Bugün herhangi bir ortamda sohbet yaptığımız zaman ülkemizde bozulan kamu düzeninden, yolsuzluktan, haksızlıktan, adaletsizlikten devamlı dem vururuz.
Özellikle son yıllarda giderek kötüleşen yolsuzluk algısı hükümete yöneltilen önemli eleştiri konusudur.
Üzülerek belirtmek isterim ki; yolsuzluğunun vebalini sadece hükümet edenlerin omuzuna yıkmak bir nevi toplumsal riyakarlık anlamına gelmektedir.
Akademik ve uzman çevrelerin doğal olarak çok daha iyi bileceği gibi; yolsuzluk kavramı sadece cezai müeyyide ile sınırlı değildir. Cezai kovuşturmaya tabi olmamasına rağmen devlet kaynaklarının peşkeşi anlamına gelen haksız, adaletsiz, liyakatsiz uygulamalar da yolsuzluk tanımı içerisinde değerlendirilmektedir.
Dönemin Başbakanlık Başmüfettişi R. Bülent Tarhan ve arkadaşları tarafından Türkiye Cumhuriyeti Cumhuriyet Meclisinde kurulan Araştırması Komisyonu (10/9) için yazılan Raporda her türlü kayırmacılık da suç sayılmayan yolsuzluk türleri arasında kategorize edilmektedir.
Partizanlık olarak imtiyazlı kişilere yapılan kırsal kesim arsaları, arazi peşkeşleri, geçici işçi ve öğretmen istihdamlarının hepsi maalesef yolsuzluk olarak kabul edilmektedir.
Ancak bu yolsuzluklar sadece hükümet yetkililerine mal edilemez. Çünkü partizanca veya nepotik ilişkiler referanslı olarak haksız, adaletsiz ve liyakatsiz bir şekilde devlet kaynağı ve istihdam talep eden toplumun bizzat-i kendisidir. İşte bu noktada, hukukun üstünlüğünün ve kurumsal yönetişimin tam olarak yerleşmediği bizim gibi ülkelerde en son Atatürk Öğretmen Akademisi (AÖA) Yasasında yapılan değişiklikte de görüldüğü üzere tam bir garabet, paradoks ve toplumsal riyakarlık ortaya çıkmış olmaktadır.
Patronaj ilişkisinin gereği olarak haksız, adaletsiz, partizanca ve nepotik ilişkilerle istihdam edilen geçici öğretmen ve kamu çalışanları için belirli bir süre sonra haksız elde ettikleri pozisyonlar için sendikaların da desteğiyle mağduriyet algısı yaratılarak adaletsizlikten ve haksızlıktan neşet eden mağduriyet için sözde hak yaratmak üzere AÖA gibi yasal değişiklik yapılmaktadır.
Siyasi rüşvet olarak haksızca ve gerekli liyakate sahip olmadan halkın sırtından yaratılan iş imkanları sonrasında yaratılan çalışan mağduriyeti algısı en sonunda yasal değişikle hak teslimine dönüşmektedir. Bu yapılırken de defalarca ardı arkası kesilmeyen aflarda ‘bu artık son kez yapılıyor yalanı gibi ‘bundan sonra geçici istihdam yapılmayacak’ palavrasıyla halkın aklıyla alay edilmektedir.
Neticede, kayırmacılık suç sayılmayan yolsuzluk türü olmasına rağmen bu yolsuzluk türünde rüşvet veren siyasi iktidar kadar geceli gündüzlü bu rüşvetin peşinde koşan necip toplumumuzun bireyleri de maalesef hatalı ve kusurludur.
