İKİ ÇOCUĞUMUZ BU KADAR MI FARKLI OLUR?
Sevgili Ayla Hanım, biz iki oğul sahibiyiz. Otuz ay ara ile dünyaya geldiler. İki çalışan kişi olarak öncelikle anne ve babalarımızın, ardından bakıcı ve okul öncesi kurumların desteği ile onları bu yaşa getirdik. Şimdi biri orta birde, diğeri orta okulun son sınıfındadırlar.
Okullar yeni açıldı ama bizim sorunlarımız eskidir.
Küçük oğlum, ne kadar disiplinli bir çocuk anlatamam. Dinlensin, daha fazla çalışmasın diye defterlerini, kitaplarını saklarım. Büyük ise çok umursamazdır. Çalışmaz, ödev yapmaz, isyankâr bir yapısı vardır. İkisini de biz yetiştirdik ve iki kardeş bu kadar mı farklı olur?
Birine "çalışma yeter" deriz, öbürüne ise sürekli görevlerini hatırlatmamız gerekir. Büyük, arkadaşları ve öğretmenleri tarafından çok seviliyor. Öğretmenlerinin söylediğine göre, akıllı ve saygılıymış. Biraz çalışsa, çok başarılı olurmuş. Ama çalışmıyor. Bizim çırpınışlarımızı umursamıyor bile. Lisede devlette okumak istermiş. Boşuna para harcamamıza gerek yokmuş. Dün akşam "yakamdan düşün" diye bağırdı ve odasına kapandı. Şaşırdık kaldık. Sadece, "öğretmenlerin bugün ödev verdiler mi" gibisinden bir şeyler sormuştuk. Bir öfke anlatamam size. Ufak oğlan, sessiz, o da odasına kapandı. Kaldık eşimle baş başa. Ne yapacağız, inanın bilmiyoruz. Akıllı, dışarıda harika bir çocuk. Saygılı, yardımsever. Ama gelin görün ki durum bu. Sorumluluklarını istemez ve kesinlikle isyankâr bir çocuktur. Ne yapalım, sizce nasıl bir yaklaşım uygulayalım?
Rumuz: ÇÖZÜM LÜTFEN
Yaşları yakın iki kardeşin bu kadar farklı özellikler geliştirmeleri tesadüf değildir. Pek çok ebeveyn, zıt karakterler taşıyan çocukların yetişmesine tanık olmuştur. Ve ebette sizin gibi sorgulamalar da yapmışlardır.
Çocuklar sanki kendi aralarında bir şeyleri paylaşmışlar gibi. Biri çalışkan öteki sosyal ilişkilerde başarılı, biri görev sorumluluğu yüksek öbürü asi bir karakter geliştiriyor…dediğiniz gibi çok farklılar. Ama ortak tarafları, düzgün, akıllı, sevgi dolu çocuklar. Üstelik onları çok seven anne babalara sahipler.
Elbette büyük oğlunuzun isyankârlığında ergenliğinin de etkisi var. Bunun yanında, aile içinde kendini yetersiz hissettiği, kardeşi ile kıyaslandığı bir algı da geliştirmiş olabilir. "Bana boşuna masraf yapmayın, devlet okuluna gideyim" sözlerinin ardında güvensizlik ve yetersizlik duygularını barındırıyor olabilir. Ne yaparsanız yapın, değersiz olduğuna hükmederse eğer, benlik algısı ile ilgili gelişimini buna göre yapar.
Bu nedenle, öncelikle evinizde başarı odaklı bir aile ortamı oluştuysa bir tuzağa düşmüş olabilirsiniz. Ev, okul değildir. Okul başarı odaklı olmak zorundadır. Öğretmen de elbette. Ama aile bağları çok daha fazlasını içerir. Değer duygusunun, sevgi ve güven bağının tohumları çocuk ebeveyn ilişkisinde can bulur. Bu nedenle başarı odaklı bir ev ortamı yerine, anne, baba, çocuk ilişkisinin ve çift ilişkisinin çok güçlü ve egemen olduğu aileleri doğru bulurum.
Demek istediğim, büyük oğlunuz işe yaramaz olduğuna kanaat getirmiş ve buna uygun davranıyor olabilir. Sevilen, çekici bir genç erkek olduğunu dikkate almayabilir. Yetersizlik olarak algıladığı farklılıklarına boyun eğmiş olabilir. Oysaki farklı olması kadar doğal bir şey yok. Bu farklılıkları ile kabul görecek ve yaşam yolunda doğru adımlar atabilecek.
Öncelikle yuvanızı, saklı cennetinizi gözden geçirmenizi öneririm. Ailesiniz, çiftsiniz bir de. Bunların getirileri o kadar muhteşemdir ki değerlendirin. Yuvanız okulun devamı değildir. Çok daha fazlasıdır.
Yani, önceliği aile üyelerinizin en önemli gereksinimi olan duygusal ve sosyal ihtiyaçlara verin.
Bu arada oğullarınız, bazı hakların görevlere bağlı olarak elde edildiğini önce evde öğrenmelidirler. Ders çalışsın diye, evdeki görevlerinden muaf olan çocuklar var, ne yazık.
Ders, ödev, sınav…her neyse. Onların dışındaki dinamikleri canlandırın ve aile birliğini güçlendirecek onay ve sevgiyi cömertçe, çocuklarınıza sunun. Böylece biri görev odaklı diğeri "başarısız" rollerini seçmez.
Aile ortamı, muhteşem bir öğretici ve geliştirici yapıdır. Çocuk, bazı hakların görevlere bağlı olduğunu ilk önce evde öğrenir. Kendinden büyüklerin işlerine yönelik tutumları, kendi öğrencilik “işinin” ciddiyetini anlamasına yardımcı olur. İşlerine duydukları saygıyı ve elde ettikleri başarıyı çocukları ile paylaşabilen anne babalar, çalışmanın haz kaynaklarıyla yani ödülleriyle çocuklarını tanıştırmayı başarırlar. Bununla beraber, okul başarısını her şeyin önüne koymak hatta çocuğun gelişimi için önem taşıyan pek çok sosyal görevi ve etkinliği ondan geri almak ya da onu muaf tutmak sakıncalıdır. Okul başarısı yaşamın içinde birebir bulunarak; yaşama, sorumlulukları ile katılarak elde edilmelidir. Bu bütünün içinde örneğin çöpleri dökme, küçük kardeşine bakma, yaşlı bir komşunun bazı işlerini yapma gibi sorumluluk bilincini geliştirecek görevler ihmal edilmemelidir. “Sen çalış, Senden tek istediğimiz başarman” tarzındaki yaklaşımın, kısıtlayıcı ve başarıyı engelleyici bir at bakışı olduğu unutulmamalıdır. Bu; başarı odaklı bir evi çağrıştırır ve ana babanın yorucu, masraflı ve iyi niyetli çabaları işe yaramayabilir.
Unutmamamız gereken önemli bir nokta, çocuğun başarı konusuna bakışının öğretmeninden ve ebeveyninden farklı olduğudur. Çocuk için önemli olan kendini başarılı hissetmesidir. Bu sadece derslerde alınan notlarla ilgili değildir. Arkadaşları ile olan ilişkileri ve grup içerisindeki değeri de önemli bir belirleyicidir. Kendisi ile ilgili yargılarını oluşturmada, yetişkinlerle ilişkisi ve akran grubundaki konumu; çocuk için yönlendirici görev yapar. Bu ilişkiler birbirleri ile tutarsız olduğunda çocuk uygun davranış kalıplarını belirlemede zorluk çeker.
Her şeyin yolunda olduğu, dengeli, sağlıklı bir ortamda yetişen çocuk için, doğal olarak başarı şansının yüksek olması beklenecektir. Çocuğun, başarıya yönelik bütün ihtiyaçlarını yerine getiren anne babanın beklentilerinin ön plana çıkması da anlaşılır bir durumdur. Aile desteğinin başarıdaki tartışılmaz rolü de ortadadır. Burada dikkat edilmesi gereken en önemli nokta, bu desteğin nasıl olacağıdır.
