KKTC'de trafik cezalarının önemli ölçüde artırılması kamuoyunda farklı tartışmaları da beraberinde getirdi.
Bir kesim bu düzenlemeyi trafik terörüne karşı gerekli ve yerinde bir adım olarak değerlendirirken, diğer kesim cezaların tek başına yeterli olmayacağını savunuyor.
Aslında bu tartışma yalnızca KKTC'ye özgü değildir. Dünyanın birçok ülkesi yıllardır aynı soruya cevap aramaktadır: Trafik güvenliğini sağlayan temel unsur ağır cezalar mıdır, yoksa iyi tasarlanmış bir sistem mi?
İlk bakışta cevap oldukça basit görünmektedir. Kuralları ihlal edenlere daha ağır cezalar uygulanırsa insanlar kurallara daha fazla uyar. Ancak uluslararası deneyimler ve bilimsel araştırmalar bunun tek başına doğru olmadığını göstermektedir.
Trafik güvenliğinde başarılı olan ülkelerin ortak özelliği, cezaları artırmaları değil; ceza, denetim, eğitim, teknoloji ve yol mühendisliğini aynı politika içinde birleştirmeleridir.
Bugün dünyada trafik güvenliği konusunda örnek gösterilen ülkelerin başında İsveç gelmektedir. İsveç, 1997 yılında "Vizyon Sıfır" projesini başlatarak, trafik politikalarında köklü bir değişime gitmiştir.
Bu anlayışın temelinde önemli bir ilke bulunmaktadır: İnsan hata yapabilir. Dolayısıyla amaç, hataları tamamen ortadan kaldırmak değil, bu hataların ölümle sonuçlanmasını engellemektir.
Başka bir ifadeyle sorun yalnızca sürücünün dikkatsizliği değil, aynı zamanda yolun, aracın ve trafik sisteminin bu hatalara ne kadar hazırlıklı olduğudur.
Bu yaklaşım yalnızca İsveç'e özgü değildir. Norveç, Hollanda ve Finlandiya gibi ülkeler de benzer politikalar uygulayarak dünyanın en güvenli karayolu sistemlerini oluşturmayı başarmıştır.
Burada dikkat çekici olan ise bu ülkelerin başarılarının yüksek para cezalarından çok, etkin denetim ve akıllı altyapı yatırımlarından kaynaklanmasıdır.
Örneğin Hollanda'da yollar sürücüyü doğal olarak yavaşlatacak şekilde tasarlanmıştır. Daraltılmış şeritler, yükseltilmiş yaya geçitleri, bisiklet yollarının araç trafiğinden ayrılması ve güvenli kavşak tasarımları sürücünün hata yapma ihtimalini azaltmaktadır.
Keza Finlandiya'nın başkenti Helsinki şehir merkezinde hız limitlerini düşürmüş, yayalara öncelik tanımış ve teknolojik denetim sistemlerini yaygınlaştırarak bazı yıllarda trafik kaynaklı ölümleri sıfıra yaklaştırmayı başarmıştır.
Buradan çıkarılması gereken önemli ders şudur: Trafik güvenliği yalnızca cezalandırma politikası değildir; aynı zamanda bir kamu yönetimi ve şehir planlama meselesidir.
Kamu politikası literatüründe sıkça vurgulanan bir husus vardır: Bir kuralın ihlali halinde yakalanma olasılığı, cezanın büyüklüğünden çoğu zaman daha etkilidir.
Başka bir ifadeyle, sürücüler çok yüksek para cezasından ziyade, ihlal yaptıklarında kesin olarak tespit edileceklerine inanırlarsa, kurallara daha fazla uyma eğilimi gösterirler.
Bu nedenle gelişmiş ülkelerde elektronik hız kameraları, ortalama hız ölçüm sistemleri, otomatik plaka tanıma teknolojileri ve düzenli alkol kontrolleri trafik güvenliğinin vazgeçilmez unsurları hâline gelmiştir.
KKTC açısından bakıldığında trafik cezalarının artırılması önemli bir adımdır. Özellikle aşırı hız, alkollü araç kullanımı ve cep telefonu ile araç kullanma gibi davranışların ciddi yaptırımlara tabi olması, toplumsal caydırıcılık açısından gereklidir.
Ancak bu düzenlemelerin beklenen sonucu verebilmesi için aynı zamanda denetim kapasitesinin de güçlendirilmesi gerekir. Aksi hâlde yüksek cezalar, uygulanma ihtimali düşük olduğunda beklenen davranış değişikliğini oluşturmayabilir.
Bunun yanında trafik güvenliğini yalnızca polis denetimine bırakmak da doğru değildir. Belediyelerin güvenli yol tasarımları yapması, karayollarının riskli kavşakları yeniden düzenlemesi, okullarda trafik eğitiminin güçlendirilmesi ve sürücü kurslarının niteliğinin artırılması da en az cezalar kadar önem taşımaktadır.
Çünkü trafik kazalarının önemli bir bölümü yalnızca sürücü hatasından değil, yetersiz altyapı, eksik işaretleme ve güvensiz yol tasarımlarından da kaynaklanmaktadır.
Bir başka önemli konu ise veri temelli yönetim anlayışıdır. Başarılı ülkeler, her trafik kazasını ayrıntılı biçimde analiz ederek hangi kavşakların, hangi saatlerin ve hangi ihlal türlerinin daha fazla risk oluşturduğunu belirlemektedir.
Böylece kaynaklar rastgele değil, en fazla risk taşıyan bölgelere yönlendirilmektedir. Bu yaklaşım hem kamu kaynaklarının daha verimli kullanılmasını sağlamakta hem de kazaların önlenmesinde daha başarılı sonuçlar vermektedir.
Sonuç olarak, trafik güvenliğini yalnızca para cezaları üzerinden tartışmak eksik bir bakış açısı olacaktır. Elbette caydırıcı cezalar gereklidir; ancak cezalar etkili denetim, güvenli yol tasarımı, teknolojik altyapı, kaliteli sürücü eğitimi ve güçlü kurumsal koordinasyonla desteklenmediği sürece kalıcı başarı sağlamak mümkün değildir.
KKTC'de yapılan yeni düzenleme, tek başına yeterli değildir. Asıl hedef, yalnızca daha fazla ceza kesmek değil, daha az kaza yaşanan bir trafik sistemi kurmak olmalıdır.
Dünyadaki başarılı örneklerin ortak mesajı da tam olarak budur:
Trafikte gerçek başarı, cezanın ağırlığında değil, insan hayatını merkeze alan bütünlüklü ve sürdürülebilir bir güvenlik sisteminin kurulmasındadır.