Bağımsızlık Yolu Omorfo Bölge Sorumlusu Celal Özkızan, Baraka Tiyatro Ekibi Sorumlusu Nazen Şansal ve Baraka Tiyatro Ekibi Oyuncusu Erol Ertugan, “Emeğin Gündemi” programına katılarak “Çeşitli boyutlarıyla ülkemizde sanatın ve sanatçıların içinden geçtiği süreçleri ve bir direniş yolu olarak sanat” konularını irdelediler.

Özkızan: Sanat, zor durumlarla baş etmenin ön koşuludur

Bağımsızlık Yolu Omorfo Bölge Sorumlusu Celal Özkızan, çocukken Omorfo’da izlediği ilk oyundan bahsederek, izlediği diğer tiyatro oyunlarında da devam eden “ben de o oyunun bir parçasıydım” hissiyatı yarattığını ve üzerine uzun uzun düşündüğünü dile getirdi. Tiyatronun, insanın kendisi, hayatı ve çevresi üzerine düşünebilmesini sağlayan etkili bir araç olduğunu söyledi. 

Özkızan, sanatın her şey güzel olduğunda ortaya çıkan bir durum olmadığını, zor durumlarla baş etmenin ön koşulu olduğunu ifade etti.

Özkızan, ortada hiçbir sahne yoksa bile oyuncuların kendilerini sahneleyecek yeri mutlaka bulduğunu ama devletin tiyatro binasının olmasının da önemli olduğunun altını çizdi. Bu durumu, Kıbrıslı Türk halkının on yıllardır verdiği var oluş mücadelesinde verdiği mücadelenin olanakları olmamasın ve imkan sağlayacak devlet kurumlarının olanakların altını oymasına rağmen mücadelenin bir şekilde devam etmesine benzetti.

“İşi yapan kişinin demokratik bir şekilde karar
verebileceği mekanizmalar yaratmamız gerek”

Bizim iyi yöneticilere değil, kendi kendimizi yönetebileceğimiz, işi yapan kişinin demokratik bir şekilde karar verebileceği mekanizmalar yaratmamız gerektiğini ifade eden Özkızan, insanların kendi çalıştıkları yerlerde söz sahibi olması için özel sektörde sendikayı, üretimde kooperatifçiliği dile getiriyoruz dedi. Yöneticiler iyi insanlar olsa da bizim iyi insanların iyiliğine muhtaç olmayacağımız demokratik bir toplum hayalini kuruyoruz şeklinde konuştu.

Özkızan, büyük ve karmaşık meseleler söz konusu olduğunda CTP, TDP gibi kendisine sol diyen hükümetler “biz de çok isterdik ama elimizde olmayan sebepler vardı” derken, kimsenin müdahale etmeyeceği bir cümle değişikliğiyle hallolabilecek değişiklikleri bile yapmıyorlar dedi.

Şansal: Toplu taşıma insanın sosyalleşmesi
ve şehrini tanıması açısından çok önemlidir

Baraka Tiyatro Ekibi Sorumlusu Nazen Şansal, bugün Baraka Kültür Merkezi’nde direnişin tiyatrosunu yapmasında, çocukluğunda ilk izlediği tiyatroların etkisi olduğundan bahsederek, her seferinde belediye otobüsüyle tiyatroya giderken ve dönerken ki çocuğun farklı olduğunu anlattı. Hatırladığı ilk tiyatro oyunundan bahseden Şansal, sahnenin büyülü dünyasından nasıl etkilendiğini ve farkındalık yarattığını aktardı. 

Toplu taşımanın sadece insanı bir yerden bir yere götüren araçlar olmadığını ifade eden Şansal, insanın sosyalleşmesi ve şehrini tanıması açısından çok önemli olduğunu vurguladı. Bu yüzden ülkemizde eksikliğini hissedildiğini belirtti.

Şansal, Tiyatro bu kadar etkili bir araçken ve insanların dönüşümünde bu kadar etkili bir yerdeyken, Devlet Tiyatrosu’nun veya başka tiyatroların insanlara ulaşıp bir şeyler söylemek istediğini anlattı. Devlet Tiyatrosu’nun sahnesinin 25 yıl önce çıkan bir yangında kül olduğunu ve onarılmadığını belirterek bu durumun Devlet Tiyatrosu’nun bir şeyler üretmesine engel olmadığını ifade etti. Devlet Tiyatrosu oyuncularının göçebe bir şekilde çok zor koşullarda oradan oraya taşınarak farklı farklı sahnelerde oyunlarını sahnelemeye devam ettiklerini belirtti.

Her gelen hükümetin sanata çok değer verir gibi görünmesine rağmen yanan Devlet Tiyatrosu binasının tamiri için bütçe ayrılmaması bu devletin en büyük kayıplarından bir tanesi olduğunu söyledi. Sadece Devlet Tiyatrosu değil, belediye tarafından yarım bırakılan Başkent Tiyatro Projesi’nin de binasının da tamamlanmadığına değinen Şansal, geçtiğimiz 27 Mart’ta bu projeyi hatırlatmak için eylem yaptıklarını anlattı. Bunların olmamasını bir başkentte, kültür sanat hayatında çok önemli bir eksiklik yarattığını belirtti. 

Salamis, Soli örneklerini vererek binlerce yıl önce kurulmuş dünyanın çeşitli yerlerindeki antik kentlerle bakıldığında her şeyden önce, en merkezi yere amfi tiyatroların kurulduğundan bahsetti. Bizim bundan mahrum bırakıldığımızı dile getiren Şansal, Devlet Tiyatrosu oyuncuları, Belediye Tiyatrosu oyuncuları ve amatör, profesyonel bütün oyuncuların her koşulda üretmeye devam ettiğini söyledi.

“3’lü kararnameyle müdür atanmasına karşı olunmalı”

3’lü Kararname ile bütün devlet dairelerine müdür atanmasına karşı olduğunu ve olunması gerektiğini vurgulayan Şansal, müdür mevkisinin siyasetin, hükümetin görüşlerini o daireye yansıtmak anlamına gelmemeli, belirli kriterler neticesinde gelinen bir mevki olmalıdır dedi. Neredeyse 1-2 yılda değişen hükümetlerle birlikte kurumların devamlılığının, verimliliğinin ve bilimselliğin aksadığını belirtti. 

Şansal, Devlet Tiyatrosu’nun müdürünün diğer dairelerin müdürleri gibi 3’lü Kararname ile atandığını, her gelen hükümetin tiyatro hangi bakanlığa bağlıysa o bakanın uygun gördüğü kişiyi atadığını ve atanırken hiçbir vasfın aranmadığını aktardı. Bu yüzden atanan kişilerin tavrından ve kişiliğinden bağımsız olarak özerk bir tiyatro yasası gerektiğinin altını çizdi. 

“Özgür bir tiyatro için ‘Özerk Tiyatro Yasası’ şart”

Şansal, sanat bir yaratma süreci ve insanın tarihini anlatmak için, bir hikaye anlatıcısıysa bunun özgür bir şekilde ve sanatçıların sorumluluğunda yapılabilmesi gerektiğini söyledi. Bir müdürün oynanacak olan oyunun yasaklaması kadar onaylamasının da bir sansür olduğunu belirten Şansal, Özerk Tiyatro Yasası’nın sadece tiyatroda siyasi atamayı ortadan kaldırmayacağını aynı zamanda sanatın, tiyatronun belli disiplinler içinde yapılmasını, oradaki kamu çalışanlarının özlük haklarını, sanat emekçisi kişilerin güvenceli çalışmasını, çalışma saatlerinin düzenlenmesini ve emeklerinin hakkını alabilmesini de sağlayacağını açıkladı.

Özerk Tiyatro Yasası’nın eksikliğini ve Devlet Tiyatrosundaki siyasi atamaların yarattığı sancıları 4-5 yıl önce Yaşar Ersoy’un “Yangın Yerinde Kabare” oyununun Devlet Tiyatrosu’nun repertuarından çıkarıldığı zaman gördüğümüzü hatırlatan Şansal, Devlet Tiyatroları’nda özerkliğin sağlanmasının önemine dikkat çekti. Tiyatronun özerkliğinin sanatın içeriğine yöneticilerin karışmaması, maddi anlamda ise devletin her türlü desteği sağlaması ve denetimi yapması anlamına geldiğini açıkladı.

Kendine sol diyen, sanatın özgürlüğünü savunduğunu iddia eden hükümetlerin, CTP’de TDP’de kendilerine öyle tarif ediyorlarsa başka partilerin de geçmişte devlet tiyatrosunun bağlı olduğu bakanlığı aldığının altını çizen Şansal, hiçbirinin Devlet Tiyatrosu Yasası’ndaki tek bir cümleyi bile dokunmadıklarını söyledi. “Müdürün oynanacak oyunlara karar verme yetkisi” maddesini bile değiştirmediklerini ekledi. Şansal, bu durumun bir ihmalden veya başka önemli işlerden dolayı unutulmadığını belirterek kasıtlı olarak yapıldığını söyledi. Gelmiş geçmiş ve Devlet Tiyatro’larına müdür atamış kendini sanatsever olarak lanse eden bir sürü hükümetin Özerk Tiyatro Yasası’nı da yapabileceğini çünkü sanatçılar tarafından hazırlanıp önlerine dahi koyulduğunu hatırlan Şansal, “neden Devlet Tiyatrosu’na kendi müdürlerini atayıp, sanatçıların oynayacakları oyuna izin vermek istediler?” sorusunu yöneltti. 

“Shakespeare’in büyülü dünyası ve emek dünyasını çarpıştırmak istedik”

Baraka Tiyatro Ekibinin son oyunu olan Shakespeare’in Şen Kadınları’ndan bahseden Şansal, oyunun Shakespeare’in çeşitli oyunlarında yarattığı güçlü kadın karakterlerin ataerkinden kaçıp ormanda yaşamasıyla başlayıp daha sonra paraları bitince bu dünyaya çalışmaya gelmeleriyle devam eden bir hikayesi olduğunu aktardı. Şansal, oyundaki esas meselenin Shakespeare’in bir zamanlar yarattığı çok güçlü kadın karakterin bugünün emek dünyasında hem de Kıbrıs’ta güvencesiz, sendikasız, işten atılmaya açık bir pozisyonda çalıştırmaya başlarsak ne olur’u anlamaya çalışmak olduğunu ekledi. Oyunda, kadın oldukları için, tacize, mobinge veya birtakım ayrımcılıklara uğruyorlarsa yine Shakespeare’in oyunlarında olduğu gibi erkek kılığına girseler ve erkek bir emekçi olsalar bugünün Kıbrıs’ında çalışma koşullarına direnebilirler mi?, tek başlarına dayanabilirler mi?’yi tartışmaya çalıştıkları açıkladı. Shakespeare’in büyülü dünyasını ve emek dünyasının çıplak gerçeklerini çarpıştırmak istediklerini belirten Şansal, bu çarpışmadan ortaya çıkan mesajları da seyircinin gözü önüne serip, çözümü biraz da onlara bıraktık dedi.

“Sanat ve siyaset birbirine bağlı zincir gibidir”

Şansal, oyunun mesajların içeren “Kasiyer’in Şarkısı” ve “Motor Kuryenin Şarkısı” isimli iki parça kullanıldığından bahsederek şarkıların Sol Anahtarı Müzik Grubu tarafından bestelendiğini ve “Kasiyer’in Şarkısı” isimli parçanın Devrimci Müzik Platformunun içerisinde 1 Mayıs’ta çalınmak üzere bir albümde yer aldığını ekledi. Şansal, oyundaki ana karakterlerden bir tanesinin Kıbrıs’a kasiyer olarak gelmesinin bir sebebini Bağımsızlık Yolu’nun tespit edip mücadele ettiği, kasiyerlerin oturamaması, Kiler Market’e kasiyerlere yapılan eziyet olduğunu açıkladı. Partinin yaratığı etkinin tiyatroya yansımasını sanatın ve siyasetin iç içe olmasının göstergesi ve birbirine bağlı bir zincir olarak değerlendirdi.

“İfade ve sanatın özgürlüğü geri adım atılarak savunulamaz”

Şansal, güney Lefkoşa’daki Antilogos Tiyatrosu’nun bir süre önce Girne Düşünce Derneği’nin davetlisi olarak ‘Annesi’ isimli oyunu Girne Belediyesi Oda Tiyatrosu’nda sahneleneceğini fakat Girne Düşünce Derneği’nin alınması gereken belgelerin verilmediğinden kaynaklı olarak oyunun iptal edildiğini söyledi. Böylece faşist, 1974’te olanların konuşulmasına tahammülü olmayan zihniyetlerin oyunu yasakladığını düşündük ve engelleme girişimine karşı tepkilerimizi dile getirdik dedi. Zaman içerisinde yapılan şeyin yasaklama, engelleme olmadığına dikkat çeken Şansal, Girne Düşünce Derneği’nin yapması gereken bütün yasal prosedürleri yerine getirmesine rağmen derneğe açılan bir telefonla Kaymakamlığa bildirilmesi ve oradan da izin alınması gerektiği söylendiği için, Antilogos Tiyatrosu oyuncularının fikrini almadan oyunu oynatmama kararı aldıklarını, burada bir geri adım olduğunu fark etmiş olduk dedi.

Yabancıların sahne almasının izne bağlı olduğunu söyleyen hiçbir yasa olmadığını vurgulayan Şansal, bir zamanlar yapılmış olan ‘Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Yasası’nda eylem yapılacağında kaymakamlıktan izin alınması gerektiğini söylediğini fakat bu yasanın gösteri sanatlarıyla hiçbir ilgisi olmadığı gibi 19 Temmuz davaları neticesinde mahkemenin Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Yasasının Anayasa karşısında uygulanamayacağı kararını aldığını söyledi. Şansal, ifade özgürlüğü ve sanatın özgürlüğü geri adım atılarak savunulamayacağını, üstüne giderek savunulabileceğinin altını çizdi. İnsan haklarından, ifade özgürlüğünden dem vuran hiçbir hükümetin, mahkemenin bile uygulanamaz dediği Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Yasasını yürürlükten kaldırmadığını ekledi. Şansal, Antilogos Tiyatrosu’nun “Annesi” oyununun özellikle Girne Belediyesi Oda Tiyatrosu’nda oynanması için Baraka olarak gerekli girişimlerde bulunduklarını ve üzerlerine düşen sorumluluğu yerine getireceklerini açıkladı.

“Sanat ve tiyatro siyasetten arındırılamaz ve arındırılmamalı”

Şansal, tiyatronun politikasız olmayacağını belirterek insanın hiçbir faaliyetinin siyasetten ayrı düşünülemeyeceğini vurguladı. Siyasetten derken sürekli değişen hükümetlerden değil, bir ideolojiden, insanlara ve doğaya bakış açısından bahsettiğini aktardı. Sanatın ve tiyatronun siyasetten arındırılamayacağını ve arındırılmaması gerektiğini söyledi. Şansal, tiyatro, devletin ve hükümetin fikirlerinden baskısından özerk olup sanatçılar tarafından yönetildiği zaman oluşacak fikir çatışmalarıyla sanatın ilerleyebileceğini söyledi. Her sanatçının bilerek veya bilmeyerek kendi dünya görüşünü sanatına karıştırdığını belirtti.

“Sanatla direniş eninde sonunda insanlığı daha güzel bir yere götürecek”

Her dönem egemen olan sanatın egemen olan sınıfın sanatı olduğunu ifade eden Şansal, içinde yaşadığımız sistemde egemen olan sınıfın sermaye olduğunu belirtti. Dolayısıyla popüler olan bir şiir veya çok satan bir roman okuduğunuzda onun egemen olan sınıfın sanatı olma ihtimalinin çok yüksek olduğunu ve o gözle değerlendirmek gerektiğini ekledi. Şansal, bu yüzden bizim sanatımız direnişin sanatı olmak zorunda diyerek sanatımızla sermayenin sanatına, vur kaççı sermayeye, insanca yaşamak için bütün haklarımızın elimizden alınmasına, postmodern sanata direniyoruz şeklinde konuştu. Sanatla direnişin eninde sonunda insanlığı daha güzel bir yere götüreceğini vurguladı.

“Etik değerlerimizdeki yozlaşmanın sebebi sanatın yeterince desteklenmemesi”

Şansal, içerisinden geçtiğimiz bir sürü sancılı sıkıntının yanı sıra toplum için gündemde kalması gereken iki konuya değindi. Bunlardan birinin, Türkiye’den dayatılan gerici politikaların ve postmodern düşüncenin etkisiyle akıldan ve bilimden uzaklaşan bir güzergaha doğru sürükleniyor oluşumuz olduğunu söyledi. Sanatın ve bilimin beraber hareket ettiğini dolayısıyla akıl ve bilimle buluşmaya, sanatla direnirken bunu da içine katmak zorundayız dedi. Şansal, bir diğer konunun ise son günlerde çok fazla gördüğümüz yozlaşma, sahtelikler, diploma krizlerinden kurumlarımızın yıpratılmasına kadar pek çok boyutu olan bir mesele olduğunu ifade ederek “Bir toplumun etik değerleri estetik değerleriyle birlikte yükselir veya birlikte yozlaşır. Dolayısıyla etik değerlerimizde bu yozlaşmanın bir sebebi de sanatın da yeterince desteklenmemesi ve geliştirilmemesi” dedi.

Ertugan: Devlet ve Belediye Tiyatroları Binasına Verilmeyen Önemle Sanat Yapmak Bilerek Zorlaştırılıyor

Baraka Tiyatro Ekibi Oyuncusu Erol Ertugan, izlediği tiyatro oyunlarına değinerek, hayatın içerisinde tiyatrodan öğrendiği çok fazla şeyin olduğunu dile getirdi. Tiyatro sayesinde gözlem yapma ve insanın hayatında neyi ve neleri nasıl değiştirdiğini gözlemle alışkanlığı edindiğinden bahsetti.

Ertugan, sahnenin oyuncu için önemli bir yer olduğuna değinerek kendine ait bir yerinin olmasının, nerede oynayacağını bilmenin ve oraya hakim olmanın öneminden bahsetti. Fakat sahnenin olmayışının bir engel olmadığını Devlet Tiyatrosu oyuncularının sahneleri bile olmadan oynayabildiklerini ancak bu durumun sahneyi yıllardır inşa etmeyen yetkililerin ayıbı olduğunu söyledi. 

Sanatın her zaman insanların, insanlara bir şeyleri anlatma ve ayna olma çabası olduğunu belirten Ertugan, bu yüzden her toplumda sanatın yerinin çok ayrı ve önemli olduğunu söyledi. Devlet ve Belediye Tiyatroları binasına verilmeyen önemle sanat yapmanın bilerek zorlaştırıldığına dikkat çekti. Bunun sebebini bazı şeylerin söylenmesinin, aktarılmasının ve insanların da bunlara uzak olması istenilmesinden kaynaklı olduğunu açıkladı. 

“Baraka Tiyatro ekibi her zaman sanatla
direnen direnişin çok güzel bir örneği oldu”

Baraka Tiyatro Ekibinin her zaman sanatla direnen direnişin çok güzel bir örneği olduğunu belirten Ertugan, Dünya Tiyatrolar Günü nedeniyle kendisinin sahneden okuduğu mesajda, hayatla ve sanatla ilgili yaşadığımız sorunlara değindiğini ve aslında sanatın bir direniş aracı olduğunun da vurgulandığından bahsetti. Mesajda, Devlet Tiyatrolarının, özel tiyatroların sıkıntılarına ve derneklerin bütçe sorununa değindiklerini ekledi. Bu mesajı okurken çok gurur duyduğunu ifade etti. 

Ertugan, Baraka Tiyatro Ekibinin yaptığı tiyatronun diğerlerinden farklı olduğundan bahsederek oyunlarında toplumun yaşadığı sorunları korkmadan, çekinmeden dile getirdiklerini söyledi.

“Devlet Tiyatroları özerk bir yapıya getirilmeli”

Sanatın kendi bağımsız ve muhalif duruşunu, Devlet Tiyatrolarına siyaseti karıştırarak, müdür atayarak bozuyorlar, sanatı sanatlıktan çıkartıyorlar dedi. Sadece tiyatroda değil sanatın birçok alanında sanatçıların sansürle, engelle karşılaştığını ifade etti. Ertugan, Devlet Tiyatroları’nın özerk bir yapıya getirilmesi gerektiğini ekledi. Oyuncuların kendilerini daha güvende hissederek sahnede olabilmesi için ve toplumun gerçekleri sansürsüz bir şekilde görebilmesi için de bir ihtiyaç olduğundan bahsetti. 

Shakespeare’in Şen Kadınları Oyununun Gerçeklerle Yüzleştiren Bir Tarafı Var

Ertugan, Shakespeare’in Şen Kadınları oyunun çok dinamik, adı kadar şen ve izlerken çok güldüren aynı zamanda gerçeklerle yüzleştiren bir tarafı olduğundan bahsetti. Shakespeare’in döneminde olan olayların aslında halen daha günümüze kadar taşındığını belirten Ertugan, 2024 yılına gelmiş olsak bile emekçilerin, işçilerin karşılaştıkları sorunların o döneme kadar dayandığına tanıklık ettiren bir oyun olarak değerlendirdi. 

“Mücadele ve sanat birbirinden ayrılamaz”

Sanatın, mücadelede olmazsa olmaz bir parçası olduğunu ifade eden Ertugan, mücadeleyi ve sanatı birbirinden ayrılamayacağını söyledi. Hayatın her alanındaki mücadelenin sanatın içerisinde bir yer bulduğunu ekledi. Sanat bizim dilimiz olduğu müddetçe yaşadığımız ekonomik sıkıntılardan, sağlık sorunlarına, ulaşıma her şeye verdiğimiz tepkiler olmalıdır dedi. Ertugan, sanatın mücadelede kaçınılmaz doğal bir parçası olduğunun altını çizerek Baraka Tiyatro Ekibi olarak mücadelemizi sanatımızla duyurmaya çalışıyoruz dedi. Söylemek istediklerimizi sanatla daha özgür bir şekilde ifade edebildiğini belirtti. Mücadele var olduğu sürece sanat, sanat var olduğu sürece ise mücadele asla yok olmayacaktır dedi.

“Sanatla dur diyelim!”

Ertugan, herkesi sanatla her türlü faşizme, emperyalist sisteme karşı direnişe çağırdı. “hep birlikte direnelim, maalesef bugün çok kötü haldeyiz, yarınların da çok kötü gideceği gözüküyor. Buna sanatla dur demeliyiz” dedi.