Geçtiğimiz hafta Kanal T’de “Reel Sektörün Nabzı” isimli programda konuğum Kıbrıs Türk İnşaat Müteahhitleri Birliği Başkanı Cafer Gürcafer idi.
Gürcafer, özellikle Annan Planı döneminde inşaat sektöründe yaşanan devinimin ekonomik kalkınmaya önemli katkıları olduğunu, ancak Orams Davası gibi Kıbrıs sorununun canlı tuttuğu istikrara kavuşturtulamayan mülkiyet rejiminin sektörde önemli kırılganlığa neden olduğunu vurguladı. Gürcafer ile ayrıca inşaat sektörüne paralel yerel yönetimlerin altyapı yatırımlarını zamanında yapmaları gerektiği, İskele’de yapılan Avrupai binalara ulaşmak için kullanılan altyapının Afrika düzeyinde olduğu ve bazı belediyelerin otopark hizmeti vermeden fahiş cezalar uyguladıkları üzerinde duruldu.
İnşaat sektörü Annan Planı öncesinde sınırlı büyüklükteyken, plan sürecinde çok hızlı genişlemiştir. Bu dönemdeki genişleme şu şekilde özetlenebilir: İnşaat sektörü 2002–2007 arasında yaklaşık iki kat büyümüştür; 2006 yılında olağanüstü bir genişleme yaşanmıştır; Sektör, turizm ve yükseköğretimle birlikte ekonominin ana büyüme motorlarından biri olmuştur ve İnşaat faaliyetleri; çimento, demir, mobilya, beyaz eşya, ulaştırma ve finans sektörlerini de canlandırmıştır.
Özellikle İngiliz yatırımcılar başta olmak üzere yabancıların konut talebindeki artış, sahil bölgelerinde yoğun yapılaşmayı tetiklemiştir. Girne, İskele ve Gazimağusa çevresinde arazi fiyatları çok hızlı yükselmiştir.
Annan Planı döneminde inşaat sektörü KKTC’de en fazla istihdam yaratan alanlardan biri haline gelmiştir. Dolaylı etkilerle birlikte sektör: taşımacılık, yapı malzemeleri, bankacılık, sigortacılık, mobilya, elektrik ve tesisat işleri gibi alanlarda da geniş çaplı iş yaratmıştır. Bu dönemde işsizlik oranının düşmesinde inşaat sektörünün önemli etkisi olduğu kabul edilmektedir.
İnşaat sektöründeki büyüme kamu maliyesine de önemli katkılar sağlamıştır. Başlıca gelir kaynakları şunlar olmuştur: Tapu harçları, KDV gelirleri, İnşaat izin harçları, Belediye gelirleri, Stopaj ve gelir vergileri, Elektrik-su bağlantı ücretleri ve İthal yapı malzemelerinden alınan vergiler. Özellikle konut satışlarındaki artış nedeniyle: devletin dolaylı vergi gelirleri yükselmiş, belediyelerin gelir tabanı genişlemiş ve ithalat vergileri ciddi biçimde artmıştır. Ayrıca, KKTC ekonomisinin ithalata bağımlı yapısı nedeniyle, inşaat patlaması aynı zamanda gümrük ve fon gelirlerini de büyütmüştür.
Yukarıdan da anlaşılacağı gibi; sürdürülebilir kalkınmada inşaat sektörü önemli bir lokomotif olabilir; ancak bu, “betona dayalı büyüme” ile değil, üretken ve çevreyle uyumlu bir yapılaşma modeliyle mümkündür. Aksi halde inşaat sektörü kısa vadeli büyüme sağlasa bile uzun vadede ekonomik kırılganlık, çevresel tahribat ve gelir eşitsizliği yaratabilir.
Genel Değerlendirme açısından Annan Planı dönemi, KKTC inşaat sektörünün “altın çağı” olarak değerlendirilebilir. Bu dönemde sektör: milli gelirin yaklaşık %8’ine ulaşmış, on binlerce kişiye doğrudan ve dolaylı istihdam sağlamış, devletin vergi ve harç gelirlerini ciddi biçimde artırmış ve ekonomik büyümenin temel motorlarından biri olmuştur. Ancak bu büyüme: büyük ölçüde dış talebe, arsa spekülasyonuna, tüketim ve inşaat odaklı modele dayandığı için uzun vadede kırılgan bir ekonomik yapı da oluşturmuştur. Bu nedenle birçok ekonomist, KKTC’nin yalnızca inşaat ve emlak temelli değil; teknoloji, yüksek katma değerli üretim ve ihracat odaklı bir kalkınma modeline yönelmesi gerektiğini savunmaktadır
Sonuç olarak; sürdürülebilir kalkınma yalnızca inşaat sektörüyle mümkün değildir; ancak doğru yönetildiğinde inşaat sektörü sürdürülebilir kalkınmanın güçlü bir taşıyıcısı olabilir. Anahtar fark şudur:
- Spekülatif betonlaşma → kırılgan büyüme
- Planlı ve yeşil altyapı yatırımları → sürdürülebilir kalkınma
