Öyle ki, 21 Aralık 1963’te başlayan KANLI NOEL olarak da bilinen ENOSİS amaçlı ortak Kıbrıs Cumhuriyetine, EOKA terör örgütünün Kıbrıs Türk Halkına yönelik bir gecede imha edilmesi için hazırlanmış olan AKRİTAS Planı gereği silahlı saldırılarla yapılan birinci darbede, Türklerin hunharca katledilmesi, binlerce kişinin göç ettirilmesi, Devlet çalışanlarının ve Milletvekillerinin kovulması ve terör örgütünün saldırılarını yoğunlaştırması, dolayısıyla çatışmaların ada geneline yayılması akabinde imkanlar ve nüfus çoğunluğu avantajıyla, ortak Cumhuriyetin bütün organları saldırganlar tarafından işgal edilmiştir. Türkler ise adanın yüzde üçlük bölümünde güvenlik gereğiyle bölge bölge bir araya toplanmış, uzun yıllar sürecek aç susuz yarı çıplak, işsiz güçsüz beş parasız, ilkel şartlarda, korku ve endişe içinde kırık dökük viranelerde, mağaralarda, yarı buçuk yapılarda, eski kilise, barakalarda, ilerleyen zamanlarda da Türkiye Kızılay çadırlarında ölüm kalım mücadelesi vermiştir.
Birinci darbenin 2 buçuk ay sonrasında toplanan BMGK oldubitti hukuk dışı siyasi üç aylığına diye 186 sayılı kararı almıştır. Bu karar, adaya sözde BM Barış Gücü askerinin gönderilmesi, Kıbrıs Cumhuriyetinin bu süre zarfında tek taraflı olarak Rum ortağın yönetiminde olması ve adada asayişin ve düzenin yeniden sağlanması için sözde Barış Gücünün yönetime yardımcı olmasını içermektedir. Ve ne yazık ki maalesef bu kararla saldırılara uğrayan Devletten silah zoruyla kovulan masum Kıbrıs Cumhuriyetinin eşit kurucu ortağı olan Türk Halkı ASİ durumuna sokulmuş, deyim yerindeyse tavuklarla birlikte kümes tilkilere teslim edilmiştir. Bundan sonraki süreç adada bu ahvalde devam etmiştir. Bu Adaletsiz taraflı Karar, daha büyük saldırılara ve çatışmalara fırsat ve zemin yaratmıştır.
On bir yıl süren bu Adaletsizlik neticesinde Rumlar saldırmadık Türk bölgesi bırakmadı. Türkler ise sadece savunmada kalıp hiçi bir Rum bölgesine saldırıya geçmemiştir, zaten böyle bir imkanı da yoktu. Türk Halkının bunca yıl direnmesi ve ayakta kalması Anavatan ve Garantör Türkiye’nin her türlü maddi manevi ve yerine göre de polisiye göreviyle Türkler son anda topluca katledilmekten kurtulmuştur. Hal böyle olduğu halde ve Türkiye ihtar ve notaları da etkili olduğu halde Kıbrıslı Türkler yüzlerce masum insan kaybetmiştir. Saldırılarda, yoldan belden, tarlasından, bahçesinden, evinden alınıp, barikatlardan hatta BM Barış Gücünün Hastaneye götürdükleri Türkler dahi alınıp katledilmiştir.
3 ayda güya sorun halledilecek düzen asayiş sağlanacaktı. Yıllar geçtikçe şartlar Türkler aleyhine daha da zorlaştı. Ne Bayramı bildi, ne düğün dernek yaptı. Bu arada Rumlar adaya gemiler dolusu silah soktu, gazete kağıdı diye, 20 bin Yunan askeri de yasalara aykırı olarak Kıbrıs’a rahatça girdi, zira her şey ellerinde. Çözümsüzlüğe devam, 186 Hukuk dışı 3 aylık karar da uzatmalarla devam etti. 11 yıllık süre içinde her türlü çatışma küçük büyük devam etti, hepsi de Rum saldırılarıyla başladı ada genelinde. Barış Gücü hiçbir Rum saldırısını engellemedi, ne de araya girdi, dolayısıyla Barış sadece kelime olarak adında kaldı.
Eni nihayet 11 yılın sonunda Türklerin direnci kalmadı bitti, Türkiye de müdahale edemez diyerek acele ENOSİS için Yunanistan Cuntası düğmeye bastı, EOKA B ile darbe yapmaya. Öncesinde Cumhurbaşkanı Makarios’a bağlı Polis Karakolları neredeyse her gece bir iki tanesi bombalandı, Makarios’a bağlı yandaş solcu AKEL’ciler sürek avı gibi kovalandı arandı, görüldükleri yerde infaz edildi. Bu süreç 15 Temmuz 1974 tarihine kadar sürdü. Bu tarihte CUNTA--EOKA B, birlikte harekete geçti, CB Makarios’a ve sarayına tanklarla toplar, havanlar ve ağır makineli silahlarla saldırdı, darmaduman etti, yüzlerce koruma öldürüldü. Terörist başı N. Sampson TV de dünyaya ilan etti, Kıbrıs Cumhuriyetini yıkıp yerine KIBRIS HELEN CUMHURİYETİNİN KURULDUĞUNU, MAKARİOS’UN ÖLDÜRÜLDÜĞÜNÜ VE YERİNE DE KENDİSİNİN ATANDIĞINI.
5 gün sonra da Garantör Türkiye meşru müdahale görevini yaptı. BMGK’nin yapması gerekeni yaptı, BMGK’nin sebep olduğu ve seyirci kaldığı savaşı durdurdu, 11 yıl BMGK’nin adada masum kanı akıtılması fırsatını ortadan kaldırdı, darbeciler yakalandı, Makarios Kıbrıs’a döndü, Yunanistan’da Cunta devri kapandı. Bütün bu olayların ve savaşın da sebebi BMGK’nin tamamen haksız olan Rum tarafını desteklemesidir. İsteseydi BMGK, sorunu ta ilk baştan dallanıp budaklanmadan kısa sürede bitirirdi, istemedi, işlerine öyle geldi BEŞLİNİN. Daha fazlasını yazmaya lüzum yok.
Görüldüğü gibi Kıbrıs meselesinde, güya dünyayı idare edenler, söz sahipleri, güç sahipleri, İnsan Hakları Örgütleri, BMGK, AB, Uluslararası Hukuk vs hiç birisi ne yazık ki ADALET, HAK , HUKUK, İNSANLIK, VİCDAN diye bir şeylerden ne haberleri var ne de ilgileri. Bir şeye başlarken temelde eğer yanlış yerden başlarsanız, düzeltmez aynen devam ederseniz yanlışlar uzar gider, asla doğruya ulaşmaz, sonuç da yanlış olur. 186 kararı da böyledir. Herkes elini vicdanına koysun, tarafsız olsun. Kıbrıs’ta 1963’te başlayıp 20 Temmuz 1974’te sona eren süreçte Rumların yaptığı herhangi doğru ve haklı bir şey var mı? Türklerin yaptığı hangi şeyler yanlıştır, yaşamak ve haklarını savunmaktan öte???
Rumlar, 21 Aralık 1963’ten- 4 Mart 1964’e kadar, bu tarihten 15 Temmuz 1974 tarihine kadar, ve bu tarihten 1986 Ortega Raporuna kadar, ve bu tarihten 24 Nisan 2004 Referandum’a kadar, ve 1 Mayıs 2004 AB’ne alındığı tarihe kadarki süreçlerde ne büyük güzellikler, dostluklar ve çözüm için iyi hangi yaklaşımlar, neler neler yaptılar da habire mükafat üstüne mükafata mazhar oldular??? Da biz Türkler ne büyük suçlar işledik ki 1963’ten beri cezalarla ambargolarla izolasyonlarla, çeşit türlü baskılar ve yaptırımlarla bir kenara itilip yargısız infazla cezalandırıldık ve hala cezalıyız????? Suçumuz nedir ey efendiler da Kıbrıs Cumhuriyeti ortaklık haklarımızı bir çırpıda ama güya geçici olarak darbeci saldırganlara altın tepside hediye ettiniz be gavolem hiç sıkılmadan?? Hem neden 747 aya vardırdınız bu müsibet kararı uzata uzata, söyleyin biz da bilelim.
Da horoz ettiniz başımıza 62 seneden fazladır darbeci işgalci soykırımcı Rum –Yunan’ı da ikide bir adaya barışı ve asayişi getiren Garantör Türkiye’ye saldırırlar. Hem Kıbrıs sorunu, 20 Temmuz 1974’te Türkiye’nin müdahalesiyle başladı diye çabuk hırsızı oynamalarına fırsat verirsiniz? Halbuki bu meselede insan içine çıkacak yüzleri olmaması gerekirken. Kıbrıs Türk Halkının günahı boynunuzdadır, günahını kesmeyeceksiniz. Türkler BM’in bütün çözüm planlarını kabul ettiği halde, Rum tarafı hepsini ret ettiği halde taraflara adil şekilde değil, çifte standart uygulamak, saldırganı suçluyu darbeciyi desteklerken masum Türk tarafını haksızca cezalandırmak, Kıbrıs meselesinde hiç şüphe yok ki en az darbeciler kadar sorumluluğunuz olduğunu gösterir, bilesiniz.
Güney Kıbrıs’taki yönetim asla Kıbrıs Cumhuriyeti değildir, kuşun bir kanadı bir ayağı yoktur, sakattır, takma ayak ve kanatla uçurtuyorsunuz yıllardır. BM’de Rumlardan oluşan bir Cumhuriyet mevcut değildir, olsa olsa ikinci darbede ilan ettikleri Kıbrıs Helen Cumhuriyetidir. Kıbrıs Cumhuriyeti Uluslararası Kuruluş Antlaşmalarını da Anayasasını da hem çiğnersiniz hem de çiğnetirsiniz, bilmiş olun, ADALETSİZ VİCDANSIZLAR.
