Çocuklar için oyun aslında sadece oynamak değildir. Bilişsel, zihinsel, duygusal ve bedensel açıdan sağlıklı gelişmenin şartıdır ve oyun aslında çok ciddiye alınması gereken eylemsel bir bütünlüktür.
Oyunun sadece oyun olmadığını, çocuğu ve dünyasına nasıl baktığını anlamanın da en etkili yolu olduğunu hatırlamalıyız. Her yaş dönemindeki çocuk için oyun ciddi bir iştir. Ebeveyn veya eğitimci, çocuğun yakınındaki her yetişkinin oyun konusunu ders çalışmak gibi görev odaklı yaklaşımlardan önde tutmasında fayda vardır. En güzeli, öğrenme eylemini oyun ile birleştirebilmektir.
Çocuklar oyun oynarken yaşamsal gerçeklerin katılığından uzaklaşıp kendilerine ait dünyayı kurarlar. Çocukların yaş dönemlerine göre oyun tarzları değişiktir. Bazen seyretmekle yetinirler. Bazen yalnız başlarına oynarlar veya hayali arkadaşlar edinerek bir dünya kurabilirler.
Orta çocukluğa yaklaştıkça oyun oynama tarzları başkalarını da içine alacak şekilde değişir. Sosyalleşmenin gereği olan bu değişimin yanında çocuk tek başına oynayıp eğlenebilen ve öğrenebilen bir varlıktır.
Araştırmalar oynayarak, eğlenerek öğrenen çocukların sorun çözme becerilerinin bundan yoksun kalan çocuklara göre yüksek olduğunu göstermektedir. “Önce ders sonra oyun” önermesi sınıfta kaldı yani. Mesele ikisini birleştirmeyi başaran ebeveyn ve eğitimcinin ellerinde.
En önemlisi, pahalı ve yetişkinlere bile cazip gelen oyuncakların çocuğun yaratıcılığını geliştirmedeki yetersizliği ile ilgili bilimsel görüşlerdir. Hatta bir araştırmada, çocukların oyuncaktan daha fazla, ambalajla ilgilendikleri, onu anlamaya zaman ayırdıkları fark edilmiş. Tencere tabak ile oyun oynayan, bitki yetiştiren, evcil hayvan bakan, bahçe sulayan bazı çocuklardaki kendine güveni, çalışkanlığı ve sorumluluk, görev anlayışını fark ettiniz mi? Ya kendi oyuncağını yapan, yaratan çocuklar?
Buradaki önemli nokta çocuğu çalıştırmak veya zorlu yaşam koşullarına alıştırmak değildir. Aksine çocuğun hayal gücündeki inanılmaz farklılığın, bizim sıradan dünyamızdaki sıra dışı yansımalarına fırsat verdiğimizde, bizim “oyun” olarak gördüğümüz ama çocuk için yaşamsal gerçekliğin ta kendisi olan dışavurumların kişilik gelişiminin ve kendini tanımanın önemli harçları olduğunu fark ederiz. Bunlar yaşama uymanın ve sorun çözebilmenin ana maddeleridirler. Bunun yanında bir çocuğun kendine, yakınlarına ve sosyal dünyaya bakışını, yaralarını veya hüzünlerini, sevinçlerini oynarken ifade ettiğini de hatırlayalım.
Bunların yanında oyunun iyileştirici gücü vardır ve örselenen çocuklar için geliştirilen önemli bir terapi çeşidi olan psikodrama, günümüzde, çocuğa yaklaşmada önemli bir terapötik yoldur.
Sadece örselenmeler değil, sosyal ve akademik sorunların çözümlenmesinde de kullanılan bu yöntem, gücünü “oyun” dediğimiz gerçeklikten almaktadır. Oyun ve oynayan çocuk; zihinsel, bedensel, duygusal ve sosyal gelişim açısından oyuna katılır. Sorun çözme, rahatsız edici duygu ve düşüncelerden uzaklaşma ve bedensel gelişim açısından, oyun çocuk için temel bir gıdadır.
Oyun konusuna daha sonra tekrar döneceğiz. Aklımda adını unuttuğum bir şairin dizeleri var: “Düşlerimin içindeki bayram yerlerinde çocuklar oynasın”.
