hava ve deniz koşulları yeterince değerlendirildi mi?
Can kurtarma ekipmanları ve acil durum prosedürleri mevzuata uygun muydu?
Ve hepsinden önemlisi:
Denetlemekle görevli kamu makamları görevlerini eksiksiz yaptı mı?
İşte soruşturmanın ulaşması gereken yer burasıdır.
Çünkü olayın bütün boyutlarıyla araştırılmaması halinde uluslararası kamuoyunda ortaya çıkabilecek en tehlikeli algı, “KKTC kendi kurumlarını sorgulayamıyor” algısıdır.
Bunun bedeli bir gemi kazasının çok ötesine geçer.
KKTC zaten uluslararası tanınmışlık sorunu yaşayan bir yapıdır. Böyle bir ortamda devlet kurumlarının güvenilirliği, şeffaflığı ve hesap verebilirliği çok daha büyük önem taşımaktadır. Uluslararası toplumun gözünde güven kazanmanın yolu sloganlardan değil, hukuk devletinin gereklerini eksiksiz yerine getirmekten geçer.
Bu nedenle yapılması gereken bellidir:
Bağımsız bir soruşturma mekanizması oluşturulmalıdır.
Soruşturulan kurumların kendi kendilerini soruşturduğu bir yapı kamuoyunu tatmin etmeyecektir. Siyasi otoriteden ve soruşturmanın konusu olabilecek idari birimlerden bağımsız uzmanların yer aldığı bir kurul; geminin teknik geçmişinden verilen izinlere, liman kontrollerinden kurtarma operasyonuna kadar bütün süreci incelemelidir.
Sonuçları da kamuoyundan saklanmamalıdır.
Çünkü bu faciada yalnızca hayatlarımızı kaybetmedik.
KKTC’nin denetim sistemi, devlet kapasitesi ve kurumsal itibarı da mercek altına girdi.
Artık mesele çok açıktır:
Ya gerçeğin üzerine hiçbir makamı korumadan giderek dünyaya hesap verebilir bir hukuk devleti olduğumuzu göstereceğiz ya da bu faciayı birkaç kişinin üzerine yıkarak uluslararası kamuoyundaki güvenilirliğimizi daha da tartışmalı hale getireceğiz.
Gemi battı.
Ama KKTC’nin kurumsal itibarı batmamalıdır.
Bunun yolu da gerçeği örtmekten değil, gerçeği bütün çıplaklığıyla ortaya çıkarmaktan geçmektedir.
