Dün aramızdan ayrılan İlber Ortaylı, akademik yaşamın kendine özgü ciddi boyutuyla hayatın diğer tüm boyutlarını başarıyla sentezlemiş bir kişilikti.
O kadar ki ezbere dayalı öğretilmeye çalışıldığı için pek çok insana çok sıkıcı gelen tarih öğretimini bile herkese sevdirecek kadar popülerleştirmiştir.
Akademik yaşamında ciddi bir külliyat oluşturan eserlerine özellikle son yıllarda gezi, yaşam gibi sosyal hayatla ilgili bilgi ve deneyimlerini paylaştığı nehir söyleşi kitaplarını eklemesi de bu çok boyutluluğun yansımasıydı.
Yine son yıllarda özellikle dijital medyada da görüşlerini çok paylaşan bir isim olması nedeniyle ortalama insanların bile tanıdığı bir isimdi.
Aslında, akademik yaşamda onun öğrencisi olanlar epeyce şanslıydı.
Çünkü derslerinde ya da ders dışı sohbetlerde kendine özgü mizahı, pozitif enerjisi, yüksek desibelli kahkahaları arasında çok şeyler öğretiyordu.
Öğrettikleri, sadece akademik bilgi ve donanım kazandırmazdı.
Aynı zamanda, onun yaşamın bütününden öğrendiklerini karşısındakilere aktaran rafine bir hayat bilgisi işlevi görürdü.
İlber Hoca, ilk bakışta, medyadan ya da sosyal medyadan herkesin aşina olduğu gibi, karşısındakini küçük gören bir tavır takınabilirdi.
Ama, aslında onu küçümsediği insan tipi, bilmeyen ama bilmediğini de bilmeyen insan tipiydi.
Zaten öğrencileri ona bilgiçlik taslayamazdı ama yaşamın doğal akışı içinde önüne çıkan böylesine tiplere de hiç tahammül göstermezdi.
İlber Ortaylı'yı tanımlayabilecek pek çok sıfat bulunabilir.
Ne var ki onu anlatabilecek sıfatların en başında “entelektüel” gelir. Bilgi ve donanımı ile ön plana çıkan insan anlamındaki entelektüelin en çok yakıştığı insanlardan biridir.
Elbet hayat herkes için fanidir.
Önemli olan yaşarken, yalnızca kendisine ve yakın çevresine değil, toplumuna ve insanlığa hizmet edebilmektir.
Bir entelektüel olarak İlber Ortaylı bunu fazlasıyla yapmış, hayatı hak ederek yaşamıştır.
