ABD Toronto’daki Bloom Psychology & Wellness merkezinde görev yapan psikoterapist Natasha Reynolds, anksiyeteyi bir “duman alarmına” benzetiyor. Reynolds’a göre bu alarm, gerçek bir tehlike olduğunda kişiyi koruyor; ancak bazen yanmış bir tost gibi aslında zararsız durumlarda da devreye giriyor.
Reynolds, beynin “tehdit algılama” mekanizmasının zaman zaman gerçekte tehlikeli olmayan durumları tehdit olarak algılayabildiğini belirterek, “Eğer bu alarm sürekli gerçek olmayan tehlikelere tepki veriyorsa, bu stres tepkisini yönetmeyi öğrenme ve destek alma zamanının geldiğini gösterebilir” dedi.
Uzmanlara göre bazı düşünce ve davranış kalıpları bu anksiyete alarmının gereğinden fazla çalışmasına neden oluyor. The Huffington Post’un haberine göre terapistlerin en sık karşılaştığı 6 alışkanlık şöyle:
1. Siyah-beyaz düşünme
Reynolds, her şeyi ya tamamen iyi ya da tamamen kötü olarak değerlendiren siyah-beyaz düşünme biçiminin anksiyeteyi artırdığını söyledi.
“Bir e-postada hata yaptıysam bu benim yetersiz olduğum anlamına gelir” gibi düşünceler, olaylara gri alan bırakmamaktan kaynaklanıyor. Oysa bu yalnızca insani bir hata olabilir ve çoğu zaman karşı taraf tarafından fark edilmez bile.
2. Kaçınma davranışı
Colorado merkezli psikolog Jennifer Anders’e göre anksiyeteyi en çok besleyen davranışlardan biri kaçınma.
Anksiyeteye yol açan durumlardan kaçındıkça bu duygu daha da güçleniyor. Anders, “Kaçınma, bedensel stres tepkilerini artırarak anksiyeteyi zamanla büyütür” dedi.
Kuzey Carolina’lı psikolog Justine Grosso ise kaçınmak yerine kademeli yaklaşımı öneriyor. Grosso, “Büyük bir partiye gitmek zor geliyorsa, önce kısa bir ziyaret ya da birebir bir buluşma tercih edilebilir” dedi.
Grosso ayrıca, zor bir durumla başa çıkıldıktan sonra beynin bu başarıyı fark etmesinin önemine dikkat çekti.
3. Sürekli güvence arayışı
Anders, sürekli başkalarından onay istemenin ya da sağlık belirtilerini sık sık internetten araştırmanın anksiyeteyi artırdığını söyledi.
Bu davranış kısa vadede rahatlatıcı olsa da uzun vadede kişiyi güvenceye bağımlı hale getiriyor ve endişe döngüsünü güçlendiriyor.
4. Felaketleştirme
Reynolds, küçük bir sorunu en kötü senaryoya dönüştürmenin felaketleştirme olarak adlandırıldığını belirtti.
“Bilişsel davranışçı terapiye göre anksiyete, durumu abartmak ve başa çıkma gücümüzü küçümsemekten kaynaklanır” diyen Reynolds, “Ya her şey yolunda giderse?” sorusunun bu düşünce biçimine karşı etkili olabileceğini ifade etti.
5. Olumsuz iç konuşma
Anders, kişinin kendisiyle kurduğu sert ve eleştirel iç konuşmanın anksiyeteyi beslediğini söyledi.
“Birçok insan kendine, başkalarına asla söylemeyeceği kadar acımasız davranıyor” diyen Anders, ilk adımın bu dili değiştirmek değil, fark etmek olduğunu vurguladı.
6. İnsanları memnun etme eğilimi
Sürekli başkalarının ihtiyaçlarını kendi ihtiyaçlarının önüne koymanın da anksiyeteyi artırdığına dikkat çeken Anders, özellikle kadınların bu yönde yetiştirildiğini belirtti.
Bu durumun, öz değerin başkalarının onayına bağlanmasına yol açtığını ve bunun da anksiyeteyi güçlendirdiğini ifade etti.
Anksiyeteyle başa çıkmak mümkün
Uzmanlara göre bu alışkanlıklarla mücadelede topraklama teknikleri etkili olabiliyor. Yürüyüş yapmak, egzersiz yapmak ve beş duyuyu kullanarak ana odaklanmak bedeni sakinleştiriyor.
Reynolds ise karın nefesi almanın kalp atış hızını düşürerek sakinlik sağladığını söyledi.
Grosso, düşünce kalıplarını fark edip isimlendirmenin de önemli olduğunu belirterek, “ ‘İşte yine felaketleştiriyorum’ demek bile farkındalık yaratır” dedi.
Uzmanlar, evde uygulanabilecek yöntemlerin yanı sıra profesyonel destek almanın da önemine dikkat çekiyor. Grosso, “Anksiyete bazen bastırılmış öfke ya da yas gibi duyguların üzerini örten ikincil bir tepki olabilir. Psikoterapi, bu süreçleri anlamak için güçlü bir araçtır” ifadelerini kullandı.






