Mevlana der ki;

"Gel

Gel, ne olursan ol yine gel.

İster Mecusi, ister puta tapan ol yine gel.

Bizim dergâhımız ümitsizlik kapısı değildir.

Yüz kere tövbeni bozmuş olsan da yine gel." (Bazı kaynaklar bu beyitlerin Horasanlı Ebu Said-i Ebu'l Hayr'a ait olduğunu yazar)

      Bu insani çağrı ile ilgili, edebi tartışmaları edebiyat ve tarih araştırmacılarına bıraktığımızda, elimizde muhteşem bir servet kalır: Farklı olanın kardeşliği, dostluğu, kabulü, başkalaştırmanın aykırılığı, dışlamanın, kategorize etmenin yanlışlığı…

      İnsan olma yolculuğumuzda, insanın insana zulmünü reddeden ve "ben" ve ötekiler" arasına bütün insanları alan muhteşem bir hümanizmanın neredeyse sekiz asırlık bir geçmişten bugüne miras kaldığını biliriz bilmesine ama bir şekilde, "ben" ve "ötekiler" arasındaki ilişkilerin dengesini kurmakta zorlanırız.

      Etrafınıza bir bakınız. "Bencillik" dediğiniz ve aslında bazı dinlerde "günah", ahlâki anlayışta "zayıflık" diye adlandırılan bir eğilimin baskınlığı şaşırtıcı boyuta ulaşmakta kalmamış, yanına "doğuluk" dediğimiz insani değeri de alarak dans etmeye başlamış.

      Yani, çıkarlarını önemseyen ve kâr odaklı davranmayı doğru davranış olarak değerlendirmeyi pek çok insan hiç de yanlış bulmuyor.

      Sonuç mu?

     Hırsları, bencilce istekleri ile merdiveni tırmanan birileri tarafından sömürülüp bir tarafa bırakılan insanların yıkımı ve yeni ruhsal acılar eşliğinde yok edilen yaşama arzuları.

     Burada bir yanlış var. Veya dengede bir aksaklık. Ne dersek diyelim, bir şeyler yolunda gitmiyor. Mevlana torunu olmak, günümüzde acı çekmekle, yoksun ve yalnız kalmakla cezalandırılıyor.    Hümanizma suçlu değil. Başkalarını düşünmek yanlış değil. Sevilene yönelik verme arzusu, fedakârlık değil, insani bir cömertlik.

      İnsani olan her türlü değerin kullanıldığı ve insanın zulmedenin kurbanı olarak yaraları ile tek başına savaşmak zorunda kaldığı günümüzde, değerleri kaybetmeden yapılacak bir şeyler olmalı. Zulmedene, kendi çıkarlarının kölesi olan arsızlara karşı; iyi insanların, yeni dünya düzeninde yok olmadan ve değerleri aktarabilme becerilerini kaybetmeden var olmayı başarmaları gerek.