İnsanın hayattaki yolculuğu, dikensiz bir gül bahçesinde geçmez. Yaşam yolculuğumuzda, neşeyi, huzuru, mutluluğu bulsak da; acılar, umutsuzluklar, örselenmeler her birimiz için iş başındadır.

      Mutluluk; sürekliliği olan veya cepte taşınan bir şey değil. Başlangıçtan beri, başarı ile birlikte, iyi bir hedeftir. Kaçıp kaçıp tekrar dönen, dönerken de kılık değiştiren bir sevgili gibidir. Her gelişinde kucaklarız, her ayrılıkta hüsran yaşarız. Bazılarımız ise döndüğünü, dönmek istediğini göremeyecek kadar içsel acılar içinde kavruluruz. Bunun adı yalnız hissetmektir ve aslında derin bir ruhsal acıdır.

      Derin ruhsal acıyı araladığınızda, ciddi örselenmelerle karşılaşırsınız. Yaralar. İyileşebilecek olandan, kansere dönüşmeye hazır olan nice yaralar barındıran duygusal bütünlükler; kimi zaman kuytu bir köşede, kimi zaman kalabalıklar içindedir.

      Başarılı veya mutlu veya üretken ve kendinden memnun görünen insanın ta içerilerinde saklı olan örselenmeleri ile yüzleşmesi, onu sarsabilir. Bir yerlerde saklı olanlar; geçmişte yaşayıp iz bırakanlardır ve ortaya çıkması kişinin kalkanının düşmesine, yaşam dengesinin alt üst olmasına neden olabilecek güçtedir.

      Geçmişte yaşadıklarını reddediş; zaman akışı içinde güçlü bir unutma imparatorluğunun inşasına doğru gider. Bu yargılamaya veya "gerçekleri ortaya çıkarmak gerek" gibi bir doğru kalıba sığamayacak kadar gerekli bir reddediştir ve bir adı vardır: Travma İnkârı. Duygusal bütünlüğün yaşadığı ve ömrü boyunca yaşamaya mahkûm edildiği hapishaneden kurtulmasının bazen tek yolu, büyük acıları bir yere kilitleyip unutmaktır. Kişi başka türlü yola devam edemez.

      Gerçek bir iyileşme için kilitli kutular işe yarar mı? 

      Bilim insanları anne karnındaki bebeğin bile duygusal örselenmeye açık bir hedef olduğunu anlatıyorlar. İster duygusal, ister bedensel veya zihinsel bütünlüğü etkiliyor olsun, kişinin taşıdığı yükten kurtulmak için zamana gereksinimi olacaktır.

      Gerçek iyileşme için inkâr imparatorluğunun taşları sabırla sökülmelidir. Zorlamadan, mecbur bırakmadan ve kalıplara sığınmadan. Bir kişinin veya durumun veya yaşamsal akışın bıraktığı izlerin derinliğini ölçmek pek mümkün değildir ve yüzleşmek başka bir yıkıma neden olabilir. Gerçek yaşamın içinde, travmanın oluşumuna neden olan kişi  anne, baba, kardeş gibi duygusal ve  biyolojik bağla bağlı olunan biriyse hele.

      Kalkanların en önemli görevi de budur. Dayanılmaz ızdırap ile araya mesafe koyar ve unutmanın huzurlu sessizliğinde yaşamayı umarsınız. Ancak hak etmediğiniz bir gerilimli huzursuzluk; sıklıkla yaşamınıza konuk olur. Bir şekilde, içerinizdeki "ben", rahatsızdır, tutsaktır ve özgürlük ister.

Bu da yüzleşmek demektir. Başardığınızda, doğru ve iyi hissedersiniz. Bir şekilde size ait olmayan ve başkalarının bıraktığı izleri iyileştirecek güce sahip olursunuz.

      Affetmek mi?

      O ayrı bir konudur. Hazır olmadan kalkanlardan kurtulamadığımız gibi affetmek için de zaman gerekir. Güçlenmek, zarar verenden daha güçlü olmak veya sadece iyileşmek bile affetmeyi düşünmeyi başlatabilir.