CTP Milletvekili Ürün Solyalı, Cezaevi Disiplin Tüzüğü kapsamında Cezaevi Müdürü’ne verilen bağışlama yetkisinin uygulanmasına ilişkin dikkat çekici bir iddia ortaya koydu. Solyalı, sahte diploma davasında dört yıl hapis cezasına mahkûm edilen bir hükümlünün, söz konusu yetki kullanılarak tahliye edildiğini ve deport işlemleri için polise teslim edildiğini belirtti.

Solyalı’ya göre, dosyanın hâlen istinaf aşamasında olduğunun ortaya çıkmasının ardından hükümlü yeniden cezaevine gönderildi.

“Önce Tahliye Edildi, Sonra Geri Çağrıldı”

Solyalı, olayla ilgili bilgileri kamuoyuna aktarırken bunların iddia niteliğinde olduğunu özellikle vurguladı.

Aktarılan bilgilere göre, sahte diploma davasında dört yıl hapis cezası alan bir hükümlü, Cezaevi Disiplin Tüzüğü’nde yapılan değişiklikle Cezaevi Müdürü’ne tanınan bağışlama yetkisi kapsamında tahliye edildi.

Cezaevinden çıkarılan hükümlü, ardından deport işlemlerinin yürütülmesi amacıyla polise teslim edildi.

Ancak kısa süre sonra Başsavcılığın, söz konusu dosyanın İstinaf Mahkemesi önünde bulunduğunu ve yargı sürecinin henüz tamamlanmadığını tespit ettiği ileri sürüldü. Bunun üzerine hükümlünün yeniden cezaevine alındığı belirtildi.

Solyalı, yaşanan süreci, “Devlet önce tahliye etti, sonra ‘geri cezaevine gel’ dedi. Adeta ricada bulundu” sözleriyle değerlendirdi.

Yeniden Cezaevine Alınması Yeni Bir Hukuki Tartışma Yarattı

Solyalı, tahliye edilmiş bir kişinin hakkında yeni bir tutuklama emri veya mahkeme kararı bulunmadan yeniden cezaevine çağrılmasının da ayrıca ciddi bir hukuki sorun oluşturduğunu savundu.

Yaşanan olayın, Cezaevi Müdürü’ne verilen bağışlama yetkisinin kapsamı ve bu yetkinin yargı süreçleri devam eden dosyalarda nasıl uygulanacağı konusunda soru işaretleri yarattığını ifade eden Solyalı, uygulamanın yargı kararlarının infazına etkisine dikkat çekti.

“20-25 Dosya Daha Aynı Kapsamda Değerlendiriliyor”

Solyalı, söz konusu olayın münferit olmadığını da ileri sürdü.

Aynı tüzük kapsamında, istinaf süreci tamamlanmadan başka tahliyelerin de gerçekleştirildiği yönünde bilgiler bulunduğunu belirten Solyalı, İstinaf Mahkemesi’nde davaları devam eden yaklaşık 20-25 dosyanın daha Cezaevi Müdürü’nün bağışlama yetkisi kapsamında değerlendirildiğini iddia etti.

Solyalı, bu iddianın doğru olması halinde meselenin tek bir hükümlünün tahliyesinden çok daha geniş bir boyuta ulaşacağını savundu.

“Biz Tam da Bunu Söyledik”

CTP’nin söz konusu düzenlemeye hazırlık aşamasından itibaren karşı çıktığını hatırlatan Solyalı, Şartlı Tahliye Tüzüğü’nde yapılan değişikliklerin ardından Cezaevi Disiplin Tüzüğü ile yeni bir yetki alanı oluşturulduğunu ileri sürdü.

Solyalı, “Biz bu tüzük hazırlanırken tam da bunu söyledik” diyerek, mahkemelerin verdiği kararların sonuçlarının idarenin takdirine bırakılmasının ciddi sakıncalar doğuracağı yönündeki uyarılarının ilk uygulamalarda ortaya çıktığını savundu.

CTP Anayasa Mahkemesi’ne Başvurdu

Solyalı, tartışmaların CTP’nin söz konusu tüzüğün Anayasa’ya aykırı olduğu gerekçesiyle Anayasa Mahkemesi’ne başvurduğu bir dönemde yaşandığına da dikkat çekti.

Ara emri duruşmasının gündemde olduğunu belirten Solyalı, Başsavcılığın da mahkemeye hükümeti savunmayacağını bildirdiğini ifade etti.

Solyalı, bu gelişmelerin ardından çağrısını yineledi:

“Bu tüzük derhal geri çekilmelidir.” “Bu Basit Bir İdari Hata Değil”

Yaşananların basit bir idari hata olarak değerlendirilemeyeceğini savunan Solyalı, Cezaevi Müdürü’ne verilen yetkinin uygulanmasının yalnızca hapis cezalarının infazını değil, istinaf sürecinin sonuçlarını da etkileyebileceğini söyledi.

Solyalı, İstinaf Mahkemesi’nde davaları devam eden kişilerin tahliye edilip daha sonra yeniden cezaevine çağrılmasının hukuk güvenliği açısından ciddi sorun oluşturduğunu belirterek, bunun yargının otoritesini ve toplumun adalete duyduğu güveni zedeleyebileceğini ifade etti.

Solyalı açıklamasında ayrıca Filo Jet faciasının ardından yaşanan acılı sürece de değinerek, sistemsizlik, keyfilik ve denetimsizliğin kurumların işleyişi açısından ciddi sonuçlar doğurduğunu savundu.

Solyalı, Cezaevi Disiplin Tüzüğü’nün geri çekilmesi ve uygulamanın yeniden değerlendirilmesi çağrısında bulundu.