KKTC’de sözde yönetim erkini elinde tutan gelmiş geçmiş hükümetler farklı siyasi yelpazede aynı sonuca varmayı maalesef başardılar. Bir taraf devlete sahip çık mottosuyla diğer taraf ise çözümle çıkış yolu hayalinde en sonunda ele ele verip Lefke Avrupa Üniversitesi gibi istisnalar hariç tüm kurum ve kuruluşları ya iflas ettirdiler ya can çekişir duruma getirdiler ya da başkalarına devrettiler.
2002 yıldan beri bütçe disiplini için Anavatan ile protokol imzalayan KKTC hükümet yetkilileri en sonunda borç sarmalına kapılarak devlet bütçesini de iflas ettirmeyi başardılar. Bu durumda şeytanın akla getirdiği şey kamu maliyesi ve hatta topyekûn devletin de özelleştirilmesinin gerekli olup olmadığıdır.
Müflis tüccar misali ne var ne yok satmayı şiar edinen hükümet en sonunda “Kültürel mirasın ticari metaya dönüştürülmesi” anlamına gelen müze ve ören yerlerin özelleştirilmesine cüret eder hale gelmiştir.
Basından da takip edilebileceği gibi; müze ve ören yerlerinin iyileştirilmesi için yapılan girişimler hep sonuçsuz kalmış, ihalelerle alınan turnike sistemleri ya kullanılmamış ya da çürümeye terk edilmiştir.
Kuvvetler ayrılığının netlik kazandığı ve hukukun üstünlüğünün mutlak sağlandığı güçlü ve etkin devlet yapılandırılmalarında yargı ve adalet alanlarında dahi önemli ölçüde piyasalaşmış modeller bulunmaktadır. Şöyle ki, bazı gelişmiş ülkelerde tahkim, özel uyuşmazlık çözümü, ticari mahkemelerin özel işletme mantığıyla yönetimi, özel hapishane ve adli hizmet taşeronluğu gibi yarı özelleşmiş yapılar bulunmaktadır.
Gelelim KKTC’ye…….
Yasamanın yürütmenin tahakkümüne girdiği; denetim müessesesinin kifayetsizleştirildiği ve meşruiyet zemininden uzaklaşarak kamu yararı (ortak iyi) yerine patronaj sistemi içerisinde çıkar gruplarının esaretine giren siyasi iktidarın kültürel mirası özele peşkeşi en basit ifadeyle fecaat anlamına gelmektedir.
Gelin biran için tüm bildiklerimizi unutalım ve müze ve ören yerlerinin özelleştirilmesine yönelik görüşlere bir göz atalım.
Özelleştirmeyi Savunan Görüşler
v Finansman Sorununun Çözülmesi: KKTC’de birçok müze ve ören yerinin bakım eksikliği, tanıtım yetersizliği, altyapı sorunları, personel ve restorasyon bütçesi eksikliği gibi problemleri bulunmaktadır. Dolayısıyla, özel sektör daha hızlı yatırım yapabilir, modern ziyaretçi deneyimi sunabilir ve dijital tanıtım ve pazarlama becerileri getirebilir. Örneğin sesli rehber sistemleri, gece müzeciliği, tematik etkinlikler ve hediyelik eşya ve gastronomi entegrasyonu turizm gelirlerini artırabilir.
v Turizm Gelirlerini Artırma Potansiyeli: KKTC’de turizm çoğunlukla deniz-kumarhane eksenlidir. Oysa kültür turizmi daha yüksek harcama yapan turist çeker, sezon dışı turizmi destekler ve sürdürülebilir gelir yaratabilir. Profesyonel işletmecilik sayesinde ziyaretçi sayısı, bilet gelirleri, çevre esnafın kazancı artabilir.
v Devletin İşletmeci Değil Düzenleyici Olması Yaklaşımı: Neo-liberal kamu yönetimi anlayışına göre devlet doğrudan işletmecilik yerine, denetleyici ve koruyucu rol üstlenmelidir. Bu modele göre; mülkiyet devlette kalır ve işletme hakkı süreli olarak özel sektöre verilir. Bu, liman veya marina işletme modellerine benzer şekilde uygulanabilir.
Özelleştirmeye Karşı Görüşler
Özelleştirmeye karşı görüşler sırasıyla “kültürel miras ticari metaya dönüşebilir; kamu erişimi pahalanabilir, Denetim kapasitesi zayıfsa risk büyür ve Arkeolojik miras geri döndürülemez” şeklinde özetlenebilir.
Sonuç olarak; gözetim, denetim ve düzenleme açısından umutsuz bir vaka olan KKTC’de müze ve ören yerlerinin tamamen özelleştirilmesi hiç kuşkusuz yüksek risk taşıyacaktır. Ancak iyi denetlendiği varsayımı altında kamu-özel ortaklığı modeli kamu maliyesine yükü azaltabilir, kültür turizmini geliştirebilir, ziyaretçi deneyimini iyileştirebilir ve gelir yaratabilir. Bu açıdan başarı için temel şart: “kültürel mirası ekonomik kaynak olarak kullanırken, onu ticarileştirip tüketmemektir.”
