Annan Planı dönemi tam bir kırılma noktasıydı.
Yıllardır hep kendi aynı çizgisinde olan ülkenin iki ana akım siyaseti, ki tam olarak öyle olmasalar da biz sol ve sağ diyoruz, Annan Planı dönemine de mevcut siyasetlerini güçlendirerek girmişlerdi.
Neydi bu iki siyaset..?
Sağ dediğimiz taraf “çözümsüzlük çözümdür” diyerek mevcut yapının devamında bir yapıyı savunurken, sol taraf 1960 yapısında ama bu sefer federasyon yönü daha güçlü bir yapının arkasında durmaktaydı.
Sonuç malum.
Bizim istediğimiz olmadı.
Rum tarafı 1960 yapısını tekelinde tutmayı başardı ve bu şekilde Avrupa Birliği’ne girdi.
Aslında bu adım Kıbrıs’ta 1960 devletinin tek sahibinin Rum tarafı olduğunun ilan edilmemiş resmi onayıdır.
Avrupa Birliği’ni oluşturan devletler, Birleşmiş Milletler anlaşmasına “hayır” demiş olmasına rağmen Güney Kıbrıs’ı üye yaparak Kıbrıs’taki durumu bu yönüyle kabul ettiklerini de onaylamıştı.
İşte bu kırılma noktasının ardından Kıbrıs sağ siyaseti değişime gitti.
Bu biraz da mecburi bir istikametti.
Kurucu Cumhurbaşkanı Merhum Denktaş’ın aktif olarak siyasetten çekilmesi ve görevi bırakmasıyla birlikte sağ cenahta ciddi bir “ne yapacağını bilememe” şaşkınlığı yaşandı.
Bu şaşkınlıkta o dönemki TC hükümeti ile aynı çizgide bir siyasette buluşamamış olunmasının da etkisi vardır.
Uzun bir süre sağ kanat şaşkın duruşuna devam etti.
Hem Kıbrıs konusunda hem de ülke iç siyasetindeki liderlik pozisyonunu kaybeden siyasi yapı bir süre sonra toparlanma sürecine girdi.
Bunda Türkiye’nin gösterdiği yapıcı yaklaşımın da payı büyüktür.
Ankara o günlerde “artık sizin modanız geçti” demedi ve sağ siyasete bir şans verdi.
Bir yol gösterdi ve yardım etti.
Onlar da bu şansı doğru kullandılar ve ortaya “iki devletli çözüm modeli” çıktı.
“Çözümsüzlük çözümdür”den sonra gelinen bu nokta aslında bir devrimdir denilebilir.
Ama “sol”da bu olmadı.
Onlar hala aynı politikada ısrar edip yola o şekilde devam etmeyi sürdürdüler.
Ama olmadı ve ciddi bir hüsran yaşandı.
Buna rağmen değişim olmadı ve bugüne kadar geldik.
Bugün artık ortada yine sağ ve sol diyebileceğimiz iki farklı siyaset yapısı mevcut.
Birisi “iki devletli” derken diğeri hala “federasyon” demekte.
Sol siyaset hala federasyon diyor demesine ama onlar da ufak bir değişiklik yaparak hemen arkasına bir “ama” eklemesinde bulunuyorlar.
Yani, sol bugün “federasyon, ama” modeline geçmiştir.
Ancak mevcut yapı her iki taraf için de yeterli değildir.
Hem sol hem de sağ başladıkları işi tamamlamak zorundadırlar.
Her iki yapının da yeni politika üretmesi halkın en büyük beklentisidir.
Mevcut haliyle iki devlet de federasyon da halkın beklentilerini karşılamamaktadır.
İki devlet modelinin bir çatıya ihtiyacı vardır.
Buna karar verilmeli ve halka anlatılmalıdır.
Örneğin, sadece “iki devletli” yerine “AB çatısı altında iki devletli çözüm” denilmesi bile halk nezdinde mevcut olandan çok daha fazla destek ve sahiplenme yaratacaktır.
Diğer taraftan sol yapının de federasyon ısrarından vazgeçmenin bir mağlubiyet veya yanılgı şeklinde algılanmayacağını kabullenerek gerçekler ışığında revizyona gitmesi de halkın temel beklentileri arasındadır.
Her iki tarafın ortak bir modelde buluşmasına mevcut siyasi yapıdan kaynaklanan ciddi engeller vardır.
O nedenle de siyasi anlayışlarından vazgeçmelerini beklemek hayalcilik olur.
Ama eğer sol da artık “gerçekler” temelinde hareket ederse ortaya mutlaka çok daha faydalı siyasetler çıkacaktır.
Sol yapının yeni siyasete karar verirken göz önüne alması gereken en temel gerçek Rum tarafının beklentileridir.
Bugüne kadar kendisini Rum tarafının gerçeklerine ve beklentilerine yaklaştırmaya çalışan sol siyaset eğer bundan vazgeçer ve Kıbrıs Türk tarafının beklentilerine yönelirse ortaya belki de sağ yapının da ötesinde daha güçlü bir çözüm modeli çıkacaktır.